J. M. Coetzee, Şimdi ve Burada

Sevgili Paul,

Dostlukları, nasıl kurulduklarını, -bazılarının- böylesine uzun, kimi zaman (yanlış bir tanımla) açığa vurulmamış bir biçimi olarak yorumlandıkları tutkusal bağlardan da daha uzun sürmelerinin nedenini düşünüyordum. Sana bu konuda bir mektup yazıp dostlukların sosyal yaşamda nasıl da önemli oldukları, bizim için özellikle çocuklukta ne büyük anlam taşıdıkları halde bu konuda ne kadar az şey yazıldığından söz edecektim.

Sonra bunun gerçekten doğru olup olmadığını sordum kendime. Bunun üzerine mektup yazmaya başlamadan önce şöyle bir kontrol etmek için kütüphaneye gittim. Ve hayret ki ne hayret, bundan daha fazla yanılamazdım. Kütüphane kataloğundaki listede bu konuda fazla yanılamazdım. Kütüphane kataloğundaki listede bu konuda yazılmış, çoğu da oldukça yeni tarihli çok sayıda kitap olduğunu gördüm. Ama işi bir adım daha ileriye götürüp bu kitaplara bir göz atınca, kendime olan saygımı bir baskıma yeniden kazandım. Haklıydım, en azından yarı yarıya haklı çıkmıştım; o kitaplardaki arkadaşlık, dostluk üzerine yazılmış yazıların çoğu ilginç değildi. Anlaşılan, dostluk bir ölçüde muamma niteliğini sürdürüyor; dostluğun önemli olduğunu biliyoruz, ama insanların neden dost oldukları ve neden dost kaldıkları hakkında ancak tahmin yürütebiliyoruz.

Yazılmış olanların pek ilginç olmadıklarını söylerken ne demek istiyorum? Dostluğu aşkla kıyasla. Aşk hakkında söylenecek yüzlerce ilginç şey vardır. Örneğin, erkekler kendilerine annelerini anımsatan kadınlarla evlenirler, daha doğrusu annelerini hem hatırlatan hem de hatırlatmayan, hem anneleri olan hem de olmayan kadınlarla evlenirler. Doğru mu? Belki, belki de değil. İlginç mi? Kesinlikle. Şimdi gelelim dostluğa. Erkekler arkadaş diye kimi seçer? Aşağı yukarı kendi yaşlarında, örneğin kitap gibi benzer ilgi alanları olan başka erkekleri seçerler. Doğru mu? Belki. İlginç mi? Kesinlikle değil.

Kütüphaneye gittikçe okuduğum yazılardan gerçekten ilginç bulduğum bazı gözlemlerin listesini yazıyorum.

Madde bir. Aristotales insanın cansız nesnelerle arkadaş olamayacağını söyler. Olamaz tabii! Olabileceğini kim söylemiş? Ama yine de ilginç! İnsan modern dilbilimsel felsefenin nereden esinlendiğini bir anda kavrayıveriyor. Aristotales, felsefi önermeler gibi görünen şeylerin aslında gramer kurallarından başka bir şey olmadığını iki bin dört yüz yıl önce gösteriyor. “Ben, X ile arkadaşım,” cümlesinde X’in canlıya ait bir isim olması gerektiğini söylüyor.

Madde iki. Charles Lamb, insanın görmek istemeyeceği dostları olabileceğini söylüyor. Doğru, üstelik ilginç; dostça duyguların erotik bağlılıklara benzemediğini söylemenin başka bir yolu da bu.

Madde üç. Arkadaşlar, en azından Batı’daki erkek arkadaşlar, birbirlerine besledikleri duygular hakkında konuşmazlar. Bunu sevgililerin boşboğazlığıyla kıyasla. Buraya kadar pek ilginç sayılmaz. Ama o dost ölünce, duyulan acı nasıl da dile getirilir: “Ne yazık, artık çok geç!” (Montaigne’in La Boétie, Milton’un Edward King’le ilgili sözleri) (Soru: Dostluk, çelişkilere yer vermeyen açık seçik bir duygu olduğu için o konuda konuşulmazken, aşk doğası gereği çelişkili ve kararsız bir duygu olduğu için mi hakkında bu kadar çok konuşulur? – Shakespeare, Soneler.)

Son olarak, Ford Madox Ford’un Parade’s End (Geçit Töreninin Sonu) adlı yapıtında Christopher Tietjens’in bir sözü: “İnsan bir kadınla konuşabilmek için onunla yatar.” Anlamı: İnsanın bir kadını kendisine metres yapması sadece birinci aşamadır; önemli olan ikinci aşama, yani onunla arkadaş olmaktır; yatmadığın bir kadınla arkadaş olmak pratikte olanaksızdır, çünkü aranızda dile getirilmemiş çok şey vardır.

Eğer dostluk hakkında ilginç bir şey söylemek gerekten bu kadar zorsa, bir başka kavram olurluluk kazanıyor: Hiçbir zaman göründükleri gibi olmayan aşk ve politikanın aksine, dostluk olduğu gibi görünür. Dostluk saydamdır.

Dostluk hakkındaki en ilginç görüşler anti dünyadan geliyor. Neden öyle? Çünkü antik çağlarda insanlar felsefi görüşü doğası gereği kuşkucu olmak zorunda görmüyorlardı, o yüzden de dostluğun göründüğünden başka bir şey olması gerektiğini düşünmüyorlar ya da tam tersine dostluk olduğu gibi görünüyorsa o zaman felsefeye uygun bir konu olamaz, sonucuna varıyorlardı.

En iyi dileklerle, 
John

J. M. Coetzee, Şimdi ve Burada – Mektuplar 2008-2011 kitabından

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın