Ayşe Sena Er’le Konuştuk

AYŞE SENA ER,
20 Temmuz 1994’de Ankara’da işçi çocuğu olarak dünyaya geldi. Yedi yaşına kadar Mamak ilçesine bağlı Kıbrıs Köyü’nde yaşadı ve birinci sınıfı oradaki Alp Er Tunga İlkokulu’nda okudu. Sekiz yaşlarında iş imkânı umuduyla ailesiyle beraber Etimesgut’a yerleşti. Kadri Suya Bakan İlkokulu’nu ve Mehmetçik Lisesi’ni de Etimesgut ilçesinde tamamladı. Öğretmen olma hayali sebebiyle 2012 yılında Rize’ye gitti. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nde Türkçe Öğretmeliği Bölümünden 2016 yılında mezun olarak lisans eğitimimi tamamladı. Mezun olduktan sonraki ilk sene özel bir kurumda öğretmenlik yapmaya başladı. İkinci üniversite kapsamında 2017 yılında Anadolu Üniversitesi İlahiyat Bölümüne kayıt oldu ve halen bu bölümü okumaya devam ediyor. Yazmaya ortaokul zamanlarımda başladı. Öykü türünde denemeleri çok olduysa da dergilere öykü gönderme cesaretini üniversiteden mezun olunca gösterebildi . Öyküleri; Hayal Bilgisi,Ketebe Piyan, Butimar, Mahur Beste, Temmuz ve Heceöykü dergilerinde yayınlandı.

İzdiham: Niçin yazıyorsunuz?
Zihnin gücüne hayranlığımdan yazıyorum. Yazı olunca, zihnin ve kalbin muhteşem şovunu izlemek mümkün olabiliyor. Yazıda resim yok, ses yok, koku yok. Ne kadar betimleme yaparsanız yapın bir duvar anlatıyorsanız okurun hayalinde oynattığı duvara tıpa tıp ulaşamazsınız. Okur, yazıyı geçmişiyle, geleceğiyle, aşkıyla ve ayrılığıyla yoğurur. Yazar, mimoza der; okur hanımeli kokusu alır belki. Ben yazarken ruhumdaki hareketliliği, dinmeyen tahayyülleri seviyorum ve yazarak okuyanın ruhunda ve zihninde sadece harflerle işlenen o muhteşem ahengi yakalamasını istiyorum.

İzdiham: Yalnız olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Yalnız olma duygusu bende her zaman olmuştur. Kafamda konuşup duran, asla susmayan bir sesle yaşıyorum. Kendimi duyuyorum. Bu da demek oluyor ki her an kendimi duyacak kadar yalnızım aslında. Necip üstad şöyle diyor: “Bazen ezbere bir Allah’ım bilir bir de ben derken ne kadar doğruyu söylemiş oluruz.Garibiz her şeyin içinde ve herkesin ortasında garibiz.” Bu cümleler hep hatırımdadır. Çok kalabalık yerlerde bile insanların en çok kendi içleriyle konuştuklarını bilirim. Ben yalnız olduğuma eminim ve herkesin yalnız olduğunu da iddia edebilirim sanırım.

İzdiham: Edebiyat delilik midir?
“Delilik” kelimesi edebiyatın yanında çok fiyakalı duruyor ama bence edebiyat delilik değildir. Asıl edebiyatın tadını almamak ve bu hazdan mahrum yaşamak büyük delilliktir. Fani bir hayattayız, geniş bir kaldırımda insanların sürekli yenilenmesi gibi akıp geçiyoruz ve insanız. İnsan; bu hayattan akıp geçeceğini bile bile yaşamı anlatmamayı, insanın hallerine kafa yorup bir eser ortaya koymamayı ya da hiç okumamayı nasıl göze alabilir? Edebiyatsız yaşamak zannederim bir deli cesaretidir.

İzdiham: Sizi özetleyen en iyi cümle nedir?
Kafasındaki ebedi uğultuya savaşsız teslim olmuş bir köle.

İzdiham: Sizi yazmak mı daha çok heyecanlandırıyor; yoksa eserlerinizin okunması mı?
Yazmanın elime verdiği anahtar önüme gelen her kapıyı açıyor. Hürlüğün tadı bambaşka.Bu yüzden yazarken daha çok heyecanlanıyorum. Yazım bittikten hemen sonra okunma heyecanı da yetişiyor tabiki.

İzdiham: Yeni bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz?
Henüz bir kitap yazmayı düşünmüyorum. İki kapak arasında dümdüz durabilmek için biraz daha törpülenmem gerekiyor sanırım.

İzdiham: Derin sularda yüzmek mi; yoksa beş yıldızlı bir otelin havuzu mu?
Beş yıldızlı diye özellikle belirtmeseydiniz bu konuya girmezdim ama vurguladığız için söylemek istiyorum. Beş yıldızlı otel denince imkanlarından çok, rahat olamamak gelir aklıma yani “kaldırım kenarında oturmak mı beş yıldızlı otel havuzunda yüzmek mi?” deseydiniz yine kaldırımı seçerdim bu yüzden derin sularda yüzmek diyorum.Otellerde rahat değilim.Yalnız olduğumu kabul etmemle beraber bu yalnızlığı severim. Velhasıl kelam derin sular da yalnız yüzmek isterim.

İzdiham: Yürümek mi makam aracı mı?
Elbette yürümek. Araçlarda, camdan baktığınızda yol kenarındaki her şey renkli çizgilere dönüşüyor ya bundan nefret ediyorum. Ayrıntının silikleşmesiyle, hissedeceklerimin hakkına girmiş oluyorum. Yazan biri olarak bunun vebali büyük.

İzdiham: Boş zamanınız var mı?
Bazen kendimi bir yere sabit bakıp dakikalarca alakasız şeyler düşünürken buluyorum. Boş sıfatını yakıştırdığım tek zamanım bu zamanlar.

İzdiham: Size sorulduğunda en nefret ettiğiniz soru hangisidir?
O kadar şeyin içinde yazmakla nasıl uğraşıyorsun?

İzdiham: En sık kullandığınız kelime hangisi?
TRT’de çok sevdiğim bir dizi vardı: Yedi Numara. Oradaki Haydar karakteri sürekli “herhalde galiba sanırsam” diyordu. Ben de biraz öyleyim, en çok “ herhalde, galiba, sanırım” kelimelerini kullanıyorum.

İzdiham: Kıskandığınız bir yazar var mı?
Bu zor bir soru… Ben şöyle cevaplayayım imrendiğim bir yazar var: Dostoyevski. “Yahu Dostoyevski çok klasik bir cevap” diyebilirsiniz ama işte klasikleşecek kadar imrenilesi bir yazar. İmrenmemin sebebi ben daha hayatta değilken ruhumu çalmış olmasıdır. Ben Dostoyevski’nin eskittiği bir ruhla yaşıyorum.

İzdiham: Nobel edebiyat ödülü sizin için ne ifade ediyor?
Ödüller, “ilgi çekmek” konusunda iyi bir duyuru olsa da edebiyatta asıl mesele “etki etmek” tir diye düşünüyorum. Etki edebilen yazarlara verildiğinde bu büyük ödüllere saygı duyuyorum.

İzdiham: Yazdığınız metnin bitmiş olduğunu nasıl anlıyorsunuz?
Çoğu öykümün sonu, yazmadan evvel zaten bellidir ve o sona varmaya yakın kahramanlarıma veda etmeye başlarım.

İzdiham: Okumaktan keyif aldığınız yerli yazarlar var mı?
Çok var. Çok yazar sıralamak da hoşuma gitmiyor aslında. Aklıma ilk gelenin hakkıdır: Mustafa Kutlu. Mustafa Kutlu; bize bizi anlatıp ,bizi bize hayran bırakan harika bir hikâyecidir.

İzdiham: Türkiye dışında başka bir ülkede yaşasaydınız bu hangi ülke olurdu?
Küçük yaşlardan beri bu soruya hep İskoçya derim. Bir kartpostalda gördüğüm yeşiller ağaçlar içinde bir evin hayalimde kalmasından galiba.

İzdiham: Sizi diğer yazarlardan farklı kılan nedir?
Henüz farklılıklarımı anlatacak düzeyde değilim kesinlikle. Ufak bir şeyler denemeye çalışıyorum ama çok korkağım. Acemiliğin hırkası üstümdeyken bilmediğim yollara meyledemiyorum.

İzdiham: Çay mı portakal suyu mu?
Çay. Bu soruyu okurken yanında çay bulunan talihlilere selam ederim.

İzdiham: Okurlarınızla aranızda bir gönül bağı var mı?
Var. Öykülerimi okuyan birine karşı füsunlu bir tanıdıklık hissi oluyor.

İzdiham: Yazarlık kurslarına inanıyor musunuz?
Bu konuda “Kesinlikle inanmıyorum!” diyemem. Yazarlık kurslarının eğitim anlayışıyla alakalı. Yazma kımıltısını, kaşıntısını hissetmeyen biri kurslarda yazar olamaz bence ama bu kıpırtısı olan birinin doğru okumalar, doğru tesirler ile yürüyebilmesi için belki de bu bir ihtiyaçtır.

İzdiham: En sevdiğiniz Edebiyat Dergisi hangisi?
Bol öykülü dergileri sevdiğim için: Heceöykü ve Postöykü .

 

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın