Paul Celan Yazıları

Paul Celan, Ölüm Fügü

Akşam vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü ve öğlenlerle sabahlarda bir de geceleri hiç durmaksızın içmekteyiz bir mezar kazıyoruz havada rahat yatılıyor Bir adam oturuyor evde yılanlarla oynayıp yazı yazan hava karardığında Almanya’ya senin altın saçlarını yazıyor Margarete bunu yazıp evin önüne çıkıyor ve yıldızlar parlıyor köpeklerini çağırıyor ıslıkla sonra Yahudilerini …

Paul Celan, Neredeyse Yaşayacaktın

Uyumuyorduk artık, çünkü zemberekleri arasında yatıyorduk hüznün ve büküyorduk göstergeleri çomaklar gibi, ve fırlayıp kamçılıyorlardı zamanı kan çıkasıya, ve söylüyordun büyüyen alacakaranlığı, ve oniki kez sen dedim sözlerinin gecesine, ve açıldı, açık kaldı, ve bir gözü koydum onun rahmine, doladım ötekine senin saçlarını ve uzattım ikisi arasında fitili, açık damarı …

Paul Celan, Gölgedeki Kadının Şarkısı

Sessiz biri gelir de başını vurur lalelerin: Kim kazanır? Kim kaybeder? Kim koşar pencereye? Kim o kadının adını en önce söyler? Adam saçlarımı bürünendir. Adam bürünür saçlarımı başının üstünde ölüler gibi. Adam bürünür saçlarımı göklerin bürüdüğünce o yıl aşk içreyken ben. Adam bürünür saçlarımı kendini beğenmişlikle. Birisi ki kazanır. Kaybetmez. …

Paul Celan, Bademlerden Say Beni

Say bademleri, Say acı olanı, uyanık tutanı say, Beni de onlara kat: Gözünü arardım hep, gözünü açtığında, Sana kimselerin bakmadığı bir anda, Örerdim ya o saklı, o gizli ipliği ben, Ki onun üzerinde tasarladığın çiyin Testilere doğru kaydığı bir zamanda, Yüreğe varamamış öz bir sözle korunan. Ancak böyle varırdın adına, …

Paul Celan, Sen Yattığında

Gündoğumuna bir saat kala saçlarına düşen mavi gibidir mahmurluğun güneşleri; bir kuşun mezarının üstünde, otların hızıyla biterler. Onları da baştan çıkarır, zevkin teknelerinde oynadığımız rüya oyunları. Zamanın tebeşirden kayalıklarında onları da hançerler bekler. Daha mavidir derin uykunun güneşleri: Bir zamanlar saçının bukleleri gibi. Bir gece rüzgârı olup, kız kardeşinin parayla …

Paul Celan, Yanık İzi

Uyumuyorduk artık, çünkü zemberekleri arasında yatıyorduk hüznün ve büküyorduk göstergeleri çomaklar gibi, ve fırlayıp kamçılıyorlardı zamanı kan çıkasıya, ve söylüyordun büyüyen alacakaranlığı, ve oniki kez sen dedim sözlerinin gecesine, ve açıldı, açık kaldı, ve bir gözü koydum onun rahmine, doladım ötekine senin saçlarını ve uzattım ikisi arasında fitili, açık damarı …