Richard Brautigan, Noel İlahileri

Giderken apartmanımın rutubetli pisliği hala aynıydı. Ne derin bir çukur… Tanrım, bu şekilde yaşamayı ne kadar daha sürdüreceğim? Bu biraz korkutucu. Yerde duran ne olduğu belirsiz bir takım objelerin üzerlerinden ilerledim. Onlara bakmayı düşünmedim bile. Ne olduklarını bilmek istemiyordum. Aynı zamanda yatağıma da bakmaya çekiniyordum.

Yatağım vahşi bir akıl hastanesinin koğuşuna aitmiş gibi görünüyordu. Eski günlerde öyle yapmak için harekete geçtiğimde bile, asla iyi bir yatak düzeltici olamamamıştım.

Annem her zaman bana, “Neden yatağını düzeltmiyorsun? Senin için her şeyi ben mi yapmak zorundayım?” diye bağırırdı.

Ve ben yatağımı yaptıktan sonra da, “Neden yatağını doğru dürüst yapmıyorsun? Şu çarşaflara baksana! Düğümlenmiş gibi görünüyorlar. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum! Merhamet, Tanrım, lütfen merhamet!” Ve şimdi ona sekiz yüz dolar borçluydum, yatağım Abraham Lincoln’e suikast yapan adamların asıldığı darağacı gibi görünüyordu ve annemi bu hafta arayamamıştım.

Müşterimi etkilemek için bir duş almaya ihtiyacım vardı, giysilerimi çıkardım, hiç sabunumun kalmadığını fark ettiğimde duşu açmak üzereydim. Kalan son küçük parçaları da bir kaç gün önce kullanmıştım. Ve traş bıçağımdaki jilet o kadar körleşmişti ki, onunla bir armutu bile traş edemezdiniz.

Giysilerimi yeniden üstüme giymeyi ve çıkıp biraz sabun ve jilet almayı düşündüm ama, bir mil civarımda para verip bunları alabileceğim hiçbir dükkan olmadığını hatırladım. Eğer, bir dükkan sahibinin önüne beş dolarımı koyarsam, beni paramparça ederdi.

Hayır, efendim.

Ne yapmalıydım?

Binadaki herhangi bir kiracıdan biraz sabun veya jilet ödünç alamazdım, çünkü aralarında orman yangını gibi ödünç para almadığım hiç kimse yoktu. Boğazım kesilse bana bir sargı bezi bile ödünç vermezlerdi.

Her şeyi yeniden büyük bir dikkatle düşündüm.

Düşüncem şöyle bir yol izledi: Su, sabundan daha önemlidir. Demek istediğim, su olmadan bir sabun nedir ki? Hiç. İşte bu. Mantıksal olarak su bu işi kendi başına da halledebilirdi ve hiçbir şeyin olmamasından daha iyiydi, eğer ne demek istediğimi anlayabildiyseniz.

Kendi kendimi bu mantığı kullanarak ikna ettim ve yeniden suyu açarak duşun altına doğru bir adım attım. Hemen geriye doğru bir adım daha attım.

“Oooooooooooooooooouuuuuuuuuuuuvvvvvvvvvvvvv!” Canım yanıyordu, bağırarak zıpladım.

Su haşlayacak kadar sıcaktı ve bunun için para ödüyordum. Suyu bir insanın altında durabileceği sıcaklığa ayarlamayı akıl edememiş olmam çok kötüydü.

Ah, evet.

Bu benim dikkatsizliğimdi.

Acı dindiği gibi, sabunsuz bir duş almaya uygun şartlar yaratmak için, sıcak ve soğuk su musluklarını ayarladım.

Normalde, duşa girdiğimde şarkı söylerdim ve bu yüzden duşta şarkı söylemeye başladım:

“Ah gelin, siz tutkulu, neşeli ve muzaffer olanlar,

Ah, gelin, Beytlehem’e gelin.

Gelin ve onun, meleklerin efendisinin doğuşunu izleyin…”

Duşta daima noel ilahileri söylerdim.

Birkaç yıl önce, daha sevimli bir apartmanda yaşarken bir kadın geceyi benimle birlikte geçirmişti. Bir ikinci el araba satıcısını sekreteriydi. Ondan gerçekten hoşlanmıştım. Aramızda önemli bir şeylerin olmasını ve kullanılmış bir arabayı birkaç dolar daha ucuza alabilmeyi umut ediyordum.

Birkaç gün beraber olmuştuk ama o gece ilk kez yatağa girmiştik ve oldukça iyi bir iş çıkarmıştık, ya da ben öyle düşünmüştüm.Sabunumun olduğu günlerdi, neyse sabah duş almaya girdim. Odadan ayrıldığımda o hala yatakta yatıyordu. Duşa girdim ve şarkı söylemeye başladım:

“Temiz bir geceyarısıyla buluştu.”

Şarkı söyledim.

Duşumu bitirip yatak odasına geri döndüğümde gitmişti. Kalkıp giyinmiş ve tek bir söz bile söylemeden gitmişti, ama yatağımın yanındaki masanın üzerine bir not bırakmıştı.

Notu okudum:

Sevgili Bay Card,
Bu güzel zaman için çok teşekkür ederim. Lütfen beni tekrar aramayın.
Saygılarımla,
Dotti Jones

Sanırım bazıları temmuz ayında Noel ilahileri duymak istemiyor.

Richard Brautigan, Babili Düşlemek kitabından

İZDİHAM

İzdiham'ın 44. Sayısı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın