Sulhi Ceylan, Zaman Geçer

1979 yılında İstanbul’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Kocaeli’de, üniversite öğrenimini ise Trabzon’da tamamladı. Halen edebifikir.com sitesinin editörlüğünü yapmakta olup çeşitli edebiyat ve fikir dergilerinde şiir ve yazıları yayınlanmaktadır.

Kitapları:

  • Çıplaklık Giyinir Hakikat – Yedi İklim Yayınları (Şiir)
  • Özgür ama Tutsak – Mostar Yayınları (Deneme)
  • İnsanı Okumak – Mostar Yayınları (Deneme)
  • Renklerden Ayrılık – İzdiham Yayınları (Şiir)

1.Niçin yazıyorsunuz?
Yazmak bir sonuç aslında. Öncülü ise okumak. Son derece ciddi ve aşkla okumanın bir sonucu olarak görüyorum yazmayı. Hayatımda “kolaylaştırma” diye bir kelime var. Bazı işlerin bazı kişilere Allah tarafından kolaylaştırıldığına inanırım. Dolayısıyla her insan için bir kolaylaştırma vardır. Bu ise insanların birbirine karşı kibirlenmesini engelleyen bir durum. Yani kimse kimseden üstün değil. Sadece farklı alanlarda kolaylaştırma sözkonusu. Suyun akışını eğimin belirlemesi gibi.

2.Yalnız olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Yalnız olmadığımı hiç düşünmedim. İnsanların kalabalık olabileceğine de inanmıyorum. Hatta kalabalığın bir görüntü aldatması olduğunu düşünürüm. Bir velinin “İnsanları Allah’a götüren yollar, mahlûkatın nefeslerinin adetleri kadardır.” sözünü bu anlamda da okuyabiliriz. Her yol kişiye özeldir ve kimse kimsenin ayak izini takip edemez. Sadece takip ettiğini sanır ama attığı kendi adımıdır. Yani yalnızız. Ama bazı insanlar yalnız olmadığını sanır. Bu ise tam bir kandırmacadır. Ama madem insan kendini kandırarak mutlu oluyor, yapabilecek bir şey yok. Köyün delisi olmak zor iştir.

3.Edebiyat delilik midir?
Edebiyat delilik değildir ama delilik de edebiyat dâhildir. Edebiyatı bir kelimeye sıkıştıramayız çünkü insan tek bir kelime ile tanımlanamaz. İnsanın her hali edebiyata dâhildir.

4.Sizi özetleyen en iyi cümle nedir?
Rüyasında dairesinin tamamlandığını ama uyanınca elinde sadece parçaların olduğunu görüp ne yapacağını şaşıran bir yolcu.

5.Sizi yazmak mı daha çok heyecanlandırıyor; yoksa eserlerinizin okunması mı?
Sevdiğim bir yazarın kitabını okumak, yazmaktan daha heyecan verici.

6.Yeni bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz?
Sürekli yeni yeni kitaplar yazmayı düşünüyorum ama tembellik kollarını vücuduma sarınca vazgeçiyorum. Çünkü insan ısınmak istiyor.

7.Derin sularda yüzmek mi; yoksa beş yıldızlı bir otelin havuzu mu?
Havuz da son tahlilde su içerir ve bu sebeple boğulmak için idealdir. Ama derin sularda boğulması daha havalı ve artistik olur. İnsan ise kendisi için değil başkası için yaşayan ve başkalarının kendisi hakkındaki cümleleri üzerinden hayatını inşa ettiğini sanan bir zavallıdır. “Başkası ne der!” putunu kırmış birini bulursanız hemen eline sarılın diyeceğim ama onlarla iletişim kurmak çok zor. Çünkü başka bir dili konuşurlar. Anlam dünyalarımız bambaşkadır. O halde insan illa boğulmak istiyorsa kendinde boğulsun. Çünkü su serap olabilir.

8.Yürümek mi makam aracı mı?
İbn Arabi hazretleri “Eğer zıtlar birleşseydi bir daha ayrılmazdı!” buyurur. Aslında zıtlıklar bizim onlara bakışımızla ortaya çıkıyor. Yani bakış açımızı değiştirirsek zıt diye bir şey kalmaz ve âleme tevhid hâkim olur. Tevhid zaten hâkim ama mesele o boyuttan âleme nazar edebilmek. O halde yürümek ya da makam aracı değil önemli olan, önemli olan onlara yüklenilen mana. İnsan, nesnelere kendindeki anlamı yükleyerek onları bireyselleştirir.

9.Boş zamanınız var mı?
Kindî, zamanın nasıl bilinebileceğini şöyle açıklar: “Zaman hareketle vardır; hareket ise bir değişimdir. Değişim de değişenin değişme sürecini gösteren sayıdır. Buna göre hareket, değişenin sürecini sayandır. Zaman, hareketin saydığı bir süreçtir.” Aynı şekilde İmam Gazzâlî (rah.) ise zamanı, “Öncelik ve sonralık yönünden işaretlenen hareketin ölçüsü” olarak açıklar. Yanisi zamanın boşu dolusu olmaz. Zaman geçer ve geçerken bizde iz bırakır. İşte bu izi anlam vermek ise insanın kendini inşa sürecidir. Eğer bir anlamın varsa zaten boşa vakit geçirilmemiş demektir. Anlamsızlık boşluğun en dibidir.

10.Size sorulduğunda en nefret ettiğiniz soru hangisidir?
Hâlâ evlemedin mi?

12.En sık kullandığınız kelime hangisi?
“İnsan!”

13.Kıskandığınız bir yazar var mı?
Kıskanmak kötü, gıpta iyidir. Gıpta ettiğim çok yazar var ama son tahlilde olması gereken olur. Akışa odaklanmak lâzım. Allah’ın kulunu terk ettiği görülmüş değildir. Ama kul Allah’ı hep terketmiş, ya da böyle sanmış. Evet, evet insan koca bir sanıdır.

14.Nobel edebiyat ödülü sizin için ne ifade ediyor?
Ödüllerden bir ödül. İnsanın insana verdiği değerde ihlasın olamayacağını yaşadıklarımdan öğrendim. Menfaatsiz bir ilişki kurabilen insan sayısı çok az. Menfaatin zamanımızın putlarından biri olduğunu düşünüyorum. Ama öyle bir put ki insan kendi eliyle yapıp tapıyor. Sonra da Allah’a inandığını söylüyor. İlginç ve hayret verici.

15.Yazdığınız metnin bitmiş olduğunu nasıl anlıyorsunuz?
İnsanın elindeki baş kavramlardan biri de yarım kalmışlıktır. Dünya hayatı yarım kalmışlıkları biriktirme uğraşından başka bir şey değil. Ölüm ise tüm bu birikenleri toplu olarak bırakma işlevi. O halde bitmiş bir metin yoktur, bitmiş gibi duran metinler vardır. İnsan kemale ya da zevale yürürken solan bir çiçektir.

16.Okumaktan keyif aldığınız yerli yazarlar var mı?
Olmaz mı, çok var. Hangi birini sayayım! İnsanı okumanın kendini okumak anlamına geldiğine inanırım.

17.Türkiye dışında başka bir ülkede yaşasaydınız bu hangi ülke olurdu?
Kadere razı olmak gerek. “Coğrafya kaderdir”, sonuçta.

18.Sizi diğer yazarlardan farklı kılan nedir?
Bunu okurlara sormak lâzım. İnsan en çok kendinin körüdür.

19.Çay mı portakal suyu mu?
Portakala alerjim var. Çayı da şekersin içiyorum yıllardır ve yıllardır çayın tadı yok. Çayın kendi tadı olduğunu söylüyorlar ama inanmıyorum. Tat kendini şekerde bulmuş bir kelimedir. İnsan ise kendini çok kolay avutabilen bir varlık.

20.Okurlarınızla aranızda bir gönül bağı var mı?
Olduğunu düşünüyorum. Ama bazen bir mail geliyor ve hiç tanımadığım ve daha önce hiçbir yerde görüşmediğim bir okurum, beni sevmediğini, hatta kriz olduğunu yazabiliyor. Bu durum ise beni muhasebeye itiyor. Yazdığım hangi yazı beni böyle gösterdi diye. Sonra anlıyorum ki, yazı ile bile iletişim kuramıyoruz. Yazarın niyetinin hiçbir önemi yok. Önemli olan okurun metne verdiği kendi anlam.

21.Yazarlık kurslarına inanıyor musunuz?
Ben sadece Allah’a inandım.

22.En sevdiğiniz edebiyat dergisi hangisi?
Kitapları dergilerden daha çok seviyorum. İzdiham’ı demek istiyorum ama diyemedim.

İZDİHAM

İzdiham'ın 44. Sayısı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın