Aynur Dilber, Yasak Elma

Anne, çocuğunu her yaramazlık yaptığında elmayla cezalandırmaya başladı. Elma yemesi yasaklandı.

Bu ceza yöntemini yeni bulmuştu. Eskiden odaya kilitlerdi. Şimdiyse elma vermiyordu. Artık karınlarını doyurmak, bedenlerini korumaktan çok daha zordu.

Bir gün çocuk elma kokusu aldı çürük tahta pencerenin aralığından. Koklayarak iyice yaklaştı. Burnunu yapıştırdı cama. Derince bir nefesle kokuyu içine çekti.

Bir kamyon dolusu elma mı fırlatmışlardı bu defa gökten? Kandırıkçı değildi demek annesi.

Evden dışarı çıktığı için elma vermemekle cezalandırdı onu anne. Eğer evden çıkmazsa her hafta bir elma yeme hakkı vardı. Zaten üç gün sonra, bir hafta sonra derken bir aydır elma mı almıştı eve?

Evden dışarı çıksa küçük abisine olan ona da olur, biliyor.

Evden dışarı çıksa büyük abisine olan ona da olur, biliyor.

Bu yüzden çıkarmıyor onu dışarı anne, bunu da biliyor.

Ama küçük abisine, büyük abisine niye böyle olduğunu bilmiyor. Niye kocaman gürültüler kopuyor dışarıda bilmiyor.

Onların iki gözü olmadığını düşünüyor bu yüzden. Belki beş tane gözleri olduğundan.
Onların iki kolu olmadığını düşünüyor bu yüzden. Belki beş tane kolları olduğundan.
Belki beş tane de ayakları vardı.

Beşi, gözü, ayağı, kolu biliyor ama küçük ve büyük abisine niye öyle olduğunu bilmiyor çocuk.

Evden dışarı çıkmayınca bir elmayla ödüllendirdi onu anne. Her hafta bir elma.

Sonra yine ortalık karıştı. Belki iki haftada bir elma. Sonra üç, sonra hiç!

Çocuk elma yiyemediğine göre dışarı çıkmak isteyince bu defa elmanın hayaliyle cezalandırdı onu.

“Az kaldı, bir kamyon dolusu elma yardımı yapılacak. Sabredip dışarıya çıkmazsan yersin istediğin kadar. Sabretmezsen bir tane bile yemek yasak!”

Tüm bunlar uçup gitti aklından kokuyu alınca. Annesi sabah çıkıp akşam geliyor. Artık sadece kuru ekmekle geliyor hem de.

Uçup gitti aklından her şey. Demek ki annesinin bahsettiği o kamyon dolusu elma gelmiş olmalıydı hem.  Demek ki kandırmamıştı onu. Hem evden çıksa bile elma yiyecekti işte.

-Kandırıkcısın.

-Kandırıkçı değilim oğlum, sabret.

Belki annesi de şu an ordaydı. Elma dolduruyordu çantasına. Odadan çıktı, eşiği geçti, yarısına bile gelmediği avlunun kırık dökük kapısını biraz zorlanarak açtı. Elma kokusu mis gibi geliyordu burnuna. Koşmaya başladı hevesle. Bitirmeselerdi hepsini. Ya annesi yoksa orada? Telaşa kapıldı.

Koşarken yalnız olmadığını fark etti. Diğer çocuklar da büyük, küçük, elma kokusuna doğru koşuyorlardı. Kesin annesi onlara da elmayı yasaklamıştı eğer dışarıya çıkarlarsa.

Derken en öndeki çocuk sendeledi.
Sonra arkasındaki.
Sonra onun da arkasındakiler.
Sonra o.

En önce, en öndeki çoçuk durdu, eliyle boğazına sarıldı.
Sonra arkadaki.
Sonra onun da arkasındakiler.
Sonra o.

En önce, en öndeki çocuk yığıldı yere.
Sonra arkadaki.
Sonra onun da arkasındakiler.
Sonra o.

Bir daha da hiçbiri iki ayak üstüne basmadı. Uzun, upuzun yattılar toprağın üstünde. Başlarına iki taş diktiler ötelerden kocaman gürültüler gelirken.

Aynur Dilber

İZDİHAM

İzdiham'ın 47. Sayısı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Büyük bir heyecanla beklediğimiz yeni sayıda ”Yaşar Ercan, Gündüz Vassaf, Gökhan Özcan, Yankı Yazgan, Ali Ayçil, Elif Aşiran, Dilek Kartal, Bülent Parlak, Turan Karataş, Seda Nur Bilici, Ahmet Aslan, Sulhi Ceylan, Sümeyye Dursun, Rümeysa Kocaman, Abdullah Harmancı, Hüseyin Hakan, Cüneyt Gönen, Yasin Kara, Ahmet Enis Gürcan, Akın Akaoy, Onur Bayrak, Bekir Şamil Potur, Enes Aras, Mustafa Toprak, Faruk Sarıkavak, Tuğba Karademir, Halil Ecer, Vedat Milör” gibi isimlerin metinlerine yer veriliyor.

Bir Cevap Yazın