Halil Cibran, Korkuluk

KORKULUK

Bir gün, bir korkuluğa şöyle dedim: “Tarlanda böyle tek başına durmaktan yorulmaz mısın?”
Dedi ki bana: “Korkutmanın hazzı öyle derin,öyle süreklidir ki, asla yorulmam.”

Bir an düşündükten sonra, “Doğru,” dedim, “ben de yaşadım bu hazzı.”
Korkuluk cevap verdi: “Sadece, benim gibi, içi saman dolu olanlar bilirler bunu.”

Beni pohpohluyor mu, aşağılıyor mu, anlayamadan bıraktım korkuluğu gittim.
Geçen bir yıl içinde korkuluk filozof oldu.

Ve yeniden oradan geçtiğimde, korkuluğun şapkasının altında, iki kuzgunun yuva yaptığını gördüm.

 

 

ÜÇ KARINCA

Üç karınca. güneşin altında yayılmış uyuyan bir adamın burnunda karşılaştılar. Her biri kabilesinin geleneklerine göre birbiriyle selamlaştıktan sonra, biraz çene çalmak için orada durdular
Birinci karınca söze başladı: “Bu tepeler, bu vadiler bugüne kadar gördüğüm en boş yerler; bütün gün tek bir tohum aradım ama boşuna.”

İkinci karınca şöyle dedi: “Ben de, her köşeyi, her aralığı yokladımsa da, bir şey bulamadım. Sanıyorum, halkımın ‘hiçbir şeyin bitmediği kımıldayan kumlar’ dediği şey budur!”

Bunun üzerine, üçüncü karınca başını kaldırdı ve şöyle dedi: “Dostlarım, biz şimdilik Ulu Karınca’nın burnunda duruyoruz. Güçlü ve sonsuz bir karınca, gövdesi tümünü göremeyeceğimiz kadar büyük, gölgesi bizim sınır çekemeyeceğimiz kadar geniş, sesi bizim duyamayacağımız kadar kuvvetli; her yerde var olan yüce güçtür o.”

Üçüncü karınca bunları söylerken, öbür ikisi birbirine bakıp gülüştüler.

O anda , adam kımıldadı ve uykusunda elini kaldırıp burnunu kaşıdı. Üç karınca da ezildiler.

 

 

Meczup- Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviren: Kenan Sarıalioğlu
İZDİHAM

izdiham dergi 42. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın