Direnişin Büyük Kahramanı Ömer Muhtar

20. yüzyılın en önemli direniş destanlarından birini yazan Ömer Muhtar ve Senusi hareketi, Libya işgalinde bulunan İtalya’ya karşı büyük bir mücadele vermiştir. Bağımsızlık için hayatını feda eden Muhtar, Berka halkının “Şeyhü’ş-Şüheda”sıdır. Onun tüm mücahidler arasında dilden dile dolaşan sloganı ise “Ya şahadet ya zafer”dir. 

Libya’daki en büyük Arap kabilelerinden sayılan Menifi’ye mensup Gays ailesinden olan Ömer, (asıl adı Ömer bin Ferhad’dır) 1862 yılında Butnan’da doğdu. Küçük yaşta babası ölünce, Şeyh Ahmed el-Giryânî’nin himâyesinde tahsile başladı. Mısır sınırına yakın Tobruk iline bağlı Canzur Medresesinde Kur’ân-ı Kerîm okumayı öğrendi. Sonra Cağbûb’da İslâmî İlimler Enstitüsü’ne kaydolarak tahsilini tamamladı. Alçak gönüllü, cesûr, vakar sâhibi ve ilim ehli bir kimse olarak çevresinde tanındı. Dini eğitimini tamamladıktan sonra Kasur imamlığına getirilen Ömer Muhtar, görevi 1911 yılına kadar devam ettirdi. İtalya’nın Libya’ya saldırması üzerine, Senusi Tarikatı şeyhi olan Ahmed Şerif es-Senusi’nin önderliğinde başlayan direniş hareketine katıldı.

İtalyanları vur-kaçla şaşırttı

1923 yılına kadar İtalyan hükümeti ile Senusiler arasındaki ilişkiler Acroma, er-Regima ve Bu Mariam anlaşmaları ile sağlanan uzlaşılarla yürütülüyordu. 6 Mart 1923 yılında Berka’nın yeni valisi General Bongiovanni, Senusi güçlerine karşı sürpriz bir saldırı emri vererek Berka’nın alınmasına yönelik operasyon başlattı.
Haziran ayına gelindiğinde Berka’yı kontrol altına almayı başaran İtalyan sömürgecileri 20 bin Libyalı’yı teslim aldı. İtalyan kaynaklarına göre dört senelik savaş zamanında Cebel aşiretleri 1500 insanı ve 100 bin arasında hayvanını kaybetmişti. Ömer Muhtar ve beraberindeki mücahitleri kontrol altına almayı başaramayan İtalyan sömürgesi direnişçilerin gücünü kırmak için sıkı bir ağ kurmaya niyetlendi. Bu, ağ direnişçilerin hareketlerini kısıtlayacaktı. Kıvrak zekasıyla strateji belirleyen Ömer Muhtar İtalyan güçleriyle açık savaşı terk ederek vur-kaç taktiğini uygulamaya koymuştur. Sergilenen gerilla mücadelesi İtalyan askerlerini büyük bozguna uğratmayı başarmıştır.

Bir halk sürgüne gönderiliyor

Cebel halkının sürgüne gönderilmesiyle birlikte sıkıyönetim yeni bir boyut kazandı. Ömer Muhtar ve Duarı’nın çevresinde kelimenin tam anlamıyla boş bir oluşturabilecek yegane bir tedbirdi. İltalyan askeri Badaglio’nun kaleme aldığı mektupta şu satırlar yazıyordu: “Operasyonların başarısız olması Ömer Muhtar’ın zekasıyla da örtüşüyor.

Çünkü o kendini, Sciuref ve Bir el Afie’deki Sef-en Nasser kardeşler gibi büyüklük hastalığına kaptırmış birisi değil. Muhtar, askeri birliklerini ve onların sunduğu imkanları soğukkanlı ve sakin biçimde değerlendirerek, yeri geldiğinde savaşmaktan vazgeçebiliyor ve adamlarını dağıtabiliyor. Bizim hareket bilgilerimiz kendisine zamanında ulaştırıldığı için bu tür dağılmalar kısa süre içerisinde dağılabiliyor. Ömer Muhtar, adamlarını tek tek kabilelerin arasına yerleştirerek ‘sottomessi’ gibi davranlamarını sağlıyor. Ta ki, doğru zaman geldiğinde onları tekrar bir araya toplayana kadar.” Operasyonların seyrini gözlemlediğinizde Ömer Muhtar ve direnişçilere bir zarar verememişlerdir. İtalyan askerleri Libya halkının hayvanlarına ve köylerine zarar vermişlerdir. Libya halkı yaşatılan baskı neticesinde bölgeyi boşaltarak çevre bölgelere sürgüne zorlanmışlardır. Ömer Muhtar ve direnişçiler İtalyan sömürgecileriyle mücadelelerine devam etmişlerdir.

Yakalanış ve sonu belli mahkeme!

Ömer Muhtar, sürprize uğratılmamak için erken çıkmayı bir alışkanlık haline getirmişti. Bu sayede de derhal ufak gruplara dağılarak İtalyan hatlarından geçmeyi başardı. Buna rağmen bölgede uçuş yapan bir uçak tarafından tespit edilenler de oldu.
11 mücahit yakalanarak tek tek şehit edildi. 12’ncisi ise Ömer Muhtar’dı. Harekât sonlandırıldı ve Ömer Muhtar esir düştü. 12 Eylül günü Trablus’ta ve İtalya’da Ömer Muhtar’ın yakalandığı İtalyanlar tarafından ilan edildi. Roma’ya uçuş yapan Badaglio da Graziani’ye telgraf çekerek: “Sömürge Bakanıyla toplantı yaptım. Derhal cezai yargılama için hazırlılara başlayın. Mahalli geleneklere göre bu yargılama ancak bir ölüm cezasıyla sonuçlanabilir. Cezayı en önemli toplama kampında uygulayın.” Özel bir mahkemeye çıkarılan Ömer Muhtar, 15 Eylül günü, öğleden sonra haysiyetli ve metanetli duruşuyla mahkemeye damga vurdu. Ömer Muhtar, 16 Eylül günü Saluk’ta 20 bin bir araya gelmiş göçmen ve tanınmış kişinin ortasında idam edildi. Şahsi icraatlarından bir gram şüphe duymayan Muhtar Graziani’ye göre “İdamın oluşturduğu etki muazzam derecedeydi.” Bu idam izlenen baskı politikalarının adeta kendine has bir biçimde mühürlemişti.

Başka yol yok!

“Savaşıyoruz, çünkü düşmanı bu topraklardan söküp atıncaya, ya da bu uğurda ölünceye kadar imanımız ve özgürlüğümüz için savaşmak zorundayız. Başka yolu yok. Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz. Kadınlarımızı, çocuklarımızı Mısır’a gönderdik ki, Allah bizi ölüme çağırdığı zaman arkamıza dönüp bakmayalım.”
Ömer el-Muhtar
(Muhammed Esed’in Ahmet eş-Şerif’in mektubunu Ömer el-Muhtar’a götürdüğü ziyarette aralarında geçen konuşmaları.)

Kalemini kıran hakime karşı çelik gibi durdu

Ömer Muhtar kendisini yargılayan özel mahkeme karşısında da davasının adamı olduğunu bir kez daha gösterdi. Sorulan sorulara karşı verdiği tereddütsüz cevaplarla hakimi bile kendisine hayran bıraktı. İşte davanın tarihe geçen bazı diyalogları:

-İtalyan Devleti’ne karşı savaştınız mı?
Evet

– İnsanları İtalyan Devleti’ne karşı savaşmaya teşvik ettiniz mi?
Evet

– İtalya’ya karşı kaç yıl savaştınız?
Yaklaşık 20 yıl

– Yaptıklarından dolayı pişman mısınız?
Hayır

– İdam edileceğinizi biliyor musunuz?
Evet

Hakim şaşırdı:
– Sizin gibi birisi için böyle bir son, çok üzücü.

Bunu duyan Ömer Muhtar şöyle dedi:
– Tam tersi! Bu, hayatımın sonu için en güzel yol.

Hakim daha sonra, mücahidlere cihadı durdurmalarını emreden bir emirname yazması halinde O’nu beraat ettirmek ve ülke dışına sürgüne göndermek istedi.

Bunun üzerine Ömer Muhtar, o meşhur sözlerini söyledi:

– “Her namazda Allah’tan başka ilah olmadığına, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) de O’ nun resulü olduğuna şehadet eden parmaklarım, asla yanlış bir şey yazamaz! Bizler teslim olamayız. Ya kazanırız ya da ölürüz!”

 

 

 

 

Burak Çolo / Diriliş Postası

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın