Seyircinin Seçme Özgürlüğüne Engel Bu Çarpık Ekonominin Sinemaya Tahribatı

Türkiye sinema endüstrisi son on yılda büyük bir atılım gerçekleştirdi. 2015 yılının verileri, hem seyirci, hem de üretilen film sayısında önemli bir yükselişe işaret ediyor. Oysa herhangi bir düzenlemeye tabi tutulmayan sektördeki bu büyüme, dağıtımdaki adaletsizliği ve salon sıkıntısını daha da büyüttü. Tek bir sinema zinciri, pazarın yüzde 50´sinden fazlasını elinde bulundururken, aynı zamanda dağıtım ve yapım süreçlerini de kontrol etmeye başladı. Bu tekelleşme ortamında bağımsız filmlere yer yok gibi görünüyor. Kapalı Gişe, yapımcılar, yönetmenler, dağıtımcılar ve ekonomistlerle seyircinin seçme özgürlüğüne engel olan bu çarpık ekonominin yarattığı tahribatın izini sürüyor.

Türkiye’de Film Dağıtımı Tekelleşirse Seyirciye Ne Olur?

Kamusal alanlar giderek azalıp her şey AVM’lerin içine sığdırıldı, sinema salonları da. Her salonda da aynı filmler oynuyor. Yurt dışında ödül alan yerli yapımları izleyebileceğimiz tek alan festivaller. O da eğer gösterim programına kabul edilirlerse.

Bu süreçte ortaya çıkan Başka Sinema hem alternatif dağıtım kanalları hem de bağımsız sinema salonlarının kapılarını açık tutmaya devam edebilmeleri için Türkiye sinema camiasında bir umut olarak karşılandı. “Bize Her Gün Festival” sloganıyla başladıkları yolculuğu yorumlarken yapımcı Marsel Kalvo şöyle diyor, “Gördük ki festival izleyicisi yokmuş aslında.” Yani yılın belli dönemlerinde saatlerce kuyrukta bekleyen, haftalar öncesinden biletleri tüketen izleyicinin, yılın geri kalan 50 haftasında daimi bir katılımı görünmüyor. Kim gidiyor sahi o festivallere? Ya da neden gidiyor? Peki, bağımsız sinema izlemek isteyenler ne yapıyor? Ya da istediklerini yapmaya engel olan ne?

Tekelin Türkiye sinemasına etkisi, Avrupa ülkelerindeki sinema sektörleriyle karşılaştırmalar yapımcıların ve yönetmenlerin hikâyeleri, hukuki süreç ve öneriler… Bütün bu tartışmalara yorum olarak Şener Şen filmlerinden sahnelerin eşlik etmesi de bonus.

Filmde defalarca vurgulandığı gibi, bu tekelden en büyük zararı biz seyirciler görüyoruz. Hep aynı tür gişe filmlerini izlemek zorunda bırakılıyoruz. Yeni bir şey keşfetme şansımız elimizden alınıyor. Bağımsız sinema salonları kapandıkça film izlemek için AVM’lere gitmek zorunda kalıyoruz ve kentle aramızda mesafeler giriyor.

Başka bir ifadeyle, sinema sektörünün tekelleşmesi ne sadece ekonomik açıdan tartışılabilir, ne de sadece sinema camiasının sorunudur. Söz konusu olan bir mekân sorunudur. Ayrıca toplumu niteliksizleştiren çoğunluk sineması ruhumuzu kemirmeye devam ediyor. Seyirciye meta olarak bakan sinema yapımları ve yapımcılarına biz alkış tutuyoruz.

Kaynak: sanatblog

İZDİHAM

İzdiham'ın 47. Sayısı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Büyük bir heyecanla beklediğimiz yeni sayıda ”Yaşar Ercan, Gündüz Vassaf, Gökhan Özcan, Yankı Yazgan, Ali Ayçil, Elif Aşiran, Dilek Kartal, Bülent Parlak, Turan Karataş, Seda Nur Bilici, Ahmet Aslan, Sulhi Ceylan, Sümeyye Dursun, Rümeysa Kocaman, Abdullah Harmancı, Hüseyin Hakan, Cüneyt Gönen, Yasin Kara, Ahmet Enis Gürcan, Akın Akaoy, Onur Bayrak, Bekir Şamil Potur, Enes Aras, Mustafa Toprak, Faruk Sarıkavak, Tuğba Karademir, Halil Ecer, Vedat Milör” gibi isimlerin metinlerine yer veriliyor.

Bir Cevap Yazın