Yunus Meşe, Fikri Şemsigil’in Terlikleri

O sabah Fikri Şemsigil’in 58 yıllık hayatı bütünüyle değişti.

Sekiz katlı gri renkli bir apartmanın üçüncü katının açık duran penceresinden yatağa yansıyan güneş Fikri Şemsigil’in gözleriyle buluştu. Bu gözler elli sekiz yıldır her gün olduğu gibi yine huzursuzlukla açılmıştı. Kollarını iki yana açıp bir pelte yığını gibi yatağın yanlarına bıraktı ve tavanı seyretmeye başladı.

Bu seyir son bulduğunda Fikri Şemsigil ayaklarını yataktan sarkıttı sonra kendisi acele etmeden doğruldu. O sırada gerçekleşmesi ihtimal dahilinde bile olmayan bir şey oldu. Fikri Şemsigil’in masanın üzerine bıraktığı eski model siyah kasa cep telefonu çalmaya başladı. Titreşim moduna alınmış telefonun masa ile kurduğu temas sonucu oluşan ses Fikri Şemsigil’i yarım metre kadar havaya sıçratmaya yetti.

O sırada karısı Münevver Şemsigil gözlerini açmış açar açmaz da çiçeklerin sulanıp sulanmadığını sormuştu. Telefon bütün gücünü kullanarak titremeye ve masanın üzerinde hareket etmeye devam ediyordu. Fikri şemsigil bir ah çekti

Henüz yirmi sekiz yaşındayken ve yapacak çok şeyi varken birden kendisini münevver katrancı ile evli bulmuştu. Şemsigil ailesi bu evlilikten oldukça hazzetmiş görünüyordu ki fikri Şemsigil’in düşüncesini soran ne durumda olduğunu gören ve umursayan olmamıştı. Fikri Şemsigil o sıralar yurt dışı eğitimini tamamlamış ve yurda yeni dönmüştü. Yurt dışı çalışmalarına devam ederken bir yandan da resim ve müzik alanında eğitim alıyordu. Müzik alanında hayal ettiği seviyeye ulaşamamıştı ama resimleri şehrin önde gelen sanatçıları ve eleştirmenleri tarafından oldukça olumlu eleştiriler alıyordu. Katıldığı bir iki yarışmadan da derece ile dönmüştü. Yurda döndüğünde onun bu başarılarını kimse fark etmedi. Annesi daha kapının önündeyken hala üç yaşındaki çocukmuş gibi azarlamıştı,o sıralar şemsigil ailesinin evlerinde ikamet eden teyzelerinin çocukları üzerine atlamış saçlarını yolup üzerindeki kıyafetleri parçalamışlardı. Buna oyun diyorlardı. Yemek saati geldiğinde ortaya bir sofra açılmış. Çorba salata ana yemek hepsi bir arada getirilmiş ve sofranın ortasına konulan tabaklara on kaşık birden uzanıştı. Fikri şemsigil O günlerde idealistliğini kendi elleriyle öldürdü ve önüne uzatılan nikah defterini imzaladı. Münevver katrancı Münevver Şemsigil olmuştu ama isimlerin değişmesi çok şeyi değiştirmiyordu. Ondan sonraki otuz yıl boyunca her sabah babası Seyfettin Şemsigil tarafından hediye edilen geometrik desenler işlenmiş çift kişilik yatağın sol tarafında uyuyan Münevver Şemsigil’in orada olmadığını görmek isteyerek uyandı. Bu mümkün olmadığı gibi sol taraftaki çukur günden güne derinleşiyordu.

Fikri Şemsigil içinde tuttuğu nefesi öfke ile boşaltarak münevver Şemsigil’e baktı. Sonra telefonu duydu. Münevver Şemsigil’in yaşam alanı içindeki masanın üzerinde ısrarla titreşmeye devam eden telefona uzanmaya çalıştı ama geç kalmıştı. Telefon son kez titreyip durmuştu. Telefonun ekranına baktı yabancı bir numaraydı. Sabah sabah neden aramış olabilir ki diye düşünmeye başladı. Soluk kahverengi bornozunu üzerine aldı ve lavaboya geçip aynanın önünde durdu saçlarıyla uğraşırken şarkı söylemeye başladı. Bu an Fikri Şemsigil’in 58 yıllık hayatında sıkıcı ve huzursuz geçen günlerinin mutlulukla geçen tek anıydı.

Aklı sabah sabah gelen telefonla meşgulken birden içinde tarifsiz bir eksiklik hissetti. Sağına soluna bakındı. Elleri ile bütün vücudunu yokladı. Evin odalarını tek tek gezdi. O bütün bunları yaparken karısı Münevver Şemsigil yatak odasını donattığı çiçeklere su veriyordu. Fikri Şemsigil elli sekiz yıllık hayatında ilk kez bu kadar derin bir eksikliği yaşıyordu. Bakışları bulanmaya başlamıştı. Tam ümidini kesmişti ki hala masanın üzerinde duran telefon bir kez titreyip durdu. Fikri Şemsigil durduğu yerden birkaç kez daha çalmasını bekledi ama telefon bir daha titremeyince uzanıp baktı. Sabah arayan numaradan bir mesaj gelmişti mesaj tam olarak şöyleydi:
“terliklerin yok fikri şemsigil. Mutfak penceresinden kaldırıma bak”

Mesajı okuyan Fikri Şemsigil ayaklarına baktı çıplak ayaklarının üzerinde birkaç kıl ve tırnaklardaki koyu sarı lekeler kendisine bakıyordu,terlikleri yoktu. Hemen mutfağa koştu ve camdan kaldırıma baktı terlikleri kaldırımın orta yerinde yan yana duruyorlardı. Sol ayağına giyindiği terlik ters çevrilmiş durumdaydı. Fikri Şemsigil içinde büyüyen ve önünü alamadığı korkuya rağmen terliklerini almak için evden çıktı. Asansörün gelmesi için çağrı düğmesine bastı ve beklemeye başladı. Birkaç dakika sonra dışarıdaydı. mutfak penceresinden bakınca görünen kaldırıma doğru koştu.terliklerinin orada olmadığını gördü. Yanılmış olamazdı. Gözleri ile görmüştü. Fikri Şemsigil elli sekiz yıllık hayatında ilk kez korktuğunu belli etti.

Sol eli saçına gitti. Dalgın dalgın saçları ile oynarken mahalle bakkalının kaldırımın kenarına açtığı tezgahta renk renk çeşit çeşit ayakkabı ve terlik gördü. Kendisine yeni bir terlik alıp o sabah olan her şeyi unutabilir ve elli sekiz yıllık hayatına aynı rutinde kaldığı yerden devam edebilirdi. Yapmadı. Fikri Şemsigil kafasını kaşıyarak dairesine döndü. Elli sekiz yıllık hayatında ilk kez Fikri Şemsigil’in aklına bir şüphe doğdu.

 

Yunus Meşe

İZDİHAM

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: