Walter Benjamin’in Fragmanlar’ı

AHLAKIN TEMELİ

Kişinin en yüksek ahlaki değeri, kendine anonim kalmaktır. Baudelaire’de, “Seigneur, donnez-moi la force et la courage/ De contempler mon coeur et mon corps sans dégoût!” (1) buna karşılık gelir. Bu dilek, yalnızca kişi kendine anonim kaldığında gerçekleşebilirdir. Eylemlerinin en iyisinde, kendiyle tanışıklık kurmaktan kaçınır. En kötüsünde, kendisiyle tanışır – derinlemesine. Öyleyse ahlaki kişinin anonimliği iki şarta dayanır. Birincisi: Her şeyi kendimden beklerim, her şeye mükteder olduğuma güvenirim. İkincisi: Her şeye müktedir olduğuma güvenirim, evet, fakat kendime hiçbir şeyi kanıtlayamam. (fr 41)

(1) “Siter Adasına Seyahat” şiirinden: “Tanrım, güç ve cesaret ver bana/ Kalbime ve gövdeme iğrenmeden bakmak için!” (Ç.N.)

ÖLÜM

Birey ölür, yani bir savrulma olur; birey, bölünemeyen fakat kapatılamayan bir bütündür, ölüm, bireyselliğin alanında yalnızca bir harekettir (istemli hareket). Tarihsel olarak yaşam daima bir yerlerde süregider, tümüyle ölümsüzdür. Görünüşte tam (kapalı) olan bireye ulaşamaz. Ruh göçünün asıl doğru anlamı budur.

Kişi, fosilleşir. Yunanlılık.

Kişi, sadık kalır.

İnsan, özgürleşir.

Beden, geçip gider, manometre olarak parçalanır, en yüksek gerilim anında kopar ve bağın kopmasıyla güçten düşüp fuzulileşir. (fr 49)

ALGI, OKUMAKTIR

Algıda, yararlı (iyi) olan, doğrudur. Pragmatizm. Delilik, toplumun farklı algılınışlarından biridir. Bilimdeki büyük reformistlere karşı deliliğin ilişkisi/ilişkililiği. Kalabalığın, bilgi ile algı arasında ayrım yapmaktaki yetersizliği. Algı, sembole ilişkindir. Deliliğin erken tedavisi. (fr 16)

Kavramlar, kendilerini bütün olarak düşündürmezler -yalnızca yargıları. Yani, yargılar, düşünce ürünleridir. Fakat insan emprik öz olarak bütünlüklü düşünebilir mi? Akıl’da bütünlüklü düşünmek, çivi çakmak, dikiş dikmek gibi bir etkinlik midir, yoksa, bir şey üzerinde bir etkinlik değil de, empirik olana gitmek gibi, duyularüstü bir oluş mudur? (fr 23)

Bugün, mektuplaşma küçümseniyor, çünkü eser ve yazarlık kavramlarıyla ilişkilendiriliyor, oysa  ki onlar, kişiyle ilişkisi anlamsız olan “tanıklık” dairesine aittir, tıpkı herhangi bir pragmatik-tarihi yazma’nın müellifiyle olan ilişkisi gibi. Tanıklıklar, bir insanın hayatta kalmasının tarihine aittir, hayatta kalması, yaşamında kendi tarihiyle birlikte nasıl dışarıdan gözlemleniyorsa, mektuplaşmalarda da kendini öyle okutur. (Yapıtlarda durum böyle değildir, yaşamak ve hayatta kalmak birbirine karışmaz, yapıtlar su çatı gibidir.) Arkadan gelenler için mektuplaşma aslında yoğunlaşıyor (oysa, yazarıyla ilişkili tek bir mektup hayatı elden kaçırabilir): Mektuplar, en kısa aralıklarla birbiri ardına okunduklarında, kendi hayatından nesnel olarak farklılaşır. Onlar, alıcının yaşadığı zamandakinden başka bir tempoda yaşar, yoksa farklılaşırlar. (fr 69)

GÜZELLİK İDESİ ÜZERİNDE BİR ÇALIŞMA

Her form güzel değildir. Form, güzellikten (belki) daha erken, daima daha geçtir.

Güzelliğin tam zamanı, mitosun düşüşe geçişinden yok oluncaya kadarki zamanla belirlenir. Böyle bir şey, ilk kez Kavimler Göçü zamanında gerçekleşti. Yok oluşundan sonra olduğu gibi düşüşe geçişinden önceki mitos da güzelliğe yabancıdır.

Güzellik, önkoşul olarak mitosun saklı gücüne sahiptir. Bir şiirin güzelliği, kendini, mitolojik ögelerin  görülmesine rağmen devam ettirir. Fakat bu ögeler olmadan da güzel olmazdı.

Hristiyanlıkla birlikte mitos dünyasına (Kavimler göçü zamanında yok edilen) yeni bir çerçeve eklendi. Bu, gotiği güçlendirdi, mitosun iğneli bir çerçeveye eklenmesi gibi: kendi tarafından yok edilen mitos dünyasını birlikte tutan çerçeve olarak güzellik. Bununla birlikte gotik, barok vb. ile çöküşteki mitlerin kendini yeniden meydana getirdiği Grek zamanı’ndan söz edilir oldu.

Mitolojik motifler nasıl güzel hale gelir? Hömer şiirinin problemi bununla ilgilidir. (fr 99)

Saflık ve katılık, yapıta dair kategorilerdir.

Güzellik ve anlamsızlık ise sanat için böyledir.

Saflık, içeriğin saflığıdır –evrensellik.

Katılık, biçimin katılığıdır –Kapalılık.

Güzellik, algılanların güzelliğidir –bütünlük.

Anlamsızlık, sembollerin anlamsızlığıdır –tekçilik. (fr 100)

Almancadan Çeviren: Yusuf Sarıgöz

Kaynak: Fin Dergisi, Sayı 1, Nisan 2013

 

 

İzdiham

 

 

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın