Kerem Gümüş, Ne Çok Ölüm Var
İçimizde öldürdüklerimizin mezar başına ziyaretine gidilmesi kabir azabı hissettirir mi hayatta kalmaya çalışan ölülere?
Bir insanın içinden geçenler de ölür bazen. Ölmelidir de. Her ölüm, ardından kabir ziyareti ister çünkü. Yoksa nereye dua edecek onca insan? Nereye gömecek cennet niyetli yaşamlarını? Bir bakış yarım kaldığı vakit veya bir veda eksikse eğer… Bazı cümleler boğazda düğümlenip susmaktadır… Ölüm müdür? Ölümdür. Hepsi küçük küçük ölümlerdir hayatımızda. İnsan, bu küçük ölümleri biriktirirken çürür.
Günlerden bir gün, masalların mutlu sona bağlandığı gecelerden bir zemheri düşmüştü gönlüme. Kapının eşiğinde bir etek hışırtısı… Hafif ayak sesleri… Yorgun bir yüz ve yüzünü usulca kızartan şaşkın bir tebessüm. O anın son olduğunu bilseydim, yüzünü satır satır ezberlerdim. Kaşının kıvrımını, gözlerinin derinliğini, dudaklarından çıkan her bir kelimeyi… Hafızama değil, kalbime kazırdım. İnsan veda ettikçe sığınacak bir gerekçe arar kendine. O yüzden son olduğunu bilmese de / devam eder sanki belli belirsiz gülmeye.
Gözlerin alışkın olduğum yerden bakmadı o gün.
Her defasında içime doğru açılan dipsiz bir kuyu bu sefer son bulmuştu. İnsan bazen düşmek istiyor, canının acıyacağını bile bile. Kapatsa da kulaklarını düşüveriyor gönlüne tüm kahkahaları. Belki de kirpiklerinin altından bana yansıttığı gri renkli ses tonu, bana onu anlatmaktaydı.
Anlatmaya gücümün kalmadığı saatlerdeydim o gün ben de. İnsan anlatmaktan vazgeçtiğinde, ilk önce onu kelimeleri terk ediyor. Sonra bağ kurduğu ne varsa oracıkta bırakmış oluyor. Kopup gidiyor içinden bir bir. İçini dökmek, içini açmak cesaret işidir. Anlaşılacağına inanmayı, bir karşılık bulma ihtimalini göze almayı gerektirir. Tam da o ihtimal zayıfladığında insanı önce kelimeleri terk ediyor. Ardından duygular, kendini içine kapanan karanlık bir kuyuya dönüştürüyor.
Cesaret ettim ve gözlerine baktım. Yüzünde bir merhamet geziniyordu. Ten kokusunu içime çektikçe, burnumun direği sızlamıştı. Kendine bile zor yeten bir acıma hali. Beni de oradan uzaklaştırmak ister gibi… “Gel, seni de götüreyim” derdi belki, gücü olsaydı. İnsan en çok götüremediklerinden yarım kalıyor. Yarım kaldıkça, ölüyor. Tüm varlığından bir fazlalık taşıyor. Tüm ışıltısına rağmen, ihtiyar bir yolculuk taşıyor yüreğinde.
Kar, tüm üşüyen sebeplerimize güzel bahane.
Gamzeleri beliriyordu ışıldayan gözlerinde. Tüm o küçük çukurlarda sanki bir kış saklıydı. Kar birikmişti papatya kokulu gülümsemesi. Ve ben, o kuyulara düşüp donmayı istedim o an / görür görmez hem de. Üşümek, insanın kendinde bulduğu en dürüst bahanedir. “Üşüdüm” dersin… Aslında gittiğin için. Bazı gidişler kapıyı çarpmadan olur. Bavulsuz. Kalsa da orada değildir artık. Öyle olmalıdır. Kapıyı çarpmadan gidiyor kelimeler şimdi yüreğimden. Her şey ulu orta dağınık kalmışken. Alıp başını öyle gidiyor.
Düştüğümüz her sahnede acımasız bir kurgu vardı. Ne zaman bir şey tamamlanacak gibi olsa, hayat cümleyi yarıda keserdi. Sanki birileri, bizim hikâyemizi yazarken sürekli sil baştan yapıyordu. Ve biz, her seferinde aynı yerden kırılıyorduk.
Son
İnsanın içinde “son” diye bir yer yok diye düşünüyorum son zamanlarda. Ayrılık bitmiyor, sadece şekil değiştiriyor. Yalnızlık, bir süre sonra insanın dili oluyor. Konuşmuyorsun ama her şey senin sesin oluyor. Hayat, bazı hikâyeleri tamamlamaya niyet etmez. Yarım kalan cümlelerimi ezberliyorum seninle. Usulüne uygun bir bitiş hayal ediyorum. Her seferinde yine bitiyor, ben üzülüyorum.
Acı, insanın hasretinden vazgeçememe hali biraz da.
Seni özledikçe gülümsemeyi şiar edindim kendime. Böyle yaşatıyorum içimde kendimi. Sadece kalbimin sana alıştığı yer hâlâ aynı. Acı, orada ilk günkü gibi taptaze. Orayı terk etmek istemiyorum. Oradan gittiğim gün… Asıl ölüm o zaman başlıyor yüreğimde.
Seninle olan duygular acısıyla güzel. İçini artık kimselere açamadığında fark ediyor insan. Giden artık çoktan gidiyor… Hem de hala aynı yerdeyken. Tüm kelimeler doluveriyor kahverengi bir bavula. Yolculuk başlıyor, devam ediyor. Ayrılık devam ederken… Artık içini dökmüyor. Çünkü artık… İçi dökülüyor.
Düşünüyorum. Çokça düşünüyorum. Ve tuhaf bir şekilde… Seni özledikçe gülüyorum. Bazı insanlar, yokluklarıyla bile iyi gelir insana. Acı, sadece can yakmaz; bazen insanı hayatta tutar. Hasret dediğimiz şey, vazgeçememenin en saf hali.
Evet,
Ne çok ölüm var.
Ama en çok, içimizde yarım kalanlar yaşıyor.
İZDİHAM DERGİ
Hepimiz Ölecek Yaştayız.
