Beyazıt Bestami Keçeli, Tufan Panayırı

Eskimiş yatağının gıcırtısı zaten uyutmuyordu. Alarm çalmasa bile bu işkenceye direnmek sırtının ağrısını daha da çekilmez hâle getirecekti..  Bilincin yavaş yavaş yerine gelirken yatağın belini ağrıtmayan tarafına sırtını verip, beş dakika daha ceylan irisi gözlerini yumarak alarmı bekledin.  Beş dakika senin için çok şey demekti.  O beş dakika içinde ceylan irisi gözlerini kapatıp sokağın başındaki binanın 16.katına çıkıp aşağıya atladın, otobanda hızla giden arabaların arasında koşarak karşıdan karşıya geçtin ve geçebilmeyi başardığın için pişman oldun, en sevdiğin üç şeyi yanına alıp Sokotra Adası’na gittin :  Belgeselde görüp hayran olduğun beyaz kaplanın, güneş gözlüğün ve tırnak makasın. Çünkü Sokotra Adasında olsan bile tırnaklarının uzamasına tahammül edemezdin.

Saçlarının bir kısmı yastıkta, kalanı ise yüzüne eşit olmayan şekilde dağılmıştı.  Dünya üzerinde adaletin olduğu neresi kalmıştı ki zaten. Buna saçların da dâhil. Saçlarının adaleti yok. Gözlerini araladın. Açmanla açmaman arasında senin için beş dakika daha uyuyayım, benim içinse güneşin doğup batması arasındaki fark kadardı.

Ve beklenen an.  Saatin alarmı çalmaya başladı. Anneannene çeyiz hediyesi olarak getirilen kırmızı; boyası yavaştan silinmeye başlayıp altında gri metali görünen, yorgun olduğun zamanlarda çalmayıp sana maket mutluluklar inşa eden saatin sesi gelmeye başladı. Üşüyen parmaklarını birbirine sürüp yorgandan çıkardın. Dokunduğu anda cüzzamlılara şifa olan, Ortadoğu’ya barış getiren, gökdelenleri yerin dibine gönderen, kaderine terkedilmiş çenesi dövmeli saçı kınalı yaşlı kadınları göğsüne basan parmakların bir hamlede saatin soğuk metaline dokundu. Anneannenden kalan tek hatıra o saatti, her sabah o soğuk metale dokundukça anneannenin elini öper gibi olurdun. Şimdi ceylan irisi gözlerini ikindi vakti ilk siftahını yapabilmiş küçük esnafın darabasını kaldırması gibi açtın. Artık dünya için güneş vakti diyebiliriz.

Her sabah hatırladığın gibi terliğini mutfakta bırakmıştın, ayağın soğuk mermere değdiğinde ikinci kez uyandın. Hava soğuk olunca 12,sıcaklaşınca 8 adımda ulaştığın mutfağa gittin önce, terliklerini giyince taç törenine giden acemi pirensesin saray koridorundan geçişi gibi tuvalete gidip ceylan irisi gözlerine su serptin.  Aynaya bakıp şu dizeleri mırıldandın:

Sorun sende değil, bende dedim kendime

Ne giyeceğine sen değil hava durumu karar verirdi. Havanın yağmurlu olması bir nevi avantaj sayılabilirdi çünkü, paltonu giydiğin zaman eskimiş kazağını daha kolay saklayabilirdin. Makyaj yapmazdın. Dünya senin için utanç verici bir yerdi ve maalesef yüzleri sadece allıklar kızartıyordu. Şemsiye kullanmaktan nefret ettiğin için gri bereni yanına alıp son bir kez odayı gözden geçirdin. O bakışları ve sözleri, Amerika – İsrail ortak yapımı kötülük filmini andıran komşundan tekrar yardım istememek için anahtarı peşinen cebine koymuştun.

Asansör yine bozuktu, çalışsa bile pek kullanmıyordun. Ceylanlık sadece gözlerine has bir şey değildi. Bu yeteneğini merdiven inerken de sonuna kadar kullanabiliyordun. Emekli albay, aynı zamanda müstakbel apartman yöneticinizin panoya astığı kuralları önemsemeden apartman kapsını açmanla kapatman bir oldu. Soğuk ve yağmur mızraklarını çekmiş, arenanın kapısı açılır açılmaz üzerine saldıran lejyonere dönüşmüştü. Ve onlara karşı iki silahın vardı kullanabileceğin, onları da kullanmakta tereddüt etmedin. Önce bereni taktın, sonra paltonun düğmelerini ilikledin. Artık savaşa hazırdın.

Apartman kapsını hafifçe aralayıp dışarıya süzüldün. Çünkü sen kapıdan süzülürken de ceylansın. Birkaç adım attıktan sonra ancak bir ceylanın sekerek geçebileceği büyüklükteki o yol sular altındaydı. Şartlar fazla seçenek sunmamıştı. Önündeki su birikintisine basmamak için bir kısmı suya batmış olan yarı çatlak taştan yardım aldın. Ceylanlığının vermiş olduğu ürkeklikle üzerine basarak kolayca karşı kaldırma ulaştın.

Şimdi ben senin için iki şeyden bir tanesiyim: Ya üzerine basmaya çekindiğin o kirli; üzeri yağlı, bulanık su birikintisi, ya da su birikintisini aşmak için kullandığın yarı çatlak; bir kısmı suya batmış, ayağınla ezdikten sonra tamamını çamura gönderdiğin o taş parçası.

 

Beyazıt Bestami Keçeli

İZDİHAM

İzdiham 39. sayı çıktı. “Benim içimde biri var. Ne ölüyor, ne sağ bırakıyor.” diyorsanız İzdiham’ı mutlaka okuyun.

İzdiham bu sayısıyla birlikte sinemadan müziğe, edebiyattan psikolojiye kadar birçok alanda farklı bir bakış açısıyla usta ve genç yazarları bir araya getiriyor.

İzdiham, sayıların peşinden değil iyi metinlerin peşinde koşmaya devam ediyor.
Dergimizin 39. Sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın