18 Mayıs 2021

Metin Nart, Serkan Türk’ün Ausgang Romanını Değerlendirdi

ile ibrahim

Serkan Türk’ün ismini garip bulduğum -Ausgang- romanına başladığımda, ilk sayfalarda bocalasam da, Bergsoncu sezgiyi fark edince mukavemetim çabucak kırıldı. Çünkü parçalanmış kronolojisiyle metinde pozitivist gerçeklik değil, bireyin algıladığı sezgisel gerçeklik vardı. Bir diğer husus da asıl hikâyedeki anlatıcı seçimiydi.

Girişteki tasvirin hemen ardında gelen, “Oysa onca yolu otobüsün iki tekeri üzerinde gel­miştin,” cümlesiyle anlatıcı size seslenir. II. Tekil şahıs anlatıcı iki yönlü algılayabileceğiniz bir sestir. Bireyin ayna görüntüsünün -tıpkı alter kişiliği gibi- karşısına ikinci bir kişi olarak kendisini alması ve devamlı kendisine karşı konuşması sarsıcı bir durumdur. Okur yönünden ise, kâh kahramanla özdeşleşir ve anlatıcının söylediklerini üstünüze alınırsınız kâh anlatıcı siz olur, alteri gibi kahramana kızarsınız.

Karakterlerin anlatıcının tasviriyle değil, hikâye içinde parça parça -parçalı anlatım- ipuçlarıyla şekillenmesi, kronolojisi bozuk zamanın mekânlar arası gel-gitleriyle olay görgüsünü döngüye sokması ve anlatıcı seçimiyle metin, Yeni Romancılara yakın hissettirdi.

Romandaki zaman anlayışının “geçmiş-şimdi-gelecek” sırasıyla değil, Bergsoncu bir sezgiyle geçmiş, şimdi ve geleceğin aynı bilinçte var olması ve bir bütünlük içinde anlatılması, anlatıcının bölük pörçük soruları, tıpkı bir alter kişilik gibi kahramana karşı konuşması, hikâyenin başında tekinsiz bir atmosfer oluşturuyor. Yazarın kurduğu anlatı adacıkları okurda kafa karışıklığı yaratıyor.

<<<Neden bir köpeğin aylaklığını hatırlıyorsun? Anılar karıştırıldığında köpeğin kemiğini sakladığı yerden çıkarması gibi tatlı bir sızı mı bulacaksın? Senin gençliğin geçiyor, o adamın yaşlılığıysa çoktan bitip tükenmiş. Köpekse zaten hep ihtiyarı dünyanın.>>>

<<<Önce senin hikâyeni mi, yaşlı adamın başına gelenleri mi yoksa köpeğin defalarca gömüp çıkardığı kemikle olan mü­cadelesini mi anlatmamı istersin? Köpekle senin hikâyen birbirine benziyor. Oysa yaşlı Ermeni’nin başına gelenler tuhaf bir mucize>>>

O adam kim? Köpekle kurulan bağ sadece bir benzetme mi? Yaşlı Ermeni nereden çıktı? Hikâyenin ilerleyen bölümlerinde hem bu sorulara yanıt buluyorsunuz hem anlatı adacıklarının Ada-kaçış, içe kapanış metaforuna dönüştüğünü kristalize ediyorsunuz.  

Romana yaşlı Ermeni-Onnik Efendi de günlüğüyle dâhil oluyor. Bir ayağı çukurda, öteki olmanın zorluklarını yaşayan Onnik Efendinin (Ben-kahraman anlatıcılı) hikâyesi ne kadar ferahlık yüklüyse, ismini ancak romanın ortalarında, alterinin sorduğu, “Ya sen Hami Pazarlı, ömrünü harcadığın şeyin ne olduğu konusunda bir fikrin var mı?” sorusuyla ve ismi bir kez geçen başkahraman (protagonist) Hami Pazarlı’nın hikâyesi o kadar buhran yüklü.

Onnik Efendi’nin 1990’lara kadar tuttuğu keyfi hatıratı o dönemlere ait ipuçları veriyor. Anlattığı anılarla, mikro hikâyelerle şikâyetsiz, ölüme her daim hazır haliyle kendisiyle barışık.

<<<Ben kuyudaki adamın ölüp ölmediğini soruyorum. Yok, ölmedi, diyor Sıdıka. Habere göre kuyuda bulunan kurbağaları yiyip suyu içe­rek yaşamaya devam etmiş.>>>

<<<Bu deftere böyle kaç ölümün ardından yazdım. Ben de bir gün yok ola­cağım. Hiç dünyaya gelmemiş gibi. Onnik Efendi’nin hevesi bitti, çekip gitti desinler. Yeller essin, dağlardan tozlar kalksın. Gepegençler binsinler, dünya denen bu otobüse.>>>

Kahraman kendisini izole ettiği Adasında, günlerini aynı renkte geçirmenin uğraşını veriyor. Yaptığı Gökçeada gezmeleri tıpkı kendi zihnini, bilinçaltını keşfetmesi gibi kısa ve isteksiz. Hayata küsmüşlük, varlığını sorgulama, gel-gitlerle zihnine doluşan anlık hatıralarla boğuşmasıyla, buhran yüklü Hami Pazarlı’nın yaşamı.

<<<Ada’yı. Vahşi tabiatın cömertçe büyüyüp geliştiği, tekrar tekrar küçük kıyametlerin yaşandığı, kuşun kurdu yuttuğu, böceğin karıncayı toprağın altına çektiği, bitkilerin kökleriyle uzayıp her şeyi emdiği bir yer parçası olarak hayal ediyorsun önündeki uzamı.>>>

Bir protagonist (Hami Pazarlı)-Antagonist (Onnik Efendi) hikâyesi üstüne kurulmuş bir roman değil Ausgang. Zaten ST kurgusuyla buna imkân tanımıyor. Çünkü Onnik Efendi, Hami Pazarlı’nın hikâyesi içinde, başı ve sonu belirsiz, keyfi hatıratının içine hapsolmuş bir kurmaca metin.

Bu haliyle bir handikap yüklenmiş hissi uyandırıyor yazar. Zira zaman ve mekân farklılığı olan ama kurmacada paralelmiş gibi yürüyen hikâyelerdeki en can alıcı zorluk, iki metnin bağlanmasıdır. İşte tam da burada, protagoniste tek taraflı bir dönüşüm yaşatarak ustalığını konuşturmuş Serkan Türk. Onnik Efendi’nin hikâyesi eline geçtiğinde Hami Pazarlı, çoktan bitmiş bir yaşamı okuduğunu biliyordu. Okuduğu metin protagonist için, kurmaca içinde bir kurmaca metindi. Edebiyatın, iyi kurgulanmış kurmaca metinlerin sağaltıcı gücüne bir atıf var romanda. Onnik Efendi hatıratı, Hami Pazarlı için bir ayna işlevi görüyor, Onnik’in hayatı aracılığıyla Hami, kendini yeniden tanımlayıp, kurduğu özdeşlikle kendisine başka bir pencereden bakıyor ve adım adım dönüşüyor.

<<<Ağustos: Sıcak ve zalim. Onnik Efendi gibi günlük tutmayı düşünüyorsun bir an. Önündeki deftere yukarıdaki cümleleri karalıyorsun. Ne ge­çiyor aklından, emin değilsin.>>>

<<<Eğik ağacın gölgesine sırtını dayamış kitap okuyordun. Telefonun çaldı. Arayanın Fransız kadın olmasını di­ledin içinden.>>>

<<<Dışarıdan köpek sesi geliyor. Başını çeviriyorsun sesin geldiği yere. Nedense o anda bu köpeğin, Onnik Efendi’nin evine gelen köpek olduğundan eminsin.>>>

<<<Onnik Efendi’nin defterini valizinden çıkarıp karıştırdın. Bazı bölümleri tekrar tekrar okudun. Böyle bir adam gerçek­ten yaşamış mı, yoksa bunlar yazma hevesli birinin kalemin­den mi ortaya çıkmış, diye sordun kendine.>>>

Roman boyunca metinlerarasılık bol bol kullanılmış. Romanlardan, şiirlerden alıntılar, bölüm epigrafileri var. Okurla bulmaca yoluyla kurduğu iletişim, romanın adını güya, kurmaca bir TV programından devşirmesi akıllıca kullandığı postmodern oyunlardı.

<<< Bir film vardı hatırlıyor musunuz? Adam her şeyi tekrar tekrar yaşıyor. Hafızasında yok olan önemli bulduğu şeyle­ri küçük notlar halinde tutmayı deniyor. Hatta vücudunu not defterine çeviriyor.>>>

Christopher Nolan’ın Akıl Defteri-Memento filmini bulmam benim için de güzeldi.

<<<Almancasını buldum Sevgi’nin sözlüğünde. Ausgang. Babama bir mektup yazdım. Baba, bizi bıraktığın yerden çıkar, dedim. Öğrendim, dedim. Ausgang, dedim.>>>

İçinde bulunduğu kaos nedeniyle kendisine yabancılaşan, yaşadığı toplumla özdeşlik kurmakta zorlanan bireyin dönüşümünün romanı Ausgang, biri buhran diğeri ferahlık yüklü iki hikâyesiyle güzel bir hafta sonu hediyesi oldu.

Romanın finalinde Onnik Efendi’ye kurduğu organik bağı okurlara bırakıyor, edebiyatseverlere iyi okumalar diliyorum.

İzdiham

Editör: İbrahim Varelci