Selahattin Yolgiden, Gittiğim En Uzak Yer Sizdiniz

herkes bir sebepten ölür, sorun değil bu asıl sorun yalnızlığından kaçmaları bazılarının herkes birinin kalbindeki bir yeri açar dokunduğu zamana kadar bilinmeyen bir narı parçalayıp da her tanesine bir nar olduğunu anlatmak da neyin nesi ya da gittiğiniz her denizden aldığınız bir bardak su, deniz olduğunu bilir mi tek başına? …

Arif Nihat Asya’nın En Güzel Söylenişi Bu Olsa Gerek; Aff-ı Umumi

Kazayı, belayı, eceli; Habil’i, Kabil’i Melek olduğuna güç inandığım Azrail’i Affettim. Beddualarıyla dili; Sonu gelmeyecek masallarıyla Başı, ayağı, eli, Afettim. Açarken yapraklar, açarken güller Diyar diyar, belde belde, dağ dağ Gölgemin gölgesi kara haber, Seni de; Takdir, mukadderat, kader; Seni de affettim. Bahçemi beğenmeyen çiçekleri de, Soframı hor gören yemekleri …

Mehmet Akif Öztürk, Yalnızlığı Kim İcat Etti?

“Yalnızlık bir boşluktur içimizde; sisli yamaçlarında babalarımızın dev gölgesi dolaşır. babalar ki, bizde bitmeyen upuzun tiratlardır; bir masal ağacına benzeyen ellerini uzatıp ellerimizden çocuklarımızı okşarlar. torunlarına baba derler sonra, sürekli değişen sesleriyle torun çocuğunda hortlayarak. abalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.” Hasan Ali Toptaş İnsanın kendine bile itiraf edemediği yalnızlıklar vardır bu …

Kazım Güler, Sergüzeşt

büyüyeceksin çocuk, sıkı giyin kalbini. öğreneceksin; sana atılmayan her ok önce sana saplandığında. anlayacaksın; kavmin yanlış yerlere göçtüğünde hiçbir yerin doğru olmadığını. -bu hançer fazla büyük, iyisi mi göğsümde dursun. canımın yarısını kaybettim; denizin mavisi, kuşun kanadı kırıldı. canımın yarasını kaybettim; bir dağ oluştu kaybetmişliğimden. en iyi uzaktan bakılır sana; …

Ahmet Ömer Yazıcıoğlu, Nesin Sen?

Martın bir armağanıyım şu yaşam evrenine. Belki de kapanmayan boşluklardan birisiyim. Otuz iki farklı yöntemle anlatılır otuz iki farklı dil ile Önemsiz! Belki de martılara atılan simitlerin, Dökülen susamlarında ki günah bekçisiyim. Yüksekten bakınca ufak bir ayrıntıyım, Ayrıntıya bakınca yüksek bir ünlem. Tarihlerin sıralandığı rakamlar arası çizgiyim, Ya da Dünyaya …

Gerbrand Bakker, Yukarıda Ses Yok

Pederi yukarı attım. Önce onu bir sandalyeye koyup yatağı söktüm. Üzeri daha yalanıp temizlenmemiş birkaç dakikalık buzağı gibi oturup durdu o sandalyede, sarsak bir kafa ve bir yere sabitlenemeyen gözlerle. Battaniyeleri, çarşafları, döşek yüzünü çekip aldım; döşekle yatağı duvara yasladım; vidalarını söküp yatağın baş ve ayakuçlarını yan yüzlerden ayırdım. Mümkün …

Edward W. Said, Yersiz Yurtsuz

Yersiz Yurtsuz, büyük ölçüde yitik ya da unutulmuş bir dünyanın çetelesi. Bundan birkaç yıl önce, hekimlerin koyduğu tanıya bakılırsa ölümcül olan hastalığımı öğrendiğimde, doğduğum, çocukluk yıllarımı geçirdiğim Arap dünyasında ve ortaokula, liseye, üniversiteye gittiğim Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşadığım hayatın öznel bir muhasebesini ardımda bırakmanın ne derece önem taşıdığı birden kafama …

Andrey Platonov’un Çevengur Kitabından Bir Bölüm

  Eski taşra şehirleri viran ormanlıklarla bitişiktir. İnsanlar tabiatın içinden çıktıkları gibi yaşamaya gelirler buralara. İşte keskin gözleri ve insanın içini burkacak denli bitap yüzüyle bir adam çıkagelmişti böyle bir yere; her şeyi onarıp donatma becerisine sahipti, oysa kendi hayatını donatısız yaşıyordu. Tavadan çalar saate kadar her tür alet bu …

Levent Yılmaz’ın Ada ile Brunik

Bir dili konuşup anlaşmazdan evvel nasıldı insan sesi? Hangi duyguyu, hangi neşeyi, hangi tedirginliği, hangi acıyı nasıl bir sesle – mutlu bir kahkaha ya da iç yaran bir çığlığa tekabül eden bir sesle ifade ediyordu? Hayvanla ortak bir dünyası olan bu yaratık, sesi nasıl harflere çevirdi, onları nasıl bir araya …

Bülent Parlak, Ne Kadar Geç Kalsak da Kıyamete Yetişeceğiz

Kaç zamandır kimsenin ayırdına varamadığı bir bıkkınlık içindeyim. Elini güneşe siper etmiş tütün satan adamların mesaisine yalvarması gibi güne bitsin diye dilekçe yazıyorum. Bildiğinizi tahmin etmiyorum; ömrünü aşkta ve yoksullukta kaybedenler suça bulaşmadan uslanmazlar. Bu şehrin neresindeyiz? Benden daha küçük bir vapurun güvertesinde yolculuk ederken bu soruyla uyandım. Kalabalığına kendisi …

Leyla, Zalım Leyla

5 Mayıs 1954 Bismil Leyla, Zalim Leyla! Bu, benimki dördüncü. Oysaki senden bir tek mektup aldım. O belalı ve korkunç ilk mektubun, yani 4-1, ben mağlubum… Ben, belki yazamazdım da, melankolim ve serseriliğim tutar da yazamaz, boş verirdimse, sen yazacak, “bu oğlan, öldü mü kaldı mı?” diye sen arayacaktın, değil …

Gırgır Dergisi ve Salaklıklar

Gırgır Dergisi’ni neden kınamadığımız yönünde gelen mesajlara toplu bir cevap vermek zorundayız galiba. Aslında sebebi çok basit. Kaale almıyoruz. Kim olursa, kim yaparsa yapsın hâlâ insanların inançlarını, şeklini, şemalini, görüşünü tahkir eden bir yayını, kişi ve kurumları, kurum ve insanları, insan ve toplulukları kaale almak, tepki vermek ancak onlara yarıyor. …

İbrahim Varelci, Atakan Yavuz’un İyiler Asla Özür Dilemez kitabını değerlendirdi

İYİLERİN ÖZÜR DİLEMEDİĞİ BİR DÜNYAYA AÇIK MEKTUP   Deneme yazıları zaman zaman eleştiri, makale, köşe yazısı, anı gibi türlere yaklaşır. İnsanı en çok çarpan denemeler ise şiire yakın olanlardır. Şiire, yani insana. İnsanı merkezine almayan her yazı yapaydır, koftur, kurudur, cansızdır, hareketsizdir. Çünkü harfleri bir araya getiren aşktır. Kelimeler gönül …