Ahmet Akın, Açılmamış Mektuptur, Bilinsin

Böyle sevmektir bir umudu, ayağa kaldırmak ve ben seni umudun alnından öpüyorum. Sakın üzülme, yakışmıyor sana bu hal. Öpüyorum seni, ayaklarını basar basmaz kuşların sesinden.

I. Mektup

Merhaba,

İçimdeki aynam.

Ben yeniden bu şehre adım atmaya karar verdiğim gün, yağmur bulutları çekip gidecek, biliyorum. Ne benim o kadar çok ağlamaya vaktim var ne de eski anılarımın tozlu raflarına konmak için cesaretim. Zaten sen de unutmuşsundur beni.

Bu şehre yeniden adım attığım gün; kuşlar ötebilir sensiz, gemiler limanlarına dönebilir, sen dönmesen de; suyunu çeken ırmak, yağmurlarla dolabilir. Bakışın olmasa da, güneş bir gül açabilir. Hiç meraklanma, iyiyim ben. İyiyim, çok iyiyim… Ölümü düşünmüyorum mesela. Bir başka yâr severim, gök oynar yerinden, yıldızlar düşer alnıma, hepsini severim, umudu severim, ağlarsam bulutlar incinir. Böyle sevmektir bir umudu, ayağa kaldırmak ve ben seni umudun alnından öpüyorum. Sakın üzülme, yakışmıyor sana bu hal.

Öpüyorum seni, ayaklarını basar basmaz kuşların sesinden.

Öpüyorum, kentlerin çiçeklenip durduğu yerden.

Yanaklarından taşan suların avuçlarından öpüyorum.

Hadi hoşça kal, sen güzel olmaya bak.

 

II. Mektup

Merhaba,

Karınca kararınca sevdiğim.
Zaptedilmez bir ağrı gibi günlerdir düşündüğüm. Belki senden yana olan gülüşlerim, eski saadetleri geri getirir mi, bilmiyorum. Bu sefer içime serptiğim özlem, öyle bir acıtıyor ki içimi, kıvranıp duruyorum. Duvarların gözü nemli, boş masamla konuşuyorum. Sen sanarak içtiğim sigaralar, sanki bir trenin dumanıydı ve yokluğun dağ dağ büyüdü içimde, yalnızlığım alev alev yaktı. Yoksun ya, sanki hiçbir şey yok. Bu şehir bile yok.

Susuyorum, ortalık yerde dağılan bir aynayım, sanki her parçasında ayrı bir anı kanayıp duruyor. Acaba ne kadar varsın ve ya ne kadar yoksun içimde? Bu çelişki, kül olduğumun resmidir. Yoksa bu kadar savrulur muyum?

Gidiyorsun ben uyurken, şehir uyurken, bir yerimden söküp alıyorsun kendini. Gitme! Kuşları gülüşünden ayırırsın sonra, bu şehir yıkılır, köprüler yıkılır, yıkılır yüzümün üstüne.

Gittin ya sen, öldüm. Kendimi içime gömdüm. Nerdesin kelimelerime sığmayan sevgili! Sen gittin ya, ben öyle bir sustum ki, dünya lâl oldu. Bilmediler, ayrılığın yükü ağırdı. Ben kıyametimi yaşadım seninle, sen kanatlanacak zaman aradın. Ben yüreğimi güneşlendirecek renkler sandım seni, sen simsiyah bulut oldun, yüreğime yağdın.

Birlikte yaşadığımız şiirler, nereye gittiler?

Unuttum sen hariç her şeyi. Kalbim durmuyor yerinde, seni istiyor. Görmeyince büyük büyük kırılıyor. Az ötemden Ahmet Arif geçiyor bak.

Beni yüreğinin neresine koyacaksın “leylim”! Seni üzdüysem bana bolca kelime yolla, o kelimelerle senden af dileneyim!

A sevgili, hadi hoşça kal, kalbimin nuru, sözlerimin bereketi, kendine iyi bak.

 

III. Mektup

Merhaba,

Tükenmiş günlerin sahibi.

Aylarca beklediğim derin yar.

Şimdi buralarda şehir şehir gezdiğim gözlerin yok. Yeni yelkenler açmalıyım.

Hayat devam ediyor. Ben de artık devam etmeliyim yoluma. Öğrendim, acılarımdan umutlar üretmeyi. Sana kızmıyorum. Anladım, geçirdiğim kışmış benim. Bahar geldi, buzlarım çözüldü. Sana yaklaştım usulca ve öptüm harflerinden. Boynum kelime kelime ince, sen aldırma, alışırım. Başkalaşır, hayata karışırım. Kıvrıldım, sarsıldım, yerimi buldum, oturdum yanına sevgili.

Şimdi gökyüzü gibi açılmış kanatlarım senin olsun, gidebilirsin istediğin yere. Çeşmelerden akan günleri hatırlamak, seni hatırlamak, dünyayı hatırlamak gibi bir şey, her yanımda güller, papatyalar ve karanfiller gibi açarsın sevgili.

Ben biraz ağlasam, sen yanımda durur musun? Çok yorgunum, elim ayağım olur musun? Anlat, o gözlerin neyin nesiydi? Hem varsın hem yok. Kurtulamadım sensizlik çilesinden, gel ve çöz beni aşk, aşk, aşk olsun.

Sen gittin ya, ben çok ağladım; yağmur durdu, ben şimşek çaktım, sonra yine ağladım. Önce dal kırıldı sonra seni sevmeye dair hayaller kurudu içimde. Çok güzel sevdik, şiirler yağmur oldu, toprağa düştü, toprak bereketlendi.

Hadi hoşça kal, düşlerimde büyüdün, sonra uçup gidiverdin.

IV. Mektup

Merhaba,

Bu son mektup,

Çok parçan kaldı çok…

Sokaklar ve caddeler boyu, izini sürdüğüm mısraların iziyle, sana gelecektim. Gündüz müydü, gece mi; sesin çok uzak bir yıldızdan geliyordu. Tam da içinden çıkılmaz bir şey oluyordun. Etrafında hiç kuşlar yok muydu?

Acının bir köşesinden bakamadığım bir gülüştün sen.

Aslında anasını satacaktım hayatın ve dünyanın, nasılsa sen bir kara tren gibiydin, tek yolcusu ben. Hadi git; git, başka yolcular da var. Kalbimden kovulmadan git. Sevgim hatıra kalsın boynunda. Çok büyük bir yolculuk haliydi sevdamız. Tren kaçtı! Beni yalnız bırakabilirsin, yeni bir ilkbahar yaşamak için kışı süpürdüm düşlerimden, uygun olursa bitebilirsin, karşıma çıkmayabilirsin bir daha. Sana gözyaşım kaldı; al, kullanabilirsin. Üzülmeden git, Bir başka yâr sevebilirsin. Sevebilirsen git. Irmak olurum, çoğalır sevda olurum, bir kere daha denerim aşkın kapılarını çalmayı.

Sen yoksun ki zaten, sen olmadın ki! Ete kemiğe bürünemedin sen daha. İşte şimdi bende Attila İlhan geçiyor. Bir büyük aşk ve bir ayrılık geçiyor.

“Ne kadınlar sevdim, zaten yoktular.”Hadi hoşça kal, seni ben, kendi içimde büyüttüm.

Kendine iyi bak, bakışların kalsın bu satırlarda, bir daha böyle üzülme.

Hadi hoşça kal, sen benim sözcüklerim gibi kal.

Ahmet Akın, Türk Edebiyatı Dergisi

İZDİHAM

izdiham dergi 42. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın