Talip Kurşun, Kovid ve Hayatın Tadı

Bir ay önce koronavisüre yakalandım. Bir aydır burnum sadece nefes almaya ve gözlüğüme payanda olmaya yarıyor. Bir zamanlar ayrı ayrı nefasetleriyle büyülendiğim yiyecekler ise vücudumdaki bu sessiz sedasız devrimle beraber eşitlendiler; artık hepsinin tadı aynı. Dünyaya bakan iki penceremin önüne tahta kepenkler çakıldı. Sakat kalmış gibi hissediyorum. Her sabah, gece ben uyurken bir mucize gerçekleşmiştir umuduyla kalkıp bir çay kaşığı bal yiyorum.

Dilimin üstünde onu hafif hafif gezdirerek hafızamı yokluyorum; sanki balın tadı aslında damağıma geliyormuş da unuttuğum için onu hissedemiyormuşum gibi. Yok. Belki gırtlağımdan geçerken bir parça tat gelir diye yavaşça yutuyorum. O da yok. Üstüne bir bardak su içiyorum. Aç karnına içilen bir bardak su sağlık için iyiymiş, belki tadımı da geri getirir diye umut ediyorum. Bu arada çeşme suyu ile damacana suyunun da tadı aynı; sanki içinde paslı çivi bekletilmiş gibi.

Bir ay öncesine kadar günde bir, bazen iki üç günde bir tane keyif sigarası içerdim. On gün önce balık tutmaya gittiğimde hep yaptığım gibi bir tane yaktım. Yemeklerin tadı yoktu ama sigaranın durumu kurtaracağını düşünüyordum. Ne de olsa o inatçı bir zehirdi, bütün engelleri geçer, bütün sinir uçlarına değer, ne yapar ne eder eninde sonunda beynimde nikotin bekleyen merkeze ulaşırdı. Yanılmıştım. İçime, böyle puslu, metalik kokulu hava çekmekten farksızdı. Aşık olduğunuz ama gördüğünüz anda hiçbir şey hissetmediğinizi acıyla fark ettiğiniz bir sevgiliyle buluşmak gibiydi. Bir iki fırt çektikten sonra tadımın, kokumun ve özlemimin aşkına cıgarayı denize öfkeyle fırlattım; hemen söndü!

On gün sonra ağız tadımda bir ilerleme görebilme umuduyla evde bir tane daha yaktım. Aynıydı. Onu da öfkeyle küllüğe bastım. Günde bir paketi deviren bir tiryaki olsaydım, belki de bu vesileyle sigaradan uzaklaştığım için memnun bile olabilirdim ama ben zaten o mereti, onunla az ve öz buluştuğum için seviyordum. Görünen o ki bir süre daha ayrı kalacağız. Yani umudum bu sürenin geçici olması. Kalıcı olma ihtimali beni öyle korkutuyor ki ağlamak istiyorum. Zaten bazı yemekler aklıma geldiğinde hep ağlamak istiyorum. Geçenlerde televizyonda içli köfte gördüm, hemen başka odaya kaçtım ama orada da o yemeğin hayali dilimde damağımda dolandı durdu. Şimdi yazarken bile ağzımın sulandığı serabını görüyorum.

En sevdiğim öğün olan kahvaltının benim için hiçbir anlamı kalmadı. Çayı bıraktım, çünkü sıcak su içmekten farksız. Haşlanmış yumurta yerine oyun hamuru bile yiyebilirim. Köyden getirdiğim peynirler, yayladaki ineğimizin sütünden annemin yayıkta yaptığı tereyağı, kaymak; babamın köydeki peteğimizden süzdüğü kestane balı; mısır ekmeği, yoğurt, fasulye turşusu. Hepsinin tadı sadece hayallerimde kaldı. Özellikle tereyağının kokusunu, sahanda yumurtayı çok ama çok özledim.

Bazı yiyecekleri az da olsa hissedebiliyorum. Çukolata ve vişne reçeli mesela. Tat almak nasıl bir şeymiş diye anımsamak istediğimde bir parça ağzıma atıyorum, tam yutarken bir şeyler gelir gibi oluyor. Ama nasıl bir şey derseniz, koca bir künkün içinden bir damla su sızdığını düşünün, o kadarcık. Dün Jagermaster denedim, herhalde aroması zengin olduğundan umduğumdan daha fazla tat alabildim. Tat almak ne güzelmiş ya Rabb’im! Kolonya ve parfümün kokusu çok çok az geliyor. Ter ve diğer ifrazatlar da hak getire: Rögar kapakları “fışkiye” olsa beni ırgalamaz. Bu belki de iyi bir şeydir diye düşünecek gibi olduğumda yeter ki koku alayım kanalizasyonda maraton koşmaya razıyım derken buluyorum kendimi. Yağda soğan ve salça kavururken gelen o nefis koku da sıfır. Aslında genel olarak koku sıfır.

Hiç ilerleme yok. Eşim de hastaydı, tadın birden bire geldiğini söyledi. O çok az çikolata tadını alana dek (yani on beş gün önce) benimki de tamamen sıfırdı. Benimki bu kadarcık geldi, onunki epeyce geldi. Annem süzme yoğurt göndermişti, bozulmuş mu diye eşime koklatıp tadına baktırdım. Evde yangın ya da gaz sızıntısı olsa eşim fark edecek. Bana kalsa havaya uçacağımız kesin gibi.

Kendimce şöyle bir kuram geliştirdim, virüs vücuttaki etkisini kaybettikten sonra hasar görmemiş sinirlerin ne kadarsa o kadar duyuyorsun; azar azar ilerleme diye bir şey yok (inşallah bu kuram virüsün şapşallaştırdığı zihnimin saçmalamasıdır). Forumlarda altı aydır koku ve tat alamadığını söyleyenler var. Bazı doktorlara göre bu durum kalıcı olabilirmiş: İskender yemek ile karton yemenin aynı şey olduğu, evladını sadece görerek, duyarak ve dokunarak ama asla koklayamayarak sevebildiğin bir karaütopyada yaşamak gibi. Tersinin gerçek olduğuna inanmak istiyorum.

Arada bir belki yeni bir gelişme vardır umuduyla Google’a “Covid tat koku kaybı” yazıp sayfalar arasında deli gibi geziniyorum. Baktığım sayfalara bir daha bir daha bakıp gözden kaçırdığım “güzel haberler” arıyorum. Yabancı sitelerden tekinde birisi 20 haftadır yaşadığı tat ve koku kaybını, üç saatlik burun akıntısından sonra aniden geri kazandığını yazmış. Yirmi hafta! Bu tür bir mucize ile karşılaşmayı umarak beklemekten ve virüs bulaşmış yakınlarımdan kimsenin başına kötü bir şey gelmemesiyle teselli bulmaktan başka yapacak bir şey yok.

Hastalığı geçiren herkese acil şifalar diliyorum.

Talip Kurşun
İZDİHAM

İzdiham'ın 46. Sayısı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

 ‘İzdiham, zor zamanlar geçirdiğimiz bu süreçte umutlu bir kapakla karşınıza geliyor. Birçok güzel kalemin bir araya geldiği 46. sayımızda birbirinden ilginç konular, fark etmediğimiz alanlarda kalem oynatan yazarlarımız size kıymetli vakitler geçirecek bir sayı hazırladılar.

Sorun Varsa Umut da Vardır.

Bir Cevap Yazın