Wallace Stevens, Bir Yaz Günü Üstüne Çeşitlemeler

I

Gökte martıların uçuştuğunu söyle
Koyu mavi denizin üstündeki açık mavide.

II

Bir müzik, soluktan biraz fazla, rüzgârdan az,
Söz mırıltısı gibi, müzik mırıltısı,
Bilinçaltı şeylerin yinelenmesi,
Kayanın, suyun harfleri, görünen nesnelerin
Ve bizlerin sözcükleri.

III

Uçurumun kayaları köpek başları
Balığa dönüşüp
Denize atlayan.

IV

Monhegan yıldızı, Atlas yıldızı,
Tutanı olmayan fener, sürükleniyorsun,
Sen de sürüklenip sapıyorsun yolundan;
Sadece karanlıkta, ışıl ışıl,
Tutkusun sen, tutku varsa eğer,
Ya da bir tutkunun anısı geçmişten,
Anılarından biri eski tutkuların.

V

Denizin dalgaları boyuna sarsılıyor.
Bir ağaç vardı babalık eden,
Oturur altına, şarkı söylerdik.

VI

Hep genç kalınamayacak kadar soğuk şimdi,
Acılı kıyılara gelip akamayacak kadar,
Yakut içinde, güneşin ağarttığı taşların çevresinden,
Ne kadar yaşlıysan, yaşın o kadar.

VII

Binlerce martıya değer bir tek serçe,
Öttüğü zaman. Bacalarda oturur martı.
Tavukla alay eder, kargaya meydan okur,
Üstüne yoktur kışkırtıcılıkta. Serçeyse
Bir tek kere kışkırtır, hiç istemeden.

VIII

Dünyayı görmek için bir alıştırma.
Bir neden! Ama denize bakıyor insan
Piyanonun tuşları üstünde gezinirken.

IX

Bulutlu dünya, toprağın, denizin yardımıyla,
Gecenin, gündüzün, rüzgârın, sessizliğin,
Başka geceler üretiyor, başka günler, bulutlar, dünyalar.

X

Dünyayı değiştirmek, görüşleri değil sadece,
Bedenden kaçmak, duyabilmek için
Bedenin engellediği duyguları,
Çevremizdeki doğaların duygularını:
Mavi suyu kesen bir teknenin duygusunu yaşamak.

XI

Pemaquid′de ateşler içinde savrulan
O parıltı gümüşe dönmüş şimdi,
Soğumuş. Güneşi izliyor ay, Fransızca
Çevirisi gibi bir Rus şiirinin.

XII

Her yerde askerleri gömüyor ladin ağaçları:
Hugh March, bir çavuş, kırmızı ceketli, vurulmuş,
Adamlarıyla, kulenin ötesinde.
Ladinleri gömüyor ladin ağaçları her yerde.

XIII

Kum gülleriyle ört denizi. Kapla
Serpintinin ışıltısıyla gökyüzünü.
Ne kadar tuz varsa hepsi yokolsun.

XIV

Duyuları çoğaltır sözcükler. Mikanın ışığını,
Otların şaşkınlığını anlatan sözcükler,
Ölü ağaçların örümceksi kabuğunu,
İrileşen bir gözdür, daha da yoğunlaşan.

XV

Son ada, son adanın yerlisi,
Aynıdır ikisi de, mavilerle belirir,
Bir incelikle ayrılır sadece
Havayla deniz, nesnelerde,
Değişik beyazlıklarıyla beyazların.

XVI

Döne döne akar suyun çanı,
Döne döne akar suyun kendisi de,
Akışının indiği yerdedir kubbesindeki çan,
Sese kanat geren koruyucusudur onun.

XVII

Geç kapıdan, duvarlardan geç,
Reçineler taşıyan duvarlardan, tarla kokuları,
Uykuya uyku getiriyor çam resimleri.

XVIII

Alçalan sular, durulan sular, kızgın güneş.
Engin gölgelerin yuvarlanışını görüyor insan.
Kıyılardan kıyılara ta-ra ra raa.

XIX

Bir teknenin altında yüzüyor çocuğun biri,
Biri üstte oturmuş. Insan-kayık çıkageliyor
Ansızın, duru görüntüsüne ilişerek yazın.

XX

Pırıltısındaki pirinci görebilirdiniz neredeyse,
Ama güç biraz. Kırmızı neyse ateşin yanında,
Işığın yanında öyleydi sis. Sereni boşluğa yaslanıyordu
Tek milimetre bile kıpırdamadan.
Küpeştesindeki boncuklar saydamlığa yapışmıştı sanki.
Gözükara atlamanın saati çalmamıştı daha.

 

Çeviren: Ülkü Tamer

İzdiham

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın