Turgay Demir, Gereğinden Fazla Satırla Şiir

Gözlerim yaşa bir türlü doymuyor.

Satır satır beyan ediyorum, ülke ekonomisi ile ters orantılı seyreden matematikten bağımsız anılarımı.

Sanat müziği literatürüne kendimce kazandırdığıma inandığım bu kırkbirinci makamı, tüm kalabalık aile kimsesizlerine armağan ediyorum.

Pek yakında öleceğimi biliyorum ve almaya üşendiğim tedbirlerin tasdikli bir listesini yastık altımda saklıyorum.

23. yıl dönümü şerefine annemin lohusalık bayramını şerbet içip mehtaba kaldırdığım yıkanmamış kadehimle kutluyorum.

Kutsuyorum musibetlerimi, onların benden korunmaya ihtiyacı olduğunu düşünerek bir jest ile, son kalan el yapımı,  içerisinde; yazan şeyhin acıklı hayat hikayesini barındıran müteessir olduğum ceylan derisi kılıfındaki muskamı hibe ediyorum.

Hayırseverlik anlayışıma türküler yakan her bir ozan için var edenime şükrediyorum.

Otobiyografimi yazmaya koyuluyorum sabaha karşı, lüksüne düşkün bir farenin bir gariban kilerindeki çileli mahpusluğundan bahsediyorum

Gözlerim bir türlü dolmuyor.

Yerli yersiz aralıklarla aşırı mutluluktan nefesim kesiliyor; ölmemem gerekiyor gözlerimi hep açık tutmaya çalışıyorum.

Nane kokulu bir nefese muhtaç olabilir miyim? Bilmiyorum. Suni teneffüs aşıklar için değil, hakiki nefesiyle o kadın yaklaşıyor saat onbir yirmibeş yönünde.

Ve böylece Cehennem sokaklarında sıcaktan bunalan kuşlara tazyikli su fışkırtıyor panzerler.

“Kaosun bürokrasiye pabuç bırakacak yüzü yok” isimli şarkıma eşlik edecek bir vokalist için iş ilanları veriyorum yerel gazetelere.

18. dünya savaşı şölenlerle başlıyor, savaşmak mutlaka kan dökmek değildir diyor zamane diktatörleri.

Sensiz yaşayabilmem dediğimde realist görünmek için, Sevdayı bir bardak suya endeksliyorum.

Gökyüzü kararıp şehrimin üzerine kapaklanıyor. Ayağı taşa takılan güvercinim ağlıyor.

Çocukken bisikletimi çaldılar komiserim diye bağırıyorum, komiser bisikletimin markasını soruyor.

Annesizlerin evsizler gibi üşüdüğünü anlatıyorum, hükümet konağının antipatik istinat duvarlarına.

Kendi reklamını yapan şairlere küfrediyorum denetimden muaf televizyon kanallarında.

Raiting gayesi girdabında yerimi alıyorum böyleyken.

Pul parasına yetişemediğimden gönderemediğim mektuplarımı yakarak ısınmayı tercih ediyorum bazı geceler.

Demem o ki benim kıymetli zahmet verenim:

Dünya ile eş zamanlı soğumaya devam ediyorum, çekirdeğimde saklı bir tek kıymetli maden yok ama yine de ben, çoğu zaman çok seviyorum.

Turgay Demir

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın