Acem Asaf Yıldırım, Sessizce Normalleşen Bir Çöküş
“Dünyada duyulmuş mudur avcının avı tarafından vurulması…”
Bu cümle artık bir şaşkınlık ifadesi değil, bir teşhis cümlesidir. Çünkü bugün eğitim kurumlarında yaşanan bazı olaylar, basit bir şiddet vakası tanımının çok ötesine geçmiştir. Bir öğretmenin, yani bir rehberin, bir emekçinin, bir toplumun vicdan taşıyıcısının; yetiştirdiği bireyler ya da içinde bulunduğu sistem tarafından hayattan koparılması, bireysel bir trajedi değil, kolektif bir çöküştür.
Bunu başka bir isimle yumuşatmaya gerek yok: Bu, eğitimin kendi kendini yemeye başlamasıdır.
Bir zamanlar okul denildiğinde akla gelen şey belliydi: güven, disiplin, öğrenme ve insan olma hâli. Bugün ise tablo değişmiştir. Okullar giderek bir öğrenme mekânı olmaktan çıkıp, bastırılmış duyguların, ertelenmiş öfkelerin ve yönetilemeyen davranışların biriktiği alanlara dönüşmektedir.
Bir sınıfta yükselen ses artık sıradan bir gürültü değil. Bir koridorda yaşanan tartışma artık basit bir ergenlik krizi değil. Bir bakışta biriken gerilim artık geçici bir an değil.
Bunların her biri, uzun süredir ihmal edilen bir yapının çatlaklarından sızan işaretlerdir.
Ve şunu kabul etmek gerekir: Hiçbir şiddet anlık değildir. Hiçbir patlama sebepsiz değildir.
Asıl Problem: Müfredat Değil, Zihniyet
Bugün eğitim tartışmalarının büyük kısmı yanlış yerden yürütülüyor. Saatler, sınavlar, programlar, ölçme araçları… Oysa bütün bunlar yalnızca yüzeydir. Altında çok daha sert bir gerçek vardır: Eğitim, bir içerik meselesi değil, bir zihniyet meselesidir. Ve bu zihniyet üç ana formda karşımıza çıkar: Kurucu, koruyucu ve kurtarıcı…
Bu üç yaklaşım sadece pedagojik tercihler değildir. Doğrudan insan üretirler. Ve yanlış kurulduğunda doğrudan kriz üretirler.
Kurucu Zihniyet: İnşa Eden Ama Nadir Olan
Kurucu öğretmen artık bir ideal figürdür; sahada karşılığı giderek azalan bir yaklaşım.
Bu zihniyet, öğrenciyi uyumlanması gereken bir nesne değil, kendini kuran bir özne olarak görür. Bilgiyi aktarmaz; anlamı inşa eder. Ama en önemlisi şudur: İnsanı önce insan olarak kabul eder. Bugün en büyük eksiklik burada başlıyor. Çünkü modern eğitim sistemleri giderek şuna dönüşmüştür: bilgiyi aktaran ama insanı görmeyen yapılar. Oysa nörobilim açıkça söyler: Güven yoksa öğrenme yoktur. Korku varsa hafıza daralır. Baskı varsa yaratıcılık ölür. Bu kadar net.
Kurucu zihniyetin yokluğu, sadece pedagojik bir eksiklik değil; doğrudan toplumsal bir risk üretir. Çünkü insanın inşa edilmediği yerde boşluğu başka şeyler doldurur: öfke, kopuş, şiddet.
Koruyucu öğretmen sorun çıkmasın ister. Ve bu istek zamanla eğitimde en yaygın ama en görünmez baskı biçimine dönüşür. Dışarıdan bakıldığında her şey düzenlidir: Sessiz sınıflar, düzgün sıralar, kontrol altında bir ortam… Ama bu düzenin içi her zaman sağlıklı değildir. Çünkü koruyucu zihniyetin temel refleksi şudur: Duyguyu yönetmek yerine bastırmak. Öğrenci konuşmaz. Çünkü konuşmanın sonuçlarını bilir. Soru sormaz. Çünkü risk almak istemez. Hata yapmaz. Çünkü bedel öder.
Bu tablo eğitim değil, kontrollü sessizliktir.
Ama psikoloji bize şunu söyler: Bastırılan duygu yok olmaz. Birikir. Yoğunlaşır. Ve bir gün başka bir formda geri döner.Bugün bazı okul ortamlarında gördüğümüz sert tepkiler, tam da bu birikimin sonucudur.
Kurtarıcı Zihniyet: En Tehlikeli İyi Niyet
En problemli yapı çoğu zaman en iyi niyetle başlar. Kurtarmak. Bu zihniyet, öğretmeni ya da sistemi mutlak doğruya sahip bir otoriteye dönüştürür. Tek doğru vardır. Tek yol vardır. Tek bakış vardır. Ve öğrenciye düşen şey düşünmek değil, uyum sağlamaktır.
Bu noktada eğitim artık eğitim olmaktan çıkar. Bir yönlendirme sistemine dönüşür. Gelişim psikolojisi çok nettir: Genç bireyin en temel ihtiyacı özerkliktir. Özerklik yoksa kimlik gelişmez. Kimlik gelişmezse aidiyet oluşmaz. Aidiyet oluşmazsa kopuş başlar.
Ve kopuş sadece sessizlik üretmez. Bazen patlama üretir.
Bugün gördüğümüz birçok şiddet vakasının arka planında bu vardır: Bastırılmış kimlik, bastırılmış ifade, bastırılmış varoluş.
Eğitimde Kriz Değil, Yön Kaybı Var
Bugün yaşananları disiplin sorunu diye açıklamak, en kolay ama en yanlış yoldur. Çünkü mesele disiplin değil; anlamdır. Öğretmenin değersizleştiği bir toplumda eğitim çöker.
Eğitim çöktüğünde toplum kendini kaybeder. Bu yüzden çözüm sadece okulda aranamaz. Sadece aileye yüklenemez. Sadece yasayla düzeltilemez. Bu bir sistem sorunu değil; insan tasavvuru sorunudur.
Sessizliği Yanlış Okumak
En büyük yanılgı şudur: Sessizlik huzur sanılır. Oysa bazen sessizlik, yaklaşan fırtınanın ön sesidir.
Bugün eğitimde duyulmayan çok fazla şey var: öğrencinin duygusu, öğretmenin tükenmişliği, okulun yorgunluğu…
Ve bütün bunlar duyulmadığında, başka bir dil konuşmaya başlar: Sertlik, kopuş ve bazen şiddet.
Şunu artık net söylemek gerekir: Eğitim, sadece bilgi aktarımı değildir. Eğitim, insanı kaybetmeme meselesidir.
Ve eğer insanı kaybediyorsak, artık hiçbir müfredat bizi kurtarmaz.
İZDİHAM DERGİ
Hepimiz Ölecek Yaştayız.
