İbrahim Tekpınar, Uykulu Yol

Karanlık ve kenarlarında otların çıktığı yolları sahiplerine yaranmak için araba görünce havlayan köpekleri arkamda bırakarak , delik deşik yolları aşındırıyorum.

Yanlarından geçtiğimiz evlerin ışıklarından hikayeler yazıyorum. Sarı ışığı en çok seviyorum şimdilerde tasarruflu olan beyaz floresanlar çıktı nesli tükendi sarı “güneş ışığı” aydınlatmaların. Şu balkona elbiseler asılmış, yeni evli bir çift var. Yastık örtüleri çiçekli, ömürleri taze. Kadın kocasına güzel yemekler yapıyordur teşekkür ve bir  sevgi sözcüğü bekleyerek maharetle sofra kuruyordur. Soba dumanı sızan ev, kalabalıktır. Kenarında çay içiliyordur. Soba dumanından sızan o karbonmonoksit beni çocukluğuma götürüyor. Kömür taşımamız, kömürlükte saklanmam. Çocukken saklanabilecek bir yerlerin olduğuna inanıyordum şimdilerde insanın tek saklanacağı yerin içi olduğunu biliyorum. Havlayan köpeğin sahibinin hırsızlardan korkacak kadar malı mı var? Yol bitmiyor ama şifa aramaya geldğimiz yere geliyoruz. Otelin ışıkları görünüyor. Park ediyoruz, içeriye giriyoruz. Soyunduktan sonra şifayı sularda arayan insanların sevincine ve mahremiyetini birlikte deliyoruz. Şifayı suda arıyoruz, su yeryüzünün neresinden geliyor? Magma tabakasından sızıntılarından mı? Cehennem sıcağı? İnsan sıcağı görünce yanabileceğinin farkına varıyor.Sesler mahşeri bir kalabalığın sesleri. Bağırmalar,gülmeler garip insanlar. Sakallı bir amca geliyor gülümsüyor. Suya atlayınca “evrekaa” demesini bekliyorum nedense. Memurluktan emekli  bir hayatın keyfini usulunce çıkaran bir hikaye  yazıyorum amcaya. Postacı olsa mektuplar götürse sevdiklerinden haber bekleyenlere, sevinçlere ortak olur. Okuma yazma bilmeyen bir kadına oğlunun mektubu okumasını isterdim. Saygı ve sevginin ayarını tutturamayan ve zaptaalınmış cümlelerin farkında olarak temkinli cümleler okunacak. “büyüklerin ellerinden  küçüklerin gözlerinden” , kırk tas suyla şifali sulara sığınıyorum. Akıp gidiyor dışımdan kötülükler , içimdekilere çare yok.

Yollar uykuya dalmış gibi yol kenarı uykulu, köy kahveleri kapanmış. Köyün içinde yüksek katlı bir ev , toprak ananın koynunda hancer gibi yükseliyor. Kötülük yayıyoruz, şifa yayan su kadar değiliz. Bunca kötülüğe nasıl vakit ayırıyorlar?

İbrahim Tekpınar

İZDİHAM

İzdiham’ın 45. Sayısı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.
Unutamayacağınız bir sayıyla karşınızdayız.

Edebiyat, edebiyatçılara bırakılmayacak kadar ciddi bir meseledir diyen İzdiham’ın 45. Sayısı çıktı.

İlk sayısından itibaren özgün bir tavırla halkın nabzını tutan ve hayatın içinden sesleri sayfalarına taşıyan İzdiham Dergisi 45. Sayısıyla da tüm dünyanın içinde bulunduğu bir tabloya kapağında yer verdi. Türkiye Günlük İnsanlık Endeksi tablosuyla son yaşananlara apayrı bir pencereden bakan İzdiham Dergisi arka kapak tasarımında da yine bir insanlık tablosuyla karşımıza çıktı.

 ‘Artık eskisi kadar yakın olamayız’ temalı İzdiham Dergisinin 45. Sayısında Özer Turan, Rümeysa Kocaman, Gökhan Özcan, Ali Ayçil, Abdullah Harmancı, Güven Adıgüzel, Mehmet Narlı, Bülent Parlak, Seda Nur Bilici, Bekir Şamil Potur, Emine Şimşek, Sümeyye Özbay, Adem Maksatsız, Nurdal Durmuş, Esma Koç, Yaşar Ercan, Ahmet Aslan, Halil Ecer, Ahmet Can, Turan Karataş, Selahattin Yusuf, Onur Bayrak, Berat Karataş, Enes Aras, Gökçe Yüksel, Muhammed Güleroğlu, Mehmet Ercan, Yasin Kara, Hüseyin Hakan, Dilek Kartal gibi edebiyat camiasının önemli isimlerinin yazmış olduğu içerikte kapak kadar çarpıcı metinlere yer veriliyor.

Bir Cevap Yazın