Seyfullah Akkuzu, Tarkovski Ve Dünyası -5

Stalker, Tarkovski’nin ifadesiyle “insanlığın manevi bir hayattan yoksun olduğu için yok olup gideceğine inanan bir peygamber”’in filmi. Umudunu bir avuç inançlı insana ve Bölge’ye bağlamış İz Sürücü’nün hikâyesi. Stalker kelimesiyle filmin doğrudan bir ilişkisi olduğunu belirtmeden konuya geçmeyelim. Stalker, İngilizce’de “peşine düşmek”, “sinsice yaklaşmak” anlamına gelen “to stalk” fiilinden türemiş bir kelime. Film boyunca peşine düşmenin de sinsice yaklaşmanın da tanığı olacağız. Baştan aşağı bir arayışın serüveni bu film.


Üç karakter üzerinden şekilleniyor film, kısaca karakterleri tanıdıktan sonra esas meseleye geçelim. Kahramanımız İz Sürücü, mesleğini gönüllü olarak yapmaktadır ve yasak bölgeye gitmek isteyenleri bulup onlara rehberlik etmektedir. Yanında iki kişi vardır. Bilim adamı ve yazar. Ayrıca filmde bilmemiz gereken iki kavram daha var: Bölge ve Oda. İz Sürücü’nün dediğine göre Bölge olağanüstü güçleri olan bir yer, Bölge’ye gidecek yolcular için tek şart vardır o da içten samimiyet ve inançtır. Yolculuğun sağlıklı geçmesi her bireyin iç yapısına bağlıdır. İz Sürücü, bu inançla birlikte Oda’ya girecek her insanın arzularının gerçekleşeceğini söyler. Onun tek derdi bu inanca sahip insanlarla yolculuğu tamamlamaktır. Bu zamana kadar yolculuğu istediği şekilde tamamlayamamıştır. Bu sefer yanındakilerle neredeyse işin sonuna kadar gelebilmiştir fakat bilim adamı ve yazar Oda’ya girmek istemezler. İz Sürücü için önemli olan şey, iki adamında Oda’nın arzularını gerçekleştirebileceğine inanarak içeri girmeleri. Bir şey olup olmaması önemli değildir, sadece inanarak bunu yapmaları, bütün mesele bu. Artık hiçbir şeye inanılmayan bir dünyada, bir şeye inanan insanlar bulması gerekiyor İz Sürücü’nün. Yazar Oda’ya girmek istemiyor çünkü en başından beri ne aradığını nereye gittiğini de bilmiyor. Onun yetenekli bir insan olduğunu biliyoruz ama yeteneğini tüketmiş popüler bir yazar olarak kalmış. Bulunduğu noktada hiç mutlu değil. Bu yüzden yolculuğa çıkıyor. Peki neden Oda’ya girmiyor? Burada filmin kilit noktalarından birine geliriz. Yazarın içini döktüğü bu tuhaf sahnenin çözümlemesini Tarkovski’den dinleyelim: “Başta, Oda’ya girerse daha iyi yazabilecekmiş gibi geliyor ona. Yazmaya ilk başladığındaki insan olacakmış, kendisini, onu aşağı çeken şeyden kurtarabilecekmiş gibi geliyor. Ama sonra düşünceleri değişiyor ve kendi kendine soruyor: Değişirsem, eğer ilham perilerim geri gelirse, neden yazmaya devam edeyim ki? Yazdığım her şeyin dahice olacağını nasıl olsa biliyor olacağım. Yazmanın amacı kişinin kendisini aşmasıdır, başkalarına neler yapabileceğini göstermesidir. İnsan kendisinin dahi olduğunu biliyorsa, neden yazsın ki? Geriye kanıtlanacak ne kalır ki? Yaratmak, insanın iradesinin tezahürüdür. Sanatçı en baştan bir dehaysa, sanatı bütün anlamını yitirir. Yazar, Oda’da gerçekleşen şeyin insanların istekleri değil, herkesin kalbinin derinlerinde yatan gizli bir hayal olduğu kanısına varır. Bu hayaller, insanın iç dünyasına denk düşen gerçek arzulardır. Yazar Oda’ya girmekten korkar, çünkü kendine dair bir hayli karamsar fikirleri vardır.”


Bilim adamının girmeyişinin daha farklı sebepleri vardır. O, baştan beri güvenmez Oda’nın varlığına. Hatta sıradan insanların sömürmesinden korktuğu için Oda’yı havaya uçurmak için bomba da getirmiştir yanında. Fakat İz Sürücü onu ikna eder. Korkusunun yersiz olduğunu söyler, böyle bir yerin korunmasının gerekliliğine inandırır. İnsanların sığınabileceği tek yer kalmıştır, bir şeyler isteyen, bir ideale ihtiyacı olan insanların.
Hayal kırıklığıyla dönülmüştür yolculuktan. İz Sürücü umudunu yüklediği son iki insanla birlikte eli boş dönmüştür yolculuktan. İnsanların kalbinde istediği inanç kıvılcımını uyandıramamıştır. Eve döndüğünde onun umutsuz hali karşısında karısı sorar: “Seninle gelmemi ister misin?” diye, o da “Bir daha kimse benimle gelmeyecek, çünkü artık kimse bir şey umut etmiyor.” Karşılığını verir. Karısı bir kez daha “Seninle gelmemi ister misin? Benim de isteyecek bir şeyim var.” diyor. İz Sürücü ise “Gelmemelisin, yoksa sen de kararsızlığa kapılabilirsin.” diyor. Burada neden reddedildiği hakkında bir ipucu yok tamamen seyircinin vereceği anlama bırakılmış. Bu karamsar diyalog acaba İz Sürücü’nün ümidini yitirdiğine mi işarettir yoksa İz Sürücü’nün bundan böyle inanç anlayışı mı farklılaşmıştır? “Sonunda, insanın saf bir inançla mutluluğa ulaşabileceği fikriyle, kendini yapayalnız buluyor.” diyor, Tarkovski İz Sürücü için. İnsanların tamamını mutlu etmeye olan inancını kaybediyor fakat içindeki inanç iyice sağlamlaşıyor. İmanın insanın yüreğinde kendi çabasıyla kök saldığı zaman bir inanç haline geldiğini öğretiyor bu yolculuk kahramanımıza. Film, insanın umutsuzluğu iliklerine kadar hissetmeden, yüreğinde iman kıvılcımını yakamayacağını öğretiyor.

Seyfullah Akkuzu

İZDİHAM

Eğer yeni bir şey başlatmak istiyorsanız her şeyi unutmak gerek. İzdiham yepyeni bir heyecan, tasarım, içerik ve estetik ile okurlarının karşısına geçiyor.

Türkiye’de yeni bir dergicilik anlayışının öncüsü olacak bir çalışma ile İzdiham bütün heyecanını ve her şeyi en iyi şekilde yapma düşüncesini bütün sayfalarına taşımış. izdiham dergi 41. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.



.

Bir Cevap Yazın