Serseri Aşıklar

Serseri Aşıklar

Serseri aşıklar sinemada bir devrim niteliği taşıyan belli başlı 5-6 filmden biridir. Diğer kültler gibi sinemaya çok temel şeyler sokmamasına rağmen artık “belli başlı kurallar” diye nitelendirilen şeylere bağlı kalmadan da güzel şeyler yapılabileceğini ve aslında sinema adlı daha bebekliğini yaşayan bir sanatta öyle pek de sıkı kurallar olmadığını vurgulayan bir yapıttır. Tabi ki Avrupa sinemasının üstünlüğü tekrar ele aldığı 20 yıllık dönemi başlatan filmdir. Godard Amerika adlı şeyle ilgili ne düşünüyorsa bu filmde bunları değişik bir uslupla dile getirmiştir.

Fransız Yeni dalgası bu dönemde Francois Truffaut’un 400 Darbesi ile sinemada kendini göstermişti. Yani çekilen filmin yeni bir dille bir şeyler anlatmak istediği aşikardı. Ama onun yaptığından daha belirgin olanını belki de Godard bu filmde ortaya koydu. Truffaut’ nun bu filmin senaryosunu Godard’a bir gazete ilanında görüp verdiği, oluşan projenin de 1 ayda 90.000 dolar büteçeye çekildiği bilinmekte. Dünya görüşleri de birbirine yakın olan iki arkadaşın sineması belki bu vesile ile bugünki sinemanında temelini oluşturdu. Bugün iki filmde yeni dalga akımıyla yan yana anılır.

Filmdeki bir başka önemli ikili ise Jean Seberg ve Jean Paul Belmondo’dur. Film, ikisini de aynı anda zirveye taşımışdı. 20’li yaşlardaki iki genç oyuncunun performansları dönemin gazetelerin de tesiriyle efsanevi bir şöhret kazandırdı.

Filmdeki en önemli teknik orjinallik olarak tanımlanabilecek şey, filmin kurgusunun bütünsel değil bölük pörçük oluşudur. O güne dek, özellikle Amerika kynaklı filmler, belirli bir konuyu birbiri ile doğrudan ilişkili sekanslarda direkt anlatırdı. Bu işin zirve noktası geriye sık dönüşlerini hatırladığımız Orson Welles’in 1941 yapımı Yurttaş Kane isimli filmiydi. Yurttaş Kane seyircinin algısına bir roman, bir öykü gibi hitap eden sağlam bir filmdi. Oysa bu filmde bu tip edebi-teatral bir dilden öte, daha önce denenmemiş ve algıyı -biraz da rahatsızlıkla- zorlayan bambaşka bir yapı vardı. Godart ve Truffaut filmlerinde kamera açıları alışılagelenin aksine fotoğrafik netlikler taşımıyordu. Senaryo ve görsel açıdan teknik orjinallik bir filmin başyapıt olması için önemli etkenlerdir. Bundan 10 sene sonra senaryo açısından benzer fakat görsel açıdan farklı bir film olan Andrey Rublev, Tarkovski tarafından sinemaya armağan edilecekti. Godart’ın sinemasının etkisi midir bilinmez ama Tarkovski’de benzeri açıdan sinemayı etkileyen bir film ortaya koymuştur.

Atilla Dorsay film için şöyle demiştir: “İşte belki de gerçek anlamda modern sinemanın başlangıcı… Doğallıkla, madalyonun öbür yüzü olarak, klasik sinemanın da bir anlamda ölümü… Yarattığı devrimle, neden olduğu tartışmalarla, açtığı kapılar ve yollarla, gerçekten de sinemayı farklı yönlere çeken, sinema tarihinin en etkili olmuş filmlerinden biri olduğu da söylenebilir

Yönetmen Jean-Luc Godard
Senaryo François Truffaut, Jean-Luc Godard
Eser François Truffaut
 

İZDİHAM

 

“Biz yazılıya çalışmıştık, hayat bizi sözlü yaptı.” İzdiham Dergisi’nin 30 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye. İzdiham Dergisi'nin 30. Sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın