Yunus Meşe, Geç Kalmış Bir Şapka

Adım Ali İhsan. Orada olduğunu biliyorum. Bu hikâyeyi sana anlatmam gerekiyor. Beni bil diye ismimle başladım. İsmimi bilmesen karşında bir hayalet varmış gibi olur. Anlatacağım hikâye de anlamsız kalır. Hikâye bittiğinde son cümleyle birlikte ben de ölürüm. Adım Ali İhsan. Var olan herhangi bir şeyin önü ya da ardı değilim, sebebi ya da sonucu da. Yirmi sekiz yıldır bir kapıyı bekliyorum. İsmim dedemden miras kalmış bana. Yirmi sekiz yıldır beklediğim kapı bu: Dedem, Ali İhsan. Babamı merak ediyor musun? Etme. Merak sevgi ve saygıdan kaynaklanır. Birini merak etmek için bu iki duygudan birini hissetmek gerekir. Babam söz konusu olduğunda bu ikisi de yok bende. Dedem…Hayır hayır babam. Babam, merak edilmemeyi seçti. Yok olmayı, unutulmayı… Hayat seçtiklerimiz ve seçemediklerimizden ibarettir. İlçeye bir hemşire gelmiş. Adı Nazlı. Çok güzelmiş. Geldiğinin haftasında bir söylenti yayılmış kulaktan kulağa. Uzaktan uzağa bakıştıkları, mektuplaştıkları söylenmiş anneme. Annem ihtimal vermemiş. Güvenmiş babama.İçini kemiren kurtları içinde tutmuş. Birini bile dökmemiş. Korktuğu başına gelmiş sonra. Önce Nazlı ayrılmış ilçeden arkasından Babam. Yağmuru dinlemek için balkona oturduğumuz bir akşam anlatmıştı annem bu hikâyeyi. Gitmeyi, bir daha dönmemeyi seçmiş babam. Bu seçim dedemin yüzünü yere eğdirmişti hatırlıyorum. Günlerce dışarı çıkmamıştı dedem. Sigara içmişti birinin ateşiyle diğerini yakarak. Küfretmişti. O zaman ağzından küfür çıktığına şahit olmuştum. Sonra çıkmadı zaten hiç. Bir sabah çıkıp babamdan yani oğlundan kalan bütün izleri temizlemeye başlamıştı bir bir. Böylece babam hiç doğmamış gibi olmuştu. Dedem yanına aldı bizi sonra. Temizleyemediği tek izlerdik. Baktıkça ona oğlunu hatırlatan yarım bırakılmışlar… Bizi silemeyince unutmayı tercih etti dedem. Çok unutmayı…

Dedemi merak ederim. Ediyorum. Şimdi bir doktorun odasında. Önce sesini unuttu. Sonra kelimeleri. Sonra yüzleri. Gün geçtikçe daha çok unuttu. Mahallesini, sokağını, evini, kalbini unuttu. Başında beklemeye başladım önce. Sonra sırayla bekledik. Yetmedi kapıları kilitlemeye başladı annem. Her yere notlar yazmaya başladı. Eşyaların isimlerini yapıştırdı üzerlerine. Renklerini yazdı. Yemek saatlerini, yemek yemesi gerektiğini hatırlattı defalarca. Dedemin traş olması gerektiğini hatırlattı notlarla. Aynaya ismini yapıştırdı: Yüzünü ve ismini unutmasın diye. Dedem Ali İhsan, kelimelerini kaybedince bu tedbir de işe yaramadı. Dedem ince yaşarmış unutmaya başlamadan önce. Sesinin yükseldiğini duyan olmamış. Bir canlıyı incittiğini görmemiş kimse. Her sabah tıraş olur, dışarı çıkacaksa takım elbise giyinir, kravat takar, başına melon şapkasını geçirir öyle çıkarmış. En son giyinmeyi de unutunca annem doktor kapılarını aşındırmaya başlamış. Ben de eşlik etmeye başlamıştım biraz büyüyünce.

Yine bir koridorda bekliyorum. Her seferinde muayene süresi daha da uzuyor. Çıktılar nihayet. Annem dışı zoraki güzel,içi enkaz. Dedem boş bir bakış. İlaçla tedavi artık mümkün görünmüyor demiş doktor. Hastalığın ilerleme hızının önüne geçebilirlermiş en fazla. Alzheimer: Esir aldığına, kalbini dahi unutturan yokluk kuyusu.  “Hatıraları geri getirilebilirse dedem uyanabilirmiş o sonsuz ve boş uykusundan.” Anneme böyle söylemiş doktor. Annem inanmış. İnandırdı beni de. Evin her köşe bucağında bir şey, bir hatıra aramaya başladık. Fotoğrafları buldu annem. Dedem Ali İhsan, ömrünün en güzel yıllarını tiyatro sahnelerinde geçirmiş. Yüzlerce oyun, yüzlerce sahne, yüzlerce seyahat, yurt dışı turneleri… Annem albümün her sayfasını detaylarıyla anlatarak gösterdi dedeme. En ufak bir hayat belirtisi oluşmadı dedemin yüzünde. Fotoğrafları yere vurup ağlayarak terk etti odayı annem. Sinir krizi geçiriyor. Son zamanlarda daha sık. Ağlasın rahatlar. Her fotoğrafın arkasında ne zaman, nerede çekildiğini gösteren notlar var. Çoğu oyunlardan. Şehirler zamanlar değişse de fotoğraflarda değişmeyen bir şey çekti dikkatimi: Siyah bir melon şapka.

Annemin yanına gittim. Mutfak balkonunda sigara içiyordu. Beni fark edince sigarayı attı. Eliyle dumanı dağıtmaya çalıştı. İçtiğini biliyorum ama yine de her seferinde böyle yapıyor. Alıştım. Görmezden geliyorum. Fotoğrafları gösterdim yine tek tek. Şapkayı işaret ettim her seferinde. “deden bütün oyunlarında o şapkayı taktı.” Dedi. “ Olmak ya da olmamak” derken bile çıkartamamışlar o şapkayı. “Şapka gelirse hatıralar da gelir dedem de uyanır anne” dedim. “Kaç yılın şapkası kim bilir hangi çöplükte toprağa karışmıştır” dedi annem. “Dedemin unuttuklarını geri getirmek için değer” dedim. Planımı anlattım. Beni şapkaya götürecek bir işaret aradım dedemin eşyalarının arasında. Aradığım işareti dut oyması bağlamanın üzerinde buldum. Yapan usta ismini ve adresini işlemiş sazın sapına. Ankara’da bir müzik evi… Gittim.

Yollar geniş. Trenler hızlı. Yolculuklar zor değil artık. Ustayı buldum. Kendimi tanıttım. Dedemin ismini söyleyince yerlere kadar eğildi adam. En baştan anlattı dedemin hikâyesini. Sonra elime bir adres tutuşturdu. Dedemin yıllarını verdiği tiyatronun adresiydi bu. Gittim. Binayı yıkmışlar. Onlarca kişi ile konuştum. İnsanlar iyilikleri görünür olmayınca yardım etmeyi sevmiyorlar. Zor oldu ama tiyatronun yıkılmadan önce başka bir tiyatro grubuna devredildiğini öğrendim. Ortacılar Tiyatrosu. Kaybedecek vaktim yok. Yerini öğrendim tiyatronun. Yollar geniş ama şehir içinde hiçbir işe yaramıyor bu. Araç sayısı çok fazla, araçlar yürümüyor. Şehir insanı yaşamayı evde unutmuş. Nihayet buldum tiyatroyu. Genç oyuncuların ayakta tutmaya çalıştığı bir tiyatro. Ortacılar Tiyatrosu. Dedemin ismini duyan önümde eğildi. Dedemin ismini taşıdığıma ilk kez bu kadar sevindim. Güzel yaşamış dedem buralarda. Güzel bir iz bırakmış. O izde yürüyordum. Neden geldiğimi anlattım. Nostalji köşesine götürdüler. Önceki tiyatrodan aldıkları kostümleri burada koruyorlarmış. Dedemin şapkası da aralarında.Vermek istemediler şapkayı. Geri getirme sözüm, dedemin ismi ve hikâyesi, yalvarmalarım etkili oldu. Şapkayı aldım sonunda. Uçaktan korkarım ama şapkanın bir an önce dedemin başındaki yerine dönmesi gerekiyordu. Uçtum. Uçarken dedemi düşündüm. Ali İhsan’ın takımlı, kravatlı, şapkalı günlerini…

Üç saat sonra şapkayla eve girerken dedem Ali İhsan tabutta dışarı çıkıyordu.

Dedemin kapısını kaybetmemin üzerinden yirmi yıl geçti. Adım Ali İhsan. Kırk sekiz yıldır Geç kalmış bir şapkayım. Hepsi bu.

Yunus Meşe

İZDİHAM

izdiham dergi 42. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın