Yasin Kara, Kırmızı Vosvos ile Romantizm

Özgür ağabey “Çiko artık senindir Yasin.” Dedikten sonra kendimi hemen Çiko’nun bağajına sıkıştırmak istedim. Al işte! Yollar senin yalnızlık benim olsun derken okuldan, çocukluktan kardeşim Cenk’in fotoğraf makinesinin kadrajına gülerek teslim oldum. Ve bu fotoğraf kayıtlara geçti. Ayaklarım, pantolon paçalarım hep ıslak. Mevsim sonbahar. Yüzümde nostaljik öykünmeler.

Ertesi gün anlaştığımız üzere Çiko’yu yeni adresine götürmek üzere Özgür ağabey ile buluşuyoruz. Özgür ağabey Çiko’nun kasetçalarında bulunan kaseti almak için elini uzattığı esnada aramızda şöyle bir diyalog geçiyor;

Ağabey kimin kaseti o?

Orhan Gencebay – Klasikler…

Yoksa bu kaseti alacak mısın?

Evet, almayayım mı?

Alma değil de almamalısın. Bir arabada Orhan Gencebay kaseti varsa o kaset o arabada bırakılır. Alınmaz. Racon böyle.

(kısa süren sessizliğin ardından gülümseyerek) Tamam Yasin. Doğru diyorsun. Hiç düşünmemiştim. Sana hatıram olsun. Teyp bozuk ama arızasını giderdikten sonra dinlersin.

Orhan Gencebay kasetinin Çiko ses sınırları içinde kalması sağlanmıştı fakat teyp gerçekten bozuktu. Radyo istasyonları çızırtısı bol yayın yapıyordu. Şarkıların sözlerini cızırtı dolu seslerin arasından cımbızla seçip dinliyormuş gibi oluyordum. Yeni bir teyp almaktan ziyade orijinaline yakın eski model teyp araştırmalarım sürerken yollara iz bırakmaya devam ediyordum. Çiko ile yollardayken kimsenin şarkı söylemesini istemediğim zamanlar oluyor. Herkes sussun, yollar konuşsun istiyorum. Dilini yutmuş şarkılarımda anlatılmak isteneni özetleyen cümleler: Belki yine yollarda kaybederim seni, kaybettiklerimi bulmak istemiyorum, herkes iyi olacak değil ya, yalnızlık paylaşılmaz, Allah’ım artık zamanı gelsin zamansız düşündüğüm iyi şeylerin…

Babamın ben çok küçükken gemiyle görevli olarak gittiği İtalya dönüşü aldığı hediyeler arasında oyuncak bir kaplumbağa da vardı. O küçük günlerimden bu yana yanımdan hiç ayrılmayan kaplumbağam sanki yaşama dair bir mesajı, ağır aksak bir şifreyi taşıyordu kabuğunda, yavaş adımlarında. Kaplumbağa oyuncağımın bir ismi yoktu. Kaplumbağaydı o. Oyuncaklara, oyunlara, yollara, yolculara, annelere, annesizlere, sevgilere, sevgisizlere birer isim vermenin zorluğunu hep yaşamışımdır. Bu sebepledir belki de oyuncaklarıma, yukarıdaki satırlarda saydıklarıma isimler vermek yerine uzağımdaki isimlere dair teneffüse çıkan yollar aramam. Sabahları okula gitmeden tarhana çorbası içip daha çok güçlü olduğumuza inandığım günlerim olurdu. Öyle günlerde kaplumbağa oyuncağımla aile içi sohbetin az olduğu gecelerde yaptığım konuşmaların ortak cümleleriyle atardım okul yolu adımlarımı kardeşlerimin hep en arkalarında: acelen yok Yasin. Çıkmaz diye bir sokak şekli yok. Koşmak, adımlarını hızlandırmak değil, adımlarını kalabalıklardan saklamaktır. Büyüdükçe herşey çok güzel olmaz, sen çabuk büyüyeceksin…

İşte benimle birlikte yıllarca çokça mekân, kent, insan gören oyuncağım, Çiko’nun ön seyir camında torpido kısmının hemen üzerinde en son ve en fiyakalı yeri pencere kenarı olarak kabul edildi. Kaplumbağama Çiko ile birlikte yol alırken ‘bak senin de istediğin gibi bir arabam oldu. Hiç acelemiz yok üçümüzün de. En arkadaki olalım, en sağdaki. Yol eninde sonunda bir yere çıkarır bizi.’ Gibi laflar ederek yol alırken önüme çıkan yaya geçitlerindeki kırmızı ve yeşil adamlara hep saygı duymuşumdur. Sırası gelen adımlarını atar. Yollarda duran ve gitmeye hazır olanlar diye bir ayrımın olduğunu da orta 3. sınıftaki trafik bilgisi derslerinden çok sonra öğrendim. Meydanlar çok kalabalığa karışıktı üstelik. Yeğenimin deyişiyle Çiko arabamın oyuncak kaplumbağam ile buluşması, yolculuğa beraber devam edecek olmaları çok yerinde bir yol arkadaşlığı oldu. Bir yerden başka bir yere acelesiz giderken sırası gelen susuyor. Konuşmak unutulan da bir şey… Hepimiz müthiş birer yoluz.

Hayatımın sevgilisine çok söyledim. Nasip olursa düğün arabamız Çiko olsun. Arka camına isimlerimizin sadece sessiz harflerini yapıştıralım. YSN & FTM afilli olur, gizemli olur. Sessiz harflerle daha çok konuşup daha çok anlatabiliriz. Sesli harflerden yardım alarak çok yer kaplamasın ve bize verilen harf sayısını yerinde kullanalım diye şöyle cümleler de yazdırabiliriz: EVLNYRZ, MTLYZ, DĞNMZD SLH ATMYNZ, HVAİ FŞK PTLTMYNZ. KŞLR ÇK KRKYR, AEO, KİB… Kaplumbağalı arabanın münasip, kolay okunacak bir yerine ‘Hiç acele etmedik. Söz verdik, nişan aldık, şimdi de evleniyoruz.’ diye yazdırıp düğün konvoyundakilere, otomobillerinin aynalarına renkli tülbentler bağlı olan, kornalarını düzensiz, ritimsiz, ahenksiz çalan sürücüler dahil halaylı, davullu, zurnalı sloganlar attıracağım.

Çiko, güzel oldu. Çok yormuyorum. 1974 model. 10 yaş büyüğüm. Benden daha çok yol gördü. Onu dinleyerek ve içimden şarkılar söyleyerek geçiyor yolculuklarımız: Çok üzülme. Cami duvarlarından, eski ev odalarından kopan takvim yaprakları gözlerine konsa da ayakta olmak, ümit etmek hepimize gereken güzellik. Eskimek, eksilmek değildir her zaman. Dua, çok ettikçe çoğalır. Zaman, korktukça daralır. Benzinin çalıştırmadığı, acıyla, sevinçle yakarak çalıştırdığın kalbin var. Benden özelsin. Rabbin var. Parçalarımı 4 teker üzerinde birleştirip fabrika kapısından çıkaran ustamın da Rabbi bir.

Biterken Haluk Levent ‘yollarda bulurum seni’ diyordu. Yollar, kaybetmiş birini mutlaka buluyordu…

 

Yasin Kara
İzdiham

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın