Seda Nur Bilici, Ziya Niçin Yalan Söylüyor?

Sinema insanı anlattığında daha cazip oluyor. Türk sinemasının en bizi anlatan serilerinden biri olan Münir Özkullu, Adile Naşitli, Şener Şenli filmleri ile büyümüş bir nesil olarak onlara dair birkaç şey söylemeden edemeyeceğim.

Üniversitenin psikoloji bölümünde okurken öğrendiğimiz temel kural insana dokunmak olmuştu. Evde, işyerinde, izlerken ya da okurken. Birinci kural buydu.

Neşeli Günler filmi gülünç bir film olmadı hiçbir zaman. Gerek konusu, gerek mizahı, gerek üzüntüleri, gerekse gerçekliği toplumun aynasıdır. Filmde oynayan tüm karakterler ya komşumuzdu ya da anne-babamız.

Benim bu filmde değinmek istediğim karakter Şener Şen’in müthiş bir performans gösterdiği Ziya karakteri. Onun kadar güzel yalan söylenecekse arada bir zararsız olanından söylenebilir belki de.

Mahallede, iş yerinde, çocukluk anılarında illa bir yerlerde;  ilginç hikâyeler bulup orda burada, olur olmadık zamanda, abartılarla ağzından tükürükler saça saça anlatan tipe karşılık gelen tanıdık biri canlanır kafamızda. Rol kesmek konusunda kimimiz örnek alıp taklit etmeye dahi yeltenmiş olabiliriz böyle bir enişte, dayı, komşu yahut da mahalledeki esnafı. Anlatılanı dinler sonra içimizden, amma attın be,  diye geçiririz ve akılımıza o gelir. Yalnızca onu anlatacak bir filme konu olacak kadar net bir karakter:  Çekirdek ailenin yan üyesi, Ziya. Abisinin hatırını dünyaya gelip yaşamını devam ettiriyor gibi. Neşeli günler filmine, seni çok özledim, yalanıyla dahil olur. Almanya’dan sınır dışı edilmiş,  ağabey ocağına dönmüş, bir baltaya sap olamamanın suçluluğunu iyi bir nedene bağlayarak örtmeye çalışır:  “hasretine dayanamadım.”

Ziya’nın çocukluğunu hayal edemeyiz hiçbirimiz. Gökten orta yaşıyla yeryüzüne inmiş gibi gelir. Hayal eden varsa bile, mahallede neşe içinde koşuşturan, azıcık ağladı mı hemen sevgi sözcükleriyle teskin edilen, sevilmekten şımartılan, oyuncaklara boğulmasa bile en azından kumandalı arabası olan bir çocuk akla getirmeyeceği aşikâr.  Daha çok annesinin karnesiz elinden tutup ekmek kuyruğuna girer onun çocukluğu. Babası bütün kazancını; kömüre, elektriğe, gaza yatırır.  Öğretmene, alamadık, yerine,  defterime çay döküldü, deyiverir. Önemseyen de pek yoktur ya notlarını hep değiştirerek göstermiştir. Annesi evde olmadığını söyletir dedikoducu komşu Fatma teyze gelince. Abisi maça gider, eve mesaiye kalacakmış gibi haber yollar belki Ziya’yla. Onu aralarına alan kimse olmadı mı dünkü, hiç olmayan, mahalle kavgasında kaç kişiyi yere serdiğini anlatır ballandıra ballandıra. Filmde otuzlu yaşlarına şahit oluyoruz Ziya’nın. Koca meraklısı Nilgün’den başka seveni yok gibidir. Yeğenlerinin arasına uydurma hikâyeleriyle katılacaktır. Abisinin azarlamalarından, işe yaramaz görünmekten çekinir. Yedisinden beri alıştığı her zamanki ortamının içindedir işte.

neşeli günler ile ilgili görsel sonucu

Filmin mitomanik kahramanının, uydurduklarına birilerini inandırma derdi yoktur.  Ara bozup yapmaz attığı yalanlar. Etrafta iki dinleyen bulunca başlar, herkesin yaşamadığını bildiği ve hiç yaşayamayacağı konusunda hemfikir olduğu olayları arka arkaya dizmeye.  Yeğenlerinin meraklı, e amca, sonra, sorularına cevap vermeyerek kabalık etmek istemez. Yalanları nezaket gereğidir.  Aslana 10 metre boyunda dediyse aslan kadar aslandır, hâlbuki o da yalandır. İsmiyle müsemma karakter, lafta arttırır, uzattıkça uzatır, abarttıkça abartır, bir yerde adı Ziya’dır. Birilerine anlatıyor olmak yeterlidir. Ailede evlat, baba, – hayırlı- kardeş değildir. Elini attığı işleri bir bir mahveder, itibarı yoktur.  Var olabilmek için hikayeler uydurmak zorunda kalır. İçişleri bakanının arkadaşı olmak ona itibar katacaktır kendince. Bir de sevgilisi Nilgün var ki Amerikalı artistlere yüz vermemiştir ona aşkından. Yalancı olmayı sadakatsiz olmaya yeğler her zaman.

Çocukluk çağlarında, yalan;  cezalardan kaçma, küçük oyunlar oynama ya da en kötü ihtimalle dikkat çekme aracı olarak kullanılsa da, yetişkinlikte süregelmişse antisosyal, borderline gibi kişilik bozukluklarına işaret kabul edilebilir. Ziya’nın düşlemsel yalanlarıysa, kişilik bozukluğundan çok, hassas kendilik duygusunu dışardaki tehlikeli gerçeklikten korumaya yönelik bir savunma mekanizması getirir akıllara.  Yapacaklarının sonunu, sorumluluğunu düşünmek uğraştırıcı ve ürkütücü gelir. Dünyadaki bütün imkânları hiçe sayıp kendi imkânsız düşlemlerine sarılır. İşportada jilet satarak köşeyi döneceğine inanır. Birkaç küçük dalaverenin, suratlarda bıraktığı üç beş çiziğin lafı mı olur? Nikâh şekeri satmak için sermayeye ihtiyacı olmaz, son model üretilmiş nikâhlarda son model üretilmiş nikâh şekerleri hazır bekler onu. Su yerine benzinle gider yangına,  Her işi hep fiyaskoyla sonuçlansa da hayatını bir yerinden yırtmaya uğraşıp durmaktan vazgeçmez.

İlgili resim

 

Ziya, düşlemsel dünyasıyla gerçek dünyadaki tezatlıklara da ayna tutar aslında. Filmin daha başlarında Ziya’nın ağabeyi ve yengesi; aralarında hiçbir fark olmadığını bildikleri, birinin limonla diğerinin sirkeyle yaptığı turşuyu, sözüne en güvenilmeyecek kişiye tattırırlar. Bir palavracıyı hakem tutarlar. Ziya fark olmadığını söyleyince işin doğrusunu duymak karıkocanın hoşuna gitmez. Ortada bitirmek istedikleri bir evlilik vardır.  Elle tutulur tek bahaneleri olan turşu suyu lezzetini palavracı bir hakemin ortadan kaldırması iki tarafın da işine gelmez. Zaten Ziya da yalancının önde gidenidir onun lafıyla hareket edecek değiller ya. Kendi paylaşılmış psikozları sonucunda yuvalarını dağıtırlar.  Ziya da kapı dışarı edilir.

Filmin komedi unsurunu palavracı Ziya abartılı yalanlarıyla oluştururken, dramatik unsuru yine bir yalanla oluşturulmuş. Biri karakteri yaşatırken öbürü felakete sebeptir. Hayatlarımızın dramatik unsurunu da Ziya gösterir bize. Kendimize bile itiraf edemediğimiz büyük yalanlarımız hayatımızı felakete sürüklerken, bütün olanların acısını palavracı bir ziya bularak çıkarmaya çalışırız. Ona yalancı deriz var gücümüzle ve içimizde bir yerlerde sinik korkak bir halde duran neredeyse unutacağımız doğrularımızı susturmaya çalışarak.

 

 

Seda Nur Bilici, İzdiham Dergisi 22. sayıda yayınladı

İZDİHAM

 

 

 

İzdiham'ın 47. Sayısı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Büyük bir heyecanla beklediğimiz yeni sayıda ”Yaşar Ercan, Gündüz Vassaf, Gökhan Özcan, Yankı Yazgan, Ali Ayçil, Elif Aşiran, Dilek Kartal, Bülent Parlak, Turan Karataş, Seda Nur Bilici, Ahmet Aslan, Sulhi Ceylan, Sümeyye Dursun, Rümeysa Kocaman, Abdullah Harmancı, Hüseyin Hakan, Cüneyt Gönen, Yasin Kara, Ahmet Enis Gürcan, Akın Akaoy, Onur Bayrak, Bekir Şamil Potur, Enes Aras, Mustafa Toprak, Faruk Sarıkavak, Tuğba Karademir, Halil Ecer, Vedat Milör” gibi isimlerin metinlerine yer veriliyor.

Bir Cevap Yazın