Stefan Zweig, Sabırsız Yürek Kitabından Seçmeler

…ve birden böylesine sağlıklı bir biçimde kısıtlanmadan, zevkle ata binmekten , sağlıklı bir vücuda sahip olmanın ayrıcalığından utandım (Sf.72)

…böyle ani ve absürd bir tekliften böylesine mutlu bir evlilik çıkması çok nadir bir durumdur. Genellikle zıt kutuplar birbirini çeker, tabii doğru yerleştirilirlerse kusursuz bir uyum ortaya çıkar.
Bize en şaşırtıcı görünen şeyler çoğunlukla en doğal olanlarıdır (Sf.187)

… siz hiçbir tutkuya, aşka mantıkla yanaşıldığını duydunuz mu? ( Sf. 339)

… bir şeyi saklamak ya da saklamak zorunda kalan kişinin gözlerinin doğal, özgür ve samimi bakması olanaksızdır (Sf.380)

… yalnızca yardımcı olmak, bambaşka birine faydam dokunması fikri bile içimde bambaşka bir sevinç uyandırıyordu.
Kişi ancak başkaları için de bir değeri olduğunu anladığında varlığının anlamını ve önemini kavrayabiliyordu (Sf.82)

… kararlarımız, kabul etmek istemesek de büyük ölçüde sosyal konumumuzla sağladığımız uyuma ve çevreye bağlıdır. Düşüncelerimizin büyük kısmı genellikle önceden edinilmiş izlenimlerin ve etkileşimlerin doğal sonucudur (sf.430)

…insan bir şeyin farkına vardığında gizemli bir biçimde bunu başka farkındalıklar da izliyordu. (Sf.86)

… ayrıca tuhaflıkları kuşkuyla karşılamayı bilemeyecek kadar gençsiniz. Yaşlı bir insan olarak bana inanın yaşamda zaman zaman aldanmış olmaktan utanmamalısınız, hatta diyebilirim ki insanlara ve olaylara başlangıçta iyimserlikle yanaşmayı engelleyen eleştirici, kuşkulu bakışların, henüz kişiliğinizin bir parçası olmaması büyük bir şans…(Sf.192)

… kaderin yaraladığı bir insan ne olursa olsun hep yaralı kalıyor. (Sf.350)

… hayır hayır hastalara acımamak gerek, her hasta kendini her şeyin üstünde görür, düzeni bozar, onu yeniden toparlamak düzeni yeniden sağlamak için, her başkaldırıda olduğu gibi, kararlılıkla üzerine gidilmelidir. Ele geçen her fırsattan faydalanmak gerekir, çünkü yalnızca iyi niyet ve doğruluk, bugüne kadar ne insanlığın ne de bir tek insanın iyileşmesine yardımcı olabilmiştir (Sf.201)

… bedensel başarı genellikle ruhsal rahatlamaya da temel olur (Sf.372)

… zaten kişi her zaman en ağır küfürlere bile, komşusunun başına da aynı şey geliyorsa daha rahat katlanmaya hazır değil midir? Adalet, gizemli bir biçimde gücü ve şiddeti telafi eder (Sf .421)

… bireyin bir organizasyona karşı gelmesi, kendini bırakıp onunla sürüklenip gitmesinden çok daha fazla cesaret gerektirir (Sf.28)

… ancak iç dengeler bir kez bozulmaya görsün bütün bu kendi kendine konuşmalar, kendini toplama çabaları hiç fayda etmiyordu ( Sf.97)

… dünyada bir şeyi yarım söylemek ya da yarım bırakmak kadar kötü bir şey yoktur. Her kötülük bu yarım işlerden çıkar (Sf .139)

… iki tür acıma duygusu vardır, birincisi duygusal ve zayıf olanı, başka birinin yaşadığı felaketlerden kaynaklanan acı ve hüzünden olabildiğince çabuk kurtulmak için çırpınan yüreğin sabırsızlığıdır. Bu acıma duygusu, aynı acıyı hissetmekten çok başkasının acısına karşı kendi ruhumuzun içgüdüsel bir savunmasıdır. Diğer tek ve gerçek acıma duygusu ise, duygusal olmayan ama yaratıcı olan, ne istediğini bilen, sabırla gücü yettiğince, hatta gücünün bile ötesinde katlanmaya ve dayanmaya karalı olunan acıma duygusudur. İnsan yalnızca sonuna kadar dayanabildiği en acı ve en zor sona kadar sabredebildiği zaman karşısındakine yardımcı olabilir. Yalnızca kendini feda ettiği zaman, ancak o zaman! (Sf.239)

… her nedense özel kişilerin görünümlerinin de, ilk bakışta hayran olunacak kadar farklı olacağı gibi bir yanılgımız vardır (Sf.124)

… bu hep böyledir, eğer siz mutluysanız, çevrenizdeki insanların da mutlu olduklarını düşünmek istersiniz (sf.211)

… ancak şimdi yazar ve şairlerin çoğunlukla dile getirmekten kaçındıkları gerçeği, çirkinlerin sakatların, toplum dışına itilmişlerin, evde kalmışların, ihtiyarlayıp çökmüşlerin, sokağa atılmışların mutlu ve sağlıklı insanlardan çok daha tutkulu, çok daha tehlikeli bir ihtirasla bağlanacaklarını ve arzu duyabileceklerini anlıyordum. Onların sevdası takıntılı, karanlık ve karaydı, yeryüzünde hiçbir tutku, yalnızca sevmek ve sevilmekle yeryüzündeki varlıklarına bir anlam kazandırmaya çalışan tanrının bu mutsuz çaresiz üvey evlatlarının ki kadar ihtiraslı ve umutsuz olamazdı ( Sf.275)

… nasıl ki bitkiler seranın sıcak ve tropik ortamında hızla gelişirse, kuruntular da karanlıkta aynı gelişimi gösterirler. Endişeyle kıvranırken en karmaşık olmayacak kuruntular hızla kabuslara dehşet verici resimlere dönüşür, sarmaşık gibi her yanı kaplar ve kişinin soluk bile alamayacağı şekilde adeta boğazını sıkar (Sf.53)

… bir organizma ne kadar normal ve güçlü çalışmaya başlarsa o kadar büyük bir şiddetle hastalıklardan kurtulmak isteyecektir (Sf.131)

… kişi her şeyden kaçabilir, yalnızca kendinden asla ! (Sf.351)

…yaşamda sevgiye gerek duyanlar, sağlıklılar, kendine güvenenler, gururlular, neşeliler, yaşamın zevkini çıkaranlar değildi. Onların buna ihtiyacı yoktu. Onlar sevgiyi yalnızca kendilerine sunulması gerekli bir şey olarak niteliyor, kayıtsız, kendini beğenmiş bir tavır takınıyorlardı. Sevgi onlar için yalnızca bir olgu, saçtaki bir toka, koldaki bir bilezik gibi başkaları tarafından sunulan bir armağandı, asla yaşamın anlamı ve ulaşılabilecek en yüce mutluluk değil!

Kaderin sillesini yemişlere, sakatlara, engellilere, toplumun dışladıklarına, çirkinlere, yokluk çekenlere, umudu kırılmışlara gerçekten de sevgiyle ulaşılıp yardımcı olunabilirdi. Onlara yaşamını adayan, yaşamın onlardan esirgediğini onlara bağışlamış oluyordu. Yalnızca onlar olması gerektiği gibi sevmeyi ve sevilmeyi biliyorlardı, alçakgönüllülükle ve minnettarlıkla! (Sf.436)

… kimsenin beni anımsamaması benim de işlediğim suçu unutmamı sağladı. Unutmak kaçınılmaz olunca , insan yüreği de ona pekala uyuyor ve unutmayı istiyor (Sf.450)

… belki güleceksiniz ama kişinin acının pençesinde nasıl kıvrandığını yaptığı saçmalıklar sanırım en güzel şekilde belirtir (Sf.190)

… acımak iki yanı keskin bir bıçak gibidir, kullanmayı bilmeyen elini ve özellikle de kalbini ondan uzak tutmalıdır. Tıpkı morfin gibi acıma duygusu da hasta için sadece başlangıçta bir nimet, bir ilaç, bir devadır, ama dozunu ayarlamasını ve azaltmasını bilmediğiniz zaman öldürücü bir zehir olabilir. (Sf.238)

Stefan Zweig

İZDİHAM

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: