Nurdal Durmuş, Bugün Cumartesi

Bugün Cumartesi

Bugün hiçbir şeyden daha hızlı yaşamamalı.

Hayatla aramızı birkaç adım açmalı.

Mesela bir şarkıya ikinci nakaratında eşlik etmeye baş­lamalı.

Bir kitabı son cümlesi okuduğunda anlamalı.

Bir film sonu tahmin edilmeden izlenmeli.

Telefon kapatılıp bir meçhule yürünmeli.

Cebe çakıl doldurup deniz taşlanmalı.

“Şuraya yetişmek gibi bir derdim yok!” diyerek zamanın hayata müdahale etmesini önlemeli.

Yavaş zamana inanıp hiçlik çoğaltmalı.

Daha sade, daha rütbesiz, şerlerden daha uzak kendi kıyılarımızda soluklanmalı.

İtina ile tamir edilecek ne çok şey olduğunun farkına varmalı.

Çünkü hikâyesi olmayan insan mutlu insandır.
Türk insanının genel mutsuzluk durumuysa “çok fazla acı” hikâyesi olmasından kaynaklanmaktadır.

 

Bugün Cumartesi

İnsan bazı günler “Yaşadım” bazı günler “Öldüm” der.

Bazı günler “Olmasaydı…” der.

Bazı günler “Çabuk bitse…” bazı günler “Hiç bitme­se.” der.

İnsan bu, der işte.

Dertlenir, mızmızlanır, kederlenir, büyür, yaşlanır, üzülür, kırılır, kırar, yıpranır, yaşar ve ölür!

Bazı günlerse kışın ortasında fırtınaya tutulsa “güneşli gündü” diyecek kadar huzur bulur.

Bir ayet, bir şarkı, bir aşk, bir felaket, bir ayrılık, bir yol­culuk, bir fırtına, bir yağmur tanesi, bir dost insana kendi­ni hatırlatır.

Öyle olur işte. Fırtına durulur, gün güneşli olur, insan kendine gelir.

 

Bugün Cumartesi

Kalkar ve işe gidersiniz. Sokaklar bomboştur.

Yol radyoda çalan şarkıyla akıp giden bir zaman ırma­ğına dönüşür.

Notalar birer büyücü sözü gibi duru aklınızı, neşenizi alıp zehirli bir kederin koynuna atar.

Gerçekten bazı şarkılardan vazgeçememe nedenleriniz hiçbir zaman sizi terk etmeyebilir.

Çünkü şarkılar, geçmiş zaman ağacından kopartılmış çocukluğumuz gibidir. Ne zaman büyüdüğümüzü hatır­lasak saklandıkları gizemli kuytulardan çıkıp kalbimizin başköşesine otururlar.

Sanırım çocuklukla şarkıların bir ilişkisi olmalı.

Biz büyüdükçe notalar da kirleniyor, hızlanıyor, bizi bu girdaba sürükleyen tempoya ayak uydurmaya çalışıyor.

Neyse ki radyoda Orhan Gencebay çalıyor. So­kaklar ve bahar güneşi insana çok şey düşündürüyor.

Bütün bu duyguları mahalle görmemiş, toz toprak yut­mamış, ağaçtan düşmemiş, sünnetten kaçmamış, körebe, saklambaç oynamamış, tarlada çalışmamış, Anadolu solu­mamış, çobanlık yapmamış insanların anlaması zor.

Erdem Beyazıt’ın dediği gibi, Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği ve bilemeyeceğidüşünce­lerdir bunlar.

 

Bugün Cumartesi

Alışveriş merkezleri insan istilasına uğruyor, insanlar her şeyi tüketmek için alır ya da kazanır. Tüketemedikleri­miz ise sahip olmadıklarımız, olamadıklarımızdır.

O yüzden sahip olmamak, her zaman sahip olunandan bana göre daha değerlidir.

İnsan mutsuzluğunun yegâne kaynağı ise aslında olma­sı gerektiğinden daha fazla şeye sahip olması ya da kazan­mış olmasıdır.

Ben buna kazandıkça kaybetmek diyorum.

 

Bugün Cumartesi

“Mutluluk herkesin beklentisi / Asıl mutsuzluğa da var mısın?der Cemal Süreya.

İstanbul esasında insanı mutlu eden bir şehir değil. Sa­dece kendi kaosuna çok alıştırdı. Bu yüzden İstanbul mut­suzluğun ilacı olduğuna inanılan şehirdir. Bir nevi inanma ihtiyacıdır İstanbul.

İçimde saklı duran, saklandığım bu şehirde, yaşamsal davranış biçimlerimden geriye büyümekten değil; içindeki sesi yitirmekten korkan bir ‘ben’ kaldı. Gördüklerimin, ya­şadıklarımın sancısını hissedemez oldum yalvarıyorum: “Ölümü unutmadan ellerimden tut! Yoksa düşeceğim!”

 

Bugün Cumartesi

Cebimden birkaç cümle çıkarsam bu ne olurdu diye iki satır kitap karıştırdım.

Melih Pektemir, Duvar eskitmek, ayak­kabı eskitmek, ömür eskitmek de güzel meslektir. Yaşa­mak güzel meslektir!” demiş.

Andre Gide, Dar Kapı’sında Hissettikleri sıkıntıyı yaymak büyük kalplere yakışmazdemiş.

İsmet Özel, Arapça ve Farsça’yı dilimizden atarsak ‘hiçbir şey’ diyemeyiz. Çünkü ‘hiç’ Farsça, ‘şey’ de Arap­ça’dırdemiş.

Bense Rüzgârlı, uğultulu, sisli ve beyaz!” diye tanım­ladım bu günü ve ekledim:

Ayna bizi hep hapseder. En çok da bakma cesaretimizi.

 

Evet, bugün Cumartesi

Camdan bak ama sokaktan medet umma.

Tutabilirsen içindeki bahar sana doğru koşuyor!

Kurgusuz.

Aniden, sağanak yağmur gibi gelen.

Belirginleşen.

 

 

 

Nurdal Durmuş

Hiç Sesler kitabından

İzdiham

 

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın