17 Nisan 2021

EDEBİYATTA ELİ UZUNLAR

ile onur

Hırsızlık sadece en yaygın suçlardan biri değil aynı zamanda en eski zamanlardan beri var olmuş ve edebiyata da kaynaklık etmiş temalardan biridir. Havva’nın cennetteki elmayı bu şekilde sahiplenmesi, kurnaz Prometheus’un tanrıların kutsal ateşini çalması veya Augustine’in otobiyografisinde kendini hırsız olarak tanımlaması buna örnek verilebilir.

Hırsızlar, gerçek hayatta kaçınmaya çalıştığımız ama kurguda heyecan verici bulduğumuz figürlerdir. Yasayı aşmak, yapmaya cesaret edemediğimiz bir şeyi veya içerisinde olmadığımız bir sefalet dünyasını yansıtmak için biçilmiş kaftandır. Edebiyat, toplumun sınırlarında yaşayan bu insanlara da odaklanmış ve bizi sayfalara bağımlı kılan güzel eserler bırakarak bu büyüleyici hayal dünyasında bizim için yeni bir yaşam alanı yaratmıştır.

Klasik edebiyat, bize birçok kez açlık veya sefalet nedeniyle bir başkasının malını çalma ihtiyacı duyan karakterleri tanıtır. Bazen herhangi bir hırsızlığın planlayıcıları olmasalar da çetin yaşam koşullarında hayatta kalmak zorunda oldukları için suçun ortağı haline geldiklerini görürüz. Bir yetimhanede, toplumsal eşitsizliğin hüküm sürdüğü bir ortamda büyümek zorunda kalan Oliver Twist veya Sefiller’in unutulmaz karakteri Jean Valjean bu duruma örnek olarak gösterilebilir.

Bir de edebiyatta ihtiyacı olmamasına rağmen hırsızlık yapan karakterler vardır ki bunlar genellikle ya Robin Hood gibi zenginden alıp fakire vermek için çalarlar ya da çeşitli akıl oyunlarıyla hırsızlığı bir nevi eğlenceye dönüştürerek bundan zevk duydukları için bu işi yaparlar. Beyaz eldivenli ya da kibar hırsız diyebileceğimiz karaktere dair sahip olduğumuz imge, görünüşte kusursuz ve şaşaalı bir yaşamı olan, boş zamanlarını mücevher çalmakla geçirdiği için gizli bir ikinci hayat sürdüren çekici bir adam imajıdır. Bu karakter soygunlarında asla şiddet kullanmaz, kurnazlığı ve becerisi sayesinde her zaman adaletten kaçmayı başarır.

Belki de bu figürün kökenini, on dokuzuncu yüzyıl Fransız yazarı Pierre Alexis Ponson du Terrail tarafından yaratılan edebi bir karakter olan maceracı hırsız Rocambole’de aramalıyız. İlk maceraları 1857-1858 yılları arasında “La Patrie” gazetesinde “Paris Dramaları” adıyla yayınlanan bu unutulmuş karakter, kibar hırsız tiplemesinin öncülerinden biridir.

Bundan sonra bir başka önemli yazar olarak karşımıza Arthur Conan Doyle’un kayınbiraderi E. W. Hornung çıkar. Hornung 1898’de Arthur J. Raffles’ı yaratır ve kibar hırsız figürünü tanımlayan ilkeleri kesin olarak belirlemiş olur; yani görünüşte her şeye sahip bir asilken çeşitli nedenlerle hırsızlık yapan, yeteneği ve zekası sayesinde de polisten sonsuza kadar kaçan bir adam figürü.

1905’te Maurice Leblanc nihayet kibar hırsızların muhtemelen en popüler olanı olan Arsen Lüpen’i yaratır ve kibar hırsız figürünü ölümsüzlüğe taşır. Arsen Lüpen karakterini merkeze alan yirmiden fazla eser yayınlanmış ve bu karakterin maceralarını konu alan birçok film beyaz perdeye aktarılmıştır. Dünya çapında bir üne kavuşmuş olan Arsen Lüpen karakteri kibar hırsız tanımını geliştirir.

Arsen Lüpen’in muazzam başarısından sonra edebiyatta 1911 yılı, Marcel Allain ve Pierre Souvestre tarafından yaratılan Fantomas karakterinin de aralarında bulunduğu kibar hırsızların yükseliş dönemi olur. Fantomas karakterinin kibar hırsız tiplemesine uymayan birtakım özellikleri de olduğu göz ardı edilmemelidir. Nitekim gerekli gördüğünde acımasız olmaktan çekinmeyen Fantomas, bazı edebiyat otoriteleri tarafından acımasız bir sadist olarak değerlendirilir.

Türk edebiyatında hırsız denince Peyami Safa’nın Server Bedii adı altında yarattığı Cingöz Recai karakteri akla gelir. Arsen Lüpen’den esinlenerek oluşturulmuş Cingöz Recai karakteri, ülkeye nam salmış yakışıklı, kurnaz, her defasında polisleri atlatan, kibar bir hırsızdır. Bu soğukkanlı, eğitimli ve zarif hırsızın peşinden ise Başkomiser Mehmed Rıza koşturmaktadır. Peyami Safa’nın ekonomik kaygılarla yazdığı bu roman serisi filmleri de çekilmiştir. Türk sinemasının önde gelen isimleri olan Ayhan Işık ve Kenan İmirzalıoğlu da bu karaktere can vermiştir.

Romantizmin dokunuşuyla gizem havasına bürünmüş kibar hırsızlar, okuyucunun gözünde asil, zeki ve cesur adamlar olarak değer kazanır. Bundan dolayıdır ki her dönemde bu tarz romanlar okuyucuyu cezbetmiştir. Okur kendini çözüme muhtaç olaylar silsilesinde bulur ve bir dedektif titizliğiyle olan biteni takip eder. Sürekli yinelenen hırsız-polis kovalamacası, heyecanını ve merak duygusunu diri tutarak kitabın sonuna kadar okuyucuya eşlik eder. Asla yadsıyamayız ki, bir romanı yorumlarken onun sürükleyici olup olmadığı her zaman önemli bir değerlendirme ölçütüdür. En güzel romanlar, okurken vaktin nasıl geçtiğini anlamadığımız romanlar değil midir?

Beste Bekir

İZDİHAM