Ebru İzer, Mucize

Hayatımızın birçok döneminde mucizeyle ilgili konuşmalarımız olur. Gerçekten mucizeler var mıdır ? Mucize nedir? Nasıl olur ve  bunun gibi bir sürü soruyla dahil olur hayatımıza. Evet, ben de düşünürdüm mucize denilen şeyi. Ne olursa mucize olur? Şimdi sizlerle paylaşacağım şeyin ne olduğuna siz karar verin.

Bana göre hayatımın en kötü ama tek mucize olayıydı. Daha orta okuldayken küçük, bahçeli şirin bir ev satın almıştı ailem. Annem de babam da çok evcimen kişilerdi. Vakitlerini evle uğraşarak geçirmek onlara adeta terapi gibi gelirdi.  İstanbul’un  göbeğinde bir bahçesi vardı. Sanki başka bir yerdi. Annem için orası huzur demekti. Bir de harika komşuları vardı hani şimdi arasak bulamayacağımız o dost komşuluklar. Her şey çok güzel giderken bir gün kapı çalındı ve resmi bir evrakla bir memur evi 15 gün içinde boşaltmamız gerektiğini, yoksa hukuki yollarla çıkartılacağımızı söyledi. Tabi bu bize, büyük bir yanlışlık var, olamaz böyle bir şey, dedirtse de gerçeği öğrendiğimizde şok olmamızı engelleyemedi.

Evet, babam amcamlara kefil olmuştu ve bize söylemeden o evi ipotek etmişti. Gününde ödemedikleri için babama tebliğ edilmiş ama o düzeleceğini sanıp bize söylememiş, ta ki o kapı çalınana kadar. Ne yapacağımızı düşünmeye bile zamanımız yokken eşyaları toplamaya başladık. Tabii bu arada tüm hukuki haklarımızı sorguladık ama her şeye çok geç kalmıştık. Annem de dahil hepimiz o mahallede doğmuş büyümüşken şimdi başka yerlere gitmek zorunda olacaktık. Çünkü oturduğumuz mahalle yılların insanlarıyla doluydu. Herkes evinde ömürlük oturuyordu.

Boş bir yer  bulup taşınmak imkansızdı, bize yol görünmüştü. Bu arada ani olan  bir durum olduğu için maddi olarak da hiç hazırlıklı değildik. Neyse ki her zamanki gibi arkamda dağ gibi eşim vardı. Ama bu kadar ani gelişen olay karşısında o da biraz çaresiz kaldı. Çünkü zaman yoktu. Annemlere Ataşehir’de bir ev aldık. Yine bahçeliydi, belki eskisinin yerini aratmaz, dedik. Orada da komşuluk vardı ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Bu arada teyzem kanser oldu. Annem her gün o kadar yolu gidip gelmekten yorgun düşerken şimdi şimdi yaşadıklarının ağırlığını da fark eder oldu. Derken annem de kanser oldu. Biz ne yapacağımızı düşünürken annem bize, “ eğer ölürsem benim cenazemi eski mahallemden kaldırın,  tüm komşularım orda “ dedi. Bu bana da eşime de çok ağır geldi. Sabah ilk işim ayrılmak zorunda kaldığımız binaya gitmek oldu. Komşularımızla konuştum, oralarda bir ev  bulur muyum? derken eşim aradı. O evi alanı bul ve 2 kat para teklif et, satsın evi sana “ dedi.  

Olur mu diye  düşünürken dairenin kapısında buldum kendimi. Zile bastım, kiracı çıktı. Ev sahibinin iletişim bilgisini alıp  konuştum, olmaz dedi. Peki dedim üzülerek. Allah’ım, diyebildim sadece. Telefonum çaldı. Arayan ev sahibiydi. Gerçekten iki katı parayı hemen verebilecek misin? “diye sordu. Ben evet, deyince, yarın gelin tapuya gidelim, dedi. Tamam deyip telefonu kapattım. Ama halen ne hissettiğimi bilmiyordum. Olur muydu böyle bir şey acaba? Sabah oldu tapuya gittik. Evi aldım.

Akşam yemekte annem, ben, kardeşim, hiç birimiz konuşmuyorduk. Eşim sordu “ siz hiç sevinmediniz mi niye konuşmuyorsunuz “ diye.  O zaman fark ettik biz büyüdüğümüz, ama habersizce elimizden alınan evimizi tekrardan geri aldığımızı. Çocukluğumuzu, annemin emeklerini, komşularımızın hoş sohbetlerini. Her şeyi geri almıştık. Hepimiz kahkaha atmaya başladık.

1 ay içinde evi baştan sona yeniledik. Annem ne istiyorsa onu aldık, onu koyduk. Onun istediği gibi oldu her şey. O bizim için çok kıymetliydi. Hastalığı çok zor geçti  ama biliyoruz ki gönlü rahattı, huzurluydu. O şimdi aramızda yok ama onun son isteğini yerine getirebildiğimiz için bizim  vicdanımız rahat.

Evet, söyleyin bakalım. Bu mucize değil de nedir?

Ebru İzer

İZDİHAM

İzdiham’ın 45. Sayısı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.
Unutamayacağınız bir sayıyla karşınızdayız.

Edebiyat, edebiyatçılara bırakılmayacak kadar ciddi bir meseledir diyen İzdiham’ın 45. Sayısı çıktı.

İlk sayısından itibaren özgün bir tavırla halkın nabzını tutan ve hayatın içinden sesleri sayfalarına taşıyan İzdiham Dergisi 45. Sayısıyla da tüm dünyanın içinde bulunduğu bir tabloya kapağında yer verdi. Türkiye Günlük İnsanlık Endeksi tablosuyla son yaşananlara apayrı bir pencereden bakan İzdiham Dergisi arka kapak tasarımında da yine bir insanlık tablosuyla karşımıza çıktı.

 ‘Artık eskisi kadar yakın olamayız’ temalı İzdiham Dergisinin 45. Sayısında Özer Turan, Rümeysa Kocaman, Gökhan Özcan, Ali Ayçil, Abdullah Harmancı, Güven Adıgüzel, Mehmet Narlı, Bülent Parlak, Seda Nur Bilici, Bekir Şamil Potur, Emine Şimşek, Sümeyye Özbay, Adem Maksatsız, Nurdal Durmuş, Esma Koç, Yaşar Ercan, Ahmet Aslan, Halil Ecer, Ahmet Can, Turan Karataş, Selahattin Yusuf, Onur Bayrak, Berat Karataş, Enes Aras, Gökçe Yüksel, Muhammed Güleroğlu, Mehmet Ercan, Yasin Kara, Hüseyin Hakan, Dilek Kartal gibi edebiyat camiasının önemli isimlerinin yazmış olduğu içerikte kapak kadar çarpıcı metinlere yer veriliyor.

Bir Cevap Yazın