Saadet Derya Yazgıç, Nice Yıllara

Devlet Tiyatroları’nda Defne Yalnız’ın tek kişilik çok şahane oyunu Nice Yıllara bu sene de seyircisiyle buluşmaya devam ediyor. Oyun kadar oyunun öncesinde yaşananlarda da hüzünlü bir anekdot var. Oyunun yazarı Tuncay Özinel vefat etmeden önce Göksel Kortay’ı arayarak, “Göksel, ben ölsem de siz bırakmayın; bu oyunu mutlaka yapın.” diyor. Göksel Kortay da Tuncay Özinel’in bu vasiyetini yerine getirerek oyunu sahneye koyuyor.

Oyun aslında bir erkek için yazılmış. Göksel Kortay ve Defne Yalnız oyunu daha sonra bir kadın için uyarlamışlar. Bunu ilk duyduğumda çok şaşırmıştım. Gerçekten çok başarılı bir uyarlama olmuş.

Defne Yalnız oyunda Zerrin Karaman isimli bir oyuncuya hayat veriyor. Zerrin Karaman; altmışlı yaşlarında, yedi senedir sahneye çıkamamış, yalnız bırakılmış bir oyuncu. Bugün de onun doğum günü. Doğum gününü kutlamak için hazırlıklar yapar. Kendi bütçesine göre mütevazı bir sofra kurar. Etrafı toparlar. Üstüne başına çekidüzen verir. Artık bütün hazırlığı tamamdır. Doğum günü için birkaç eski dostu çağırmıştır. Onların gelmelerini beklerken kendi hikâyesini anlatır. Lady Macbeth’i oynadığı yıllardan, yeniden sahneye çıkma istediğinden bahseder. Oyunu seyrederken birden hüzünlenip sonra birdenbire mutlu oluruz. Bütün bunları anlatırken bir yandan da telefonun çalmasını bekler. Odadaki tek modern eşya bir türlü çalmayan bu telefondur. Telefon da bir oyuncu gibi Defne Yalnız’a eşlik eder. Defne Yalnız’ın telefonla olan monoloğu gerçekten de görülmeye değer. Yalnızlık bu ya bir ara masaya serdiği örtüyle de konuşur. Bir zamanlar çok gösterişli olduğu anlaşılan örtünün kenarlarında artık yırtıklar vardır. Zerrin Karaman örtünün bu durumuna çok üzülür. Artık örtüye mi çok üzülür yoksa kendisine mi onu pek bilemeyiz. Defne Yalnız’ı sadece eşyalarla olan monoloğu ile görmeyiz elbette. Gelen misafirleri de o seslendirir. Hem gelen konukları hem de kapıya gelen apartman görevlisi, postacı gibi karakterleri seslendirerek tek başına dev bir kadro olur sahnede. Gerçekten de oyun boyunca Defne Yalnız’a hayran olmamak mümkün değil.

Oyunun dekoru da çok inandırıcı ve güzel olmuş. Sahnenin büyük bir kısmında hem salon hem de yatak odası olarak kullanılan geniş bir oda var. Hani sahneye çıksa seyirci gerçekten de bir eve misafirliğe gittiğine inanabilirdi. Sol tarafta dışarıya açılan bir kapı, sağ tarafta mutfak, ortada küçük bir hol vardı.  Odadaki eşyalar, bir zamanlar çok pahalıya alınmış olduğu düşünülen şimdi ise çok eski püskü görülen eşyalardı. Salon; sağda solda kostümler, peruklar, aynanın önünde makyaj malzemeleriyle adeta bir kulise benziyordu aynı zamanda. Yine sol tarafta bir paravanla giyinme kısmı ayrılmıştı. Duvarda masklar ve Zerrin Karaman’ın bir zamanlar oynadığı oyunların afişleri vardı. Kısacası evin her köşesinde Zerrin Karaman için unutulmayacak anılara ait eşyalar, dışarıdan bakan bir göz içinse artık çöpe atılması gereken bir yığın vardı.

Oyunda oyuncuyu oynayan bir oyuncu olunca elbette Macbet, Vanya Dayı, Hırçın Kız ve Keşanlı Ali Destanı gibi oyun göndermeleri olmazsa olmazdı. Oyunun müzikleri, Defne Yalnız’ın söylediği şarkılar oyunu ruhumuzu doyuran bir cennete çevirmişler. Özellikle Defne Yalnız’ın sesinden dinlemelere doyamayacağım Sanatçının Kaderi adlı şarkının sözleri oyunun özeti gibi olmuş.

Tek kişilik oyun seyretmek bana her zaman yorucu gelmiştir. Sadece tek bir kişiyi takip etmeye çalışırken sıkılıp başka şeyler düşünürken bulurum kendimi. Bu oyunda ise tam tersine sadece Zerrin Karaman’ın öyküsünü düşündüm. Defne Yalnız tek başına tempoyu hiç düşürmeden oyunu sırtlayıp götürmüş. Böylece bu oyun, bu sene izleyip de iyi ki izlemişim dediğim oyunlar içerisinde ilk beşteki yerini almış oldu. Bence mutlaka gidilmesi gereken bir oyun olmuş.

Oyuna Bilet Almak İçin:

http://www.biletiva.com/event/G1305

Yazan: Tuncay Özinel

Yöneten: Göksel Kortay

Oyuncu: Defne Yalnız

Dekor – Kostüm Tasarımı: Medina Yavuz Almaç

Işık Tasarımı: Önder Ay

Yönetmen Yardımcısı: Nurhayat Boz

Asistanlar: Kerem Keskin, Derya Cumbur

Sahne Amiri: Ahmet Ali Sarabil

Kondüvit: Onur Kaan Çelebi

Işık Kumanda: Abdullah Basık

Suflöz: Derya Cumbur

Terzi: Nursel Eraslan

Perukacı: Yavuz Dura

2 Perde, 1 Saat 30 Dakika

Saadet Derya Yazgıç

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın