17 Mayıs 2021

Nevce Ergün, Koza Oyun Eleştirisi

ile onur

Oyun, burjuvayı sınıfına aitmiş gibi gözüken, birbirine tıpatıp benzeyen üç kadının: evlerinin dışında ki hayatı umursamazcasına, dünyada ki gerçeklikten kopuk bir şekilde yaşamalarını, fakat çıkarları tehlikeye düştüğün de ise; ortak hareket edebilmeyi, birbirleri üzerinden yaşayışlarını kutsamayı, rekabetlerini ve sınıflar arası farklılığın: sıradan gündelik konuşmalar gibi, dedikodu malzemesi yapılmasını anlatır.

Tipleri belli fakat adları belli olmayan, gözün gördüğü bu üç kadını, yönetmen tek bir kadının üç ayrı ruh hali gibi yansıtmış: kendiyle, toplumsal normlarla ve erkek egemen toplumun dayattığı yaşayış kalıplarıyla çatışmasını ve çaresizliğini, sahneye öyle güzel taşımıştır ki, adeta distopik bir dünya ortaya koyması sebebiyle taktire şayandır…

Yönetmen, kadınların mim ögeleriyle donatılmış, müzik, makyaj ve senkronize hareket bütünlüğüyle, zaman zamanda cansız bir varlıkmış gibi kuklalaştırarak: kendine biçilen rollerin dışında var olamayan bu kadının içine düştüğü cendereyi ve çaresizliğini anlatmaktadır.

Dialoğun, eylemin, kostümün, mekanın uyumsuzluğu apaçık gözler önüne serilmiştir: Dialoğa bakılacak olunursa; amorf kadınların çıkarcı, dedikoducu ve kıskanç konuşmaları, eyleme bakıldığında; kontrolü kendi elinde olmayan, iradesi başkasına emanet verilmiş kadını, kostüme bakılırsa belirli bir sınıfa mensup üç kokoş kadını görürüz. Mekanınn en belirgin özelliğinin belirsizlik olduğu: adeta hiçbir yer, ya da her yer olduğu ile, bu kadınları toplumun her kesimin de görebileceğimizin altı çizilmek istenmektedir.

Yönetmen, bu birbirine benzemez tüm öğeleri öyle güzel harmanlayıp bir araya getirmiştir ki: erkek egemen toplum tarafından, kendisine biçilen role kayıtsız şartsız ayak uydurması; evinin dışında akan hayat ve gerçekliliği umursamazmış gibi davranması: kocasını, çocuklarını, servetini, kürkünü…putlaştırması ve onları kutsaması hatta tapması istenerek; kendi canlılığını askıya alıp yaşamakla yaşamamak arasında, gerçekle gerçek üstü arasındaki gidip gelmelerini muazzam bir şekilde sahneye taşımıştır.

Yönetmen, İzleyiciyi bu gerçek üstü dünyadan kendine getirmek için ve nerede olduğunu fark etmesi için, keskin müzik ve seslerden hatta ve hatta, görünmeyen fakat akışa dahil olan konuşmacıdan faydalanmıştır.

Grotesk unsurların ve metaforların bolca kullanıldığı dialoglar da, bu tarz zirve yapar finalde: çocuklarını ararken ve bulamamışken: kanaryanın kaçmasına dövenmesiyle hem bir araya gelemeyek unsurlar bir araya getirilmiş, hem de evdeki canlılığı ve umudu simgeleyen şeyin kanarya olması sebebiyle, kadının umudunun canlı tutulması sağlanmıştır.

Not: Muazzam bir sahnelemeydi, kendimi tutmasam sayfalarca yazabilirdim. Yazdıkça yazasım geldi, bir sayfa ile kısıtlamasaydınız, ne olurdu bilemedim… 

Nevce Ergün

İZDİHAM