Burak Akarsu, Topoloji Dersleri

Üniversite öğrencileri neden çok ekmek yer? Cevabı bu yazıda değil.

Topolojiden çekenlere…

ÖN SÖZ: Topolojiden geçtiğiniz zaman öyle derin bir nefes alırsınız ki; kaburga kaslarınız kasılır, göğüs boşluğunuzun hacmi artar ve genişleyen akciğerlerinizin iç basıncı düşerek oksijence zengin hava ciğerlerinize dolup damarlarınıza geçer. Her şey normal nefes alıp verme mekanizmasının devinimi şeklinde görünse de farklı olan bir şey vardır: ciğerlerinize dolan havada artık topoloji yoktur…

1.BÖLÜM: TOPOLOJİ DERSİ: Topoloji dersiniz olduğu zaman ciğerlerinize dolan hava öyle bir sıkıştırır ki sizi, ciğerleriniz patlayacak gibi olur. Bazen de üzerinize uygulanan 10 tonluk atmosfer basıncının 3 katına çıktığını sanırsınız. Tahayyül bile edemeyeceğiniz bu basınç sizi yerlerde süründürür.

Umutsuzluğa kapılıp ne yapacağınızı bilemezsiniz. Çünkü bu dersi ilk alışınız değildir ve muhtemelen son da olmayacaktır. Topoloji ile yaşamaya alışma temrinleri yaparsınız. İnternetten, kitaplardan topoloji ile ilgili yazılar, makaleler okur; topolojiyi anlayıp ünsiyet kurmaya çalışırsınız. Bu nafile çaba topolojiyi daha da itici bir hala sokar. Zira bataklıkta çırpınmanın bir faydası yoktur. Bir anlamı olduğuna inanılan bir sürü saçmalığın bir araya getirilip size sunulduğu topoloji batağında çaresizce kıvranırsınız. Bir elin sizi çekip çıkarmasını umutsuzca beklersiniz…

“Ben bu dersi hiçbir zaman anlayamazsam ve geçemezsem ne olur?”diye düşündüğünüz de çok olur. Görüp-göremeyeceğinizin belli olmadığı bir gelecek için endişelenmek anlamsız da olsa, geleceğinizin topoloji dersi tarafından ipotek altına alınmış olması sizi şirazeden çıkarır.

( Gerçi herhangi bir ayakçı lokantasına deneyimli garson olarak iş başvurusuna gittiğinizde cv’nizde “topoloji yüzünden matematik 7 den terk” yazması baya ilgi çekici(!) olur.) Ceberut bir hocanın yapacağı sınavda, bütün topoloji sınavlarında olduğu gibi, çaresizliğinizi giyinip sırtınıza aldığınız “anlayamama” ile sorulara aptalca cevaplar yazıp hocaya rezil olduğunuzda, okulun bitebileceğine dair olan inancınızı yitirirsiniz.

Okulun bitmeyecek oluşu üzerine yaptığınız sayıklamalar sizi diğer derslerden de soğutur. Bu durumda 7 yi beklemeden okulu bırakmanız hiç de sürpriz olmaz. Bir baltaya sap olma geleneğinin taşıyıcısı bir birey olarak tekrar hazırlandığınız üniversite sınavından bir netice çıkmayınca, kendinizi yeniden topolojinin şefkatli(!) kollarına bırakırsınız.

Ders bıraktığınız gibi, hiçbir değişikliğe uğramadan, bütün saçmalığıyla devam eder. Fakat hoca değişmiş, o ceberut adamın yerine şeker gibi bir adam gelmiştir. Yine fakat cellâdı sevip ona gülümsemenin darağacındayken size hiçbir faydası yoktur. Hayat normal seyrinde akıp giderken siz de öğrenciliğin bir gerekliliği olarak, topoloji de dahil olmak üzere, bütün derslere girip çıkmaya devam edersiniz. Sınav dönemi geldiğinde topoloji notlarınızı açıp bütün teoremleri, örnekleri ezberler; bunun topolojiyi geçmek için yeterli olacağına inandırırsınız kendinizi.

Ama topoloji göründüğünden ve gördüklerinizden çok farklıdır. Kolay değildir “ceketi çıkarmadan yeleği çıkarmak” ve her yiğidin harcı değildir “nesneleri yırtmadan ve koparmadan, eğip bükerek başka nesnelere dönüştürmek.” Başka bir şey söylemiyorum. Kulplu bir bardak ve bildiğiniz simidin birbirlerine dönüştürülebileceğini iddia eden bu uzaylar/yüzeyler bilimine inanıp-inanmamak size kalmış.

2. BÖLÜM: TOPOLOJİ SINAVI: Herhangi bir dersin sınavında, sınav kâğıdı elinize geldiğinde sorulara bir göz gezdirip, hangi sorularla uğraşacağınızı planlar ve o soruları çözmeye çalışırsınız. Topoloji sınavında, sınav kâğıdı elinize ulaştığında sorulara bakmanın bir anlamı yoktur. Akşamdan hazırladığınız orjinal küfrünüzü savurup kâğıdın sol üst köşesine adınızı, soyadınızı, numaranızı yazar ve yarım saati doldurmak için neler yapabileceğinizi düşünmeye başlarsınız.

Gündelik yaşantınızda kullandığınız yarım saatlerden farklı olarak topoloji sınavlarının ilk yarım saati bitmek bilmez. Bu yarım saat; boğaya saplayacak mızrağı kalmamış bir matadorun, arenada hayatta kalabilmek için boğanın güçten kuvvetten kesilmesini beklemesi gibi ne zaman nihayet bulacağı belli olmayan bir bekleyişi içeren 30 dakikalık bir zaman dilimidir. (evet, konu topoloji olunca mantıklı cümle kurmak pek mümkün olmuyor) Bu 30 dakikalık zaman diliminde varsa hocayla, yoksa gözetmenlerle göz göze gelmekten kaçınırsınız. Ne yapacağınızı bilememenin sıkıntısıyla kıvranırken, göz göze geldiğiniz gözetmenlerin, siz boş boş otururken, sizin hakkınızda neler düşündüklerini düşünmeye çalışmak bu sıkıntının bütün vücudunuzu esir almasına neden olur.

Arkadaşlarınızın birçoğu kâğıtlarına gömülmüş harıl harıl bir şeyler yazarken, siz, gözetmenlerin sizin zekânızın düzeyi hakkında yürüttükleri tahminler altında küçüldükçe küçülürsünüz. Gözetmenlerden kaçırdığınız gözleriniz sizin durumunuzda olan arkadaşlarınızla kesiştiğinde biraz rahatlar, küçülmenin küçüldükçe kısmından sıyrılıp sadece küçülür, o şekilde 30 dakikanın bitimine kadar kalırsınız. 48 saat gibi geçen yarım saat dolduğunda gözetmenlerden biri “isteyen çıkabilir” der.

Çıkmayı isteyen çoktur ama herkes otururken ayağa kalkıp, bütün bakışları üzerinde toplayarak çıkabilmek için kapıya yönelecek cesareti gösterecek yoktur. Kalkış hazırlığında olan tüm arkadaşlarınız ufak bir hareket bekler. Bir önder lazımdır şimdi size, kepaze olmaya razı bir öncü… Kaşarlanmış öğrencilerden birinin ayaklanmasıyla teyakkuz halinde bulunan tüm öğrenciler kapıya taarruza geçer. Kapı önünde yığılma yapan azdan çok, çoktan az bu topluluğa baktığınızda seçkin bir azınlığı görürsünüz. “Topolojiden Kalanlar” adı altında da olsa bir azınlığa mensup olmanın mutluluğu sizi bir nebze olsun rahatlatır…

SON SÖZ:  Topolojiyi geçmek; en az 12 raunt sürmesi beklenen bir boks maçında 8 raunt ölesiye dayak yemişken ve 10. Raunda çıkamayacağınız üzerine yorumlar yapılmaya başlanmışken nasıl olduğunu anlamadığınız bir şekilde 9. Rauntta nakavtla maçı kazanmak gibidir.Yani ağzınız burnunuz kan-revan içinde, gözleriniz kapanmış, kaşlarınız açılmış ayakta duramazken nasıl sevinebilirsiniz ki?

 

Burak Akarsu

İZDİHAM

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: