Hatice Çay, Telefonlar çalmaz ben seni düşünürüm

   İçli bir akşam, şehrin bütün ışıkları yanmış buna nispet. Yıkılışını izleyen ben miydim yalnız? Şehrimin direkleriydi yıkılan. Ve göremiyordu kimse. Ya da ben öyle sanmıştım.

   Sen de görmüşsün meğer. Uzaklardan duymuşsun seslerini çatırdayan temellerin.

   Bir telefon direği sağlamdı bereket ki. Koşan bir sesin vardı sonra susan. Küçücük bir çocuktun sanki muziplik yapmış da mahcup olmuş gibiydin. Nasıl olduğumu sormuştun üç kere. Üç kere iyiydim sayende. Üç kere silinmişti gözyaşım. Kaldırılmıştı enkazı şehrimin üç kere. Yok yere bir tebessüm gelip konmuştu yüzüme.

   Gecenin bir vakti çalmıştı telefon bir kere de. Koca bir sessizlikten başkası yoktu karşıda. Yanlış mı oldu diye söylenmiştim. Tam kapatacakken başlamıştın konuşmaya. Aklımı da sürükleyerek peşinden kapatmıştın telefonu.

   Sonra günler geçti mevsimler aylar. Yürüdü özsu dal uçlarına. Çiçeklendim vakitsiz bir şubattı. Havadaki soğuk kuşatmaya çalışıyordu kalbimin sıcağını. Kırağıya mağlup olmuştum sonunda. Titredim. Fakat dökülmedi çiçeklerim hâlâ baharın esintisiydim. Karların altında kaynayan kardelenlerden de canlıydı kalbim. Kalbim beni sürekli yoruyordu.

   Zamanlar geçse de biliyorum geçmeyecek. Bir hayale takılı kalmayı arzulayan gönlümün sesinden biliyorum bunu. Hayaller hiç incitmez. Ya da ben yanılıyorum.

   Bir akşam niyetlenmişsin neye niyetlenmişsen, kurutmak için çıkmışsın yola çiçeklerimi. Bırak kalsın dallarımda vakti geçip solana kadar. Bu öfke niye? Esen rüzgar gibisin kuzeyden sert yıpratıcı ve yıkıcı bir fırtına. Bırak kalsın öylece, yapma. İnsan yaptığını hiç yıkar mı?

   Anladım dedim sonunda. Dahil olmuştun sen de kargaların sabah kahkahalarına. Bir ordu vardı şurada gündüz ve gece demeden alay eden. Demek sen, demek sen…

   Değişti mevsimler haziranda buz gibi esiyor hayat. Başımı huzurla koysam yastığa uykudan bir hançer ile uyanıyorum. Seni seviyorum… Seviyorum.

   Bir köprüydü hayat düşmeden geçmeye çalıştığım. Yanımda hayalinle yol alırken onu da çok görmüştün bana. Nasıl bir silgi vardı ki sende hayalleri bile silebiliyordun?

   Biliyorum Lili’ye gidiyorsun. Saçları altın olan keklik gibi koşan Lili’ye. İstese de taş yürekli olamayan güzeller güzeli Lili’ye. Hani asla kavuşamayacağın o Lili’ye. Çünkü aşk ulaşılmazadır. Çünkü aşk olmayacak bir hayalin rüyasına yatmaktır. İstihareler hep beyaz ve yeşil çıkar. Kavuşamayacak kalplere böyle olur. Rüyalar bile sevenlere tuzaktır.

   Ya ben kimin rüyasıyım senin değilse?

Hatice Çay

İZDİHAM

İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın