23 Nisan 2026

Can Eseler, Nur Çıkmazı Sokak

ile izdihamdergi

Bazı isimler ve olaylar ne kadar da talihsiz. Zıtlıklar ile kaim bir âlemde, elimizden geldiğince yetişmeye çalışılan bu hayat, ne kadar da kargaşa dolu. Cennetten düşmüş olan ve birçok yeri sadece bundan dolayı hala acıyan insanoğlu için, ne kadar da vahşi bir işkence sunuyor bu hayat. Aslında ışığın kendisine hasret kalan karanlık, neden ulaşamaz pür nur bir aydınlığa? Sebepleri vardır muhakkak. Ancak kim bilen doğrusunu? Acıyan, kanayan nice yaranın kapatılması için sızılarla ağzına kadar dolu gecenin karanlığına yemin olsun! Yoruldu bu nas.

Nur Çıkmazı Sokak Beşiktaş Bebek’te bir çıkmaz sokak. Ömrümüzde çeşitli zıtlıklar ile muhatap olurken bir yerde gönle gam olsa da bir yerde dik yokuşları tırmanan hayatımıza bir ilham kaynağı olarak ışık tutuyor. Eğer Nur ise bu tesmiye neden çıkmaz sokak? Ya da çıkmaz sokak ise neden tenvir olmamış? Buna şahit olan insan, bu yolculuktan ne öğrenecek acaba? 

Çıkmaz sokakların başına artık bir levha koyuyor belediyeler. Bu yeni nesil şoförler için ne kadar da konforlu bir yöntem. Ancak bizim gibi geçmişte yaşayan ve yolda seyrederken uyarı levhası nedir bilmeyenler ne yapacak peki? Eski zaman insanları için mebzul miktarda ve son derece ışıklı tabelalar neyi ifade eder ki? İnsanlar aslında ikiye ayrılır. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesaplayanlar ve hesapsız kitapsız yolda seyretmeyi bilenler. Mütevekkil bir derviş için yol nedir?Yol onu terbiye eden en güzel hocadır. Kalbinde hayat ve onu buraya getirenle alakalı zerre kadar şüphesi olmayan kişi, neden yolda hesap kitapla uğraşsın ki? Bir de bu seni buraya getirene karşı bir güvensizlik olmaz mı bu? Daha ağır ifade edecek olursak bu nankörlük değil mi biraz da? 

Ah sevgili dostum, hayata ve ölüme dair ne çok şey biliyoruz. Ne çok geveze ve bilmiş zevat çevremizde bizi sürekli bir yöne çekiştirip duruyor. Bu müdahaleler insanı titrek ve korkak bir biçimde yolda yürüyemez hale iteliyor. Öyle olur zaten, bu kadar akıl almak, bu kadar istişare ve bu kadar başkaları. Ne kadar olmalı başkaları peki? Nereye kadar ileri gider başkaları? Tek kişi için yazılmış, biricik bir yolda binlerce insan nasıl yürür ki. Senin hayatın önemsiz mi o kadar? Tek sefer için geldiğin bu dünya, bu kadar kalabalık ve üstelik sürekli bir itiş kakış. Kendinle ilgili kararlar bu kadar açık mı dışarıdan gelecek her türlü safsata ve yoruma?  İstişare ile görüş alışverişi yapmaktan bahsetmiyorum. Herkesin birbiri hayatı üzerinde bu kadar müdahil olduğu karanlık kuyudan bahsediyorum. Etkilenme! Geç demek olay tabii. Boğucu bir yılışma hali bizi tüketiyor. Her seferinde saplandığımız o kahredici onay saplantısı karar namına ne varsa yiyip bitiriyor. 

Herkesin her şeyi bu kadar bildiği bir dünyada tek kalmayı başaran ulu ruhlar. Bizler bir şey bilmeyenleriz. Bilmediğimizi ikrar ve ilan etmekten de çekinmeyelim. Ne kadar çokbilmiş varsa hepsinin yüzüne tükürmek belki mümkün ve münasip değil. Ama en azından ben bilmiyorum diyebilmenin gölgesi biraz olsun yürek ferahlatan bir cevap olsun bizlere. Bilerek farkı isteyenler şunu idrak edecek elbette. Hayat, riyaziye hesaplarına uymayan bir oyun. Ya da şöyle düşünmekte faydalı olacak. Soru şu ki, Arınık ve güvenli alanlara raptolmuş insan için, yaşamak ne kadar yaşamak olacak. 

Patikaya aşina insan

Düşüp kanamayı göze alamayan modern insana kırgınız. O kadar planlama yapanlara da. Hatta planlama kelimesi bile iğrenmemiz için yeterli geliyor. Hayatı ve ölümü deneyimlemek için geldiğimiz bu dünya, bize sunuldukça kahreden o ışıltılar, hatıraların eski çınlaması. Bütün bu yaşama biçimleri, aslında bizim yolumuzun kanama biçimleri. Bu kadar gözyaşı ve karanlık neden diye düşünsek, çare arasak bulmak mümkün mü? Bulmak ne kadar anlamını yitiren bir olgu. Bulmak ne kadar da soğuk bir yankı. Yolda olanlar için, aydınlık ve düz bir yola çıkmak ne kadar da peri masalı.

 Aslında daima görülmesi gerekenin tevekkül limanına demirlemek olduğunu sürekli tekrar etmekte fayda var. Zaten korku ve kederin, böyle zor yollarda yürüyen ve çeşitli acılara katlanan insanla hiçbir teması olamaz. Gönlü bin parçaya dağılmış olan birine fiziksel bir acı ne yapabilir ki? Çıkmaz sokaklarda yolunu bulmak için kıyasıya direnen ruhumuz için, fiziksel kayboluşların bir etkisi olamaz. O derin sancı, o titrek var olma isteği bizleri nasılda yoruyor. Düşmeyi, yara almayı, ne bilsin bugünün insanı. Tıpkı şehrin insanı gibi. Sabahları otobüse binerken ne kadar hissedilir hangi çıkmaz sokak bizi yutmak için can atıyor. Karışmak için beklerken onca hadisenin içine, bir türlü kendi iç dünyamızın fırtınasına kulak vermek mümkün olmuyor. 

Sınanmış olan kullar için hayat aydınlık aslında. İddia edilen ispat edilen ve insan. Tıpkı bu âleme gelirken olduğu gibi. Çıkmaz sokak değil bu. Yol patika, yol çamur, fırtına boran. Sınanmanın bizzat kendisi ile muhatap olmak böyle esaslı. Bir de düşünsene; sınanmayan ve sürekli iddialı çıkışları ile bizim gibileri rahatsız edenler var. Hayata dair bir hikâye yazmak için heveskâr olmak ile iddialarımız ne kadar da çelişiyor. Her seferinde istemekle sınanan bizler, bir de üzerine verilmeyenlerin tokadına katlanmak zorunda kalıyoruz. Maruz kaldığımız bu hayatta bırakmıyorlar ki, bir günde gönlümüzden geldiği gibi hareket edelim. Bizi sürekli kuşatıyor çevremiz, sürekli bir fikir dayatılıyor. Daha kötüsü birtakım normlar var ki, elimizi kolumuzu kırarcasına sıkıca bağlıyor. 

Nur çıkmazı sokak her ne kadar Beşiktaş Bebek ’te bir sokak ismi olsa da yaşama dair bize çok derin bir ikilemi tetikliyor. Nurla aydınlanma mümkün olsa da, o yol bir çıkmazsa nasıl geriye döneceğiz? Eskiler isim verirken mutlaka olumluya hayırlıya tahvil etmeyi murat ederdi. Nur Çıkmazı Sokak hayata dair birçok dersi murat ediyor sanırım. Çıkmazsa nurda hapsolmakta var kaderde. Tıpkı yaşamın kendisi gibi çile ve keder namına ne çekti ise insan hepsi bir aydınlanma için. Niyeti hayır olan için bütün çıkmazların sonu da mutlaka nura olacaktır. 

İZDİHAM DERGİ

Hepimiz Ölecek Yaştayız