29 Mart 2024

Tuğba Uygun, Yalnızlık Belki

ile izdihamdergi

Kimsesizliği saçlarının kokusuna yansıyan bir çift göz…
Odalarda ışık, ses ve konular birikmiş.
Ebeveynlerin kendi çocukluklarından eksik kalan yanların sancısı içinde büyüyor konular…
Nedenini bilmediği gibi sorgulamayan da küçük Nida, her sabah olduğu gibi buzdan hallice bir odada sıcacık yataktan çıkmak istememenin nazını hissederken, iliklerini titretecek kadar sinirli bir anne sesi ile irkildi.
Büyüyen göz bebekleri ile birlikte topladı yatağını… Dün arkadaşının annesi gelmişti okula ve öğretmenleri ile konuşurken kızının saçlarını okşuyordu. Yutkundu Nida ; Sustu… Sanki daha önce çok konuşuyormuş gibi… 
Ellerini yumruk yaparak soktu cebine, burnu üşüyordu , saçlarını tarayamadan bağlamıştı yine ense kökünden…
Karmaşık seslerin sessizliği ile okula ulaştı…
Sınıfa giren Ayşe Öğretmen elinde devasa bir ağaç resmi ile gelmişti. Heyecanı öyle hoş, öyle derindi ki ağaçtaki her elma canlanacak gibiydi… 
“Canım yavrularım bu elma ağacı bizim sınıfımız ve bu elmalar da sizlersiniz. Her birinizin ismi için bir elma çizdim. Sizler okumayı yazmayı öğrendikçe elmalarınızı birlikte boyayacağız” dedi…
Evet evet tam da “Çalışan kazanır , elması kızarır” etkinliği… 
Ayakları sırada otururken havada kalan küçük Nida, en ön siradan heyecanla dinledi anlatılanları… Sorulara kaldırılan parmaklar arasında en kısası ona aitti…
Ve Ayşe Öğretmen o gün ilk onu farketti ve okuduğu satırları kutlamak için “Yaşasın benim güzel kızım Nida artık okumayı başardı” diyerek kucağına alıp, kirli saçlarını öpe öpe tüm sınıfta raks etmeye başladı.
Utangaç gülüşlerine, gülerken kısılan gözlerini de ekleyen Nida çok heyecanlıydı. 
Annesinin sevmesini istediği saçlarını öğretmeni okşuyordu… 
Kıssadan hisse… 
Çocuk yalnızlığı duydunuz mu hiç ?
Hani nasılsa büyüyünce unutulur denilen ama her biri kendi yaşamının satırlarına derin derin işlenen yalnızlıklar… 
Neden var olduğunu bilmediği bir dünyada sevgi arayışı içinde bırakılan yüreklerin çokluğu yoruyor beni…
Çokça sarılıp çokça telafi etmek istiyorum yalnızlığa alıştırılan neşelerini…
Bu sebeple Öğretmenliği seviyorum…
Kendi yalnızlıkları yetmezmiş gibi bir de ebeveynlerinin, kardeşlerinin sorumlulukları ile büyüyen küçüklerin ellerini tutup, gözlerine sevgi ile bakarak yanlızlıklarına ortak olma gayretimi hissettirmeye çalışıyorum.
Belki de küçük Ben’e olan bu merhametim sürüklüyor beni buna…
Bazen yüksek sesle söylenen şarkıların ortasında dans ederken buluyorum kendimi, bazen kirlerin yuva yaptığı saç tellerini okşarken , bazen bir durakta beklerken koşarak yanıma gelen nefes nefese kalmış heyecanlı bir yüreğe sarılırken…
Çocuk yalnızların yalnızlığına ortak olma isteğimin adını bilmiyorum.
Varlığına anlam bulamayan bu küçüklerin, hâl dillerinin duasının etkin sarma gücüne sığınıyorum ve gün geçtikçe daha çok seviyorum bu eşlikçi halleri… 
Belki de Ayşe Öğretmenin ‘Çalışan kazanır elması kızarır etkinliği’ bahanesi ile her birimizin yaralarını okşamasının bıraktığı minnet hissini telafi mücadelesi benimki…
Velhasıl Pek lezzetli… Pek an’lık… Pek anı birikimi… 
Nida’lar büyüdü… Oysa Nida’lar hep büyüktü… Ayşe’lerin varlığı Nida’lara sarıldıkça, tebessümler ekleniyor anı’lara… Ve hâl dilleri dile gelerek çocuk yalnızlıkların elinden tutup fırlatıveriyordu göklere…
Ayşe’ler ve Ağaçlar çoğalsın diliyorum…
Ve çalışan kazanırken elmalar kızarsın… 

İZDİHAM