Ravza Karakülah, Başka Türlü

Yılgın bir dağın etekleri kadar kırıştı yazgım
Ütüsü bozulmuş bulutlara asamam kuşlarımı.
Altı çizilmeden okunmuş kitapların kırılganlığıyla çekilirken rafa
Bir mısrâsında çivilenilmemiş şiirlerin mahcubiyetidir bu.

-Kalbim ey, bulamadın gölgeliğini.-

Deli taylar gibi toz duman etsem bozkırları
Zirveleri mâbet bellesem dilimde besmeleyle.
İnzivasına sığınıp abalı dervişlerin,
Yunus’un sarıçiçeğine rast gelsem bir seher vakti
Sorsam, bilir misin beni?
Ben dahi bilmezken kendimi..

Bir atım olsaydı başka türlü olurdu her şey.
Dağlara kafa tutacak kudreti bulurdum kendimde bir sabah
Günü ağartan ezanlar değmeden pencereme
Düşerdim dörtnala, kalbimden en uzağa ve sana.
İki kaşının arasından da geçmeyecekse kaderim
Gitmemin vaktidir, henüz yenilmeden ellerine.

-Zaten bir atım olsaydı, başka türlü olurdu her şey.-

Gökkuşağından sürgün yemişliğimin rengine boyayarak geceyi
Yağmurlu bir Afremov tablosunda yürüyorum sokağını.
Ellerim titriyor gelincik kırmızı mantomun cebinde.
Bu sokakta da kavuşmuyor ürkek nazarlarımız.
Sorulmadan anlatılmış bir nasılsın gibi utangaç,
Biriktirdiğim içlenmeleri sır ediyor nefesim.
Ve sen sevgilim güzelliğini cilalıyorsun ıslak bir bankta
İstasyonlar kadar hüzünlü ve
Göğe merdiven dayatan geceler kadar güzelsin.
Baksan son tren bu,
Kaçırdığın kaçıncı ömür..
Tam da ellerini saracak yaşımdayım, gel

Ravza Karakülah, İkrar Dergisi, 12. sayı

İZDİHAM

izdiham dergi 42. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Yorumlar!

Bir Cevap Yazın