19 Mayıs 2021

Psikolog Seda Nur Bilici, Filistin İçin Bir Çağrı, Ateş ve Travma

ile izdiham

Ben vücudundan ayrılmış bir insan uzvu hiç görmedim, ama onu gören birçok insanı dinledim. Benim için en zor şey savaşı çocuklardan dinlemekti. Bir insani yardım çalışanı ve savaşın parçaladığı toplumların savaş travmasından ne kadar derinden etkilendiğini bilen bir psikolog olarak, İsrail’i ve diğer süper güçleri Filistin halkına saldırmayı bir an önce bırakmaya çağırıyorum. Savaşın sonuçları yaşanan savaşlardan sonra çok iyi bilinmesi gerekirdi fakat maalesef böyle olmadı. Kimse yaşanan acı ve kayıplardan ders çıkarmadı.

İkinci Dünya Savaşında insanların savaş sebebiyle ruhsal olarak etkilenebileceği ve maruz kalınan çatışmanın şiddetiyle doğru orantılı psikiyatrik sıkıntıların beklenebileceği ilk kez kabul edildi. Vietnam savaşından sonra ise savaş karşıtı gazilerin oluşturduğu gruplar sayesinde psikolojik travmayı daha geniş bir şekilde ele alma imkanı oluştu. Travma Sonrası Stres Bozukluğu 1980 yılında savaştan etkilenen kişilerle yapılan çalışmalar sonucunda psikiyatri literatüründe yer almaya başladı (Özen, 2017). Günümüzde ise sanki bir ruh sağlığı bozukluğu savaşım etkileriyle doğru orantılı olarak tanımlanmamış, onca insan o kadar acıyı boşuna çekmiş gibi, savaştan sonra hiç yaş tutulmamış gibi, insanlar savaşın üstünden uzun bir süre geçmesine rağmen yemesinden, içmesinden, uykusundan olmamış gibi, yaşadığı olay her gün gözünün önünde canlanıp durmamış gibi, savaştan etkilenen yazar Salinger gibi kendini insanlardan soyutlamamış gibi saldırı, savaş ve şiddet devam ediyor. Hem de kronikleşmiş bir zorbalıkla, çoluğa çocuğa bile acımasız bir tutumla. Fiziksel ve ruhsal, maddi ve manevi pek çok zaiyata sebep olan İsrail’in daha bundan 70 yıl önce atalarına yönelik yapılan soykırım bile onları durduramamakta.

Psikoloji, insan davranışını açıklamak için pek çok kavram ortaya koyar. Mesela bir insanın alkolik olma sebebi, hayatında baş etmekte güçlük yaşadığı bir takım olaylarla baş etmek için geliştirildiği bir yöntem olabiliyor. Kişinin acıları her ne kadar dayanılmazsa da alkol kullanmak doğru ve iyi bir baş etme yöntemi sayılamaz. Çünkü bir başkasına veya kendine zarar verme riski oluşur. İsrail’in Filistin’e yaşattığı acıları bu baş etme mekanizmasıyla ele alacak olursak daha önce atalarına yönelik soykırımla baş etmek için onların da Filistin halkına zulmettiği akla gelebilir. Fakat bu baş etme yöntemi Filistinli kadınların, çocukların, gençlerin hayatlarına mal oluyor. Acılarla acı çektirerek baş edilmez. Bu baş etme yöntemi mağduru cani yapar. Yıllarca Yahudi ırkının ne kadar acı çektiğine dair yüzlerce film yapıldı hala da yapılıyor. Acı çekene duyulan sempati, gösterilen müsamaha tam 50 yıldır İsrail’in Filistin’i işgalini haklı göstermeye aracılık ediyor.

Şimdi ise öncelik, Filistinlilerin can ve mal güvenliğini sağlamak ve temel ihtiyaçlarını karşılamak ve ardından hayatta kalanların ruhlarında oluşacak büyük yaraları bir an önce sarmak olmalıdır. Bu yaraların iyileşmesi için yalnızca müslümanların değil diğer dinlere mensup tüm insanların, sadece Arapların değil tüm ırkların hep beraber karşı durması gerekiyor. Öncelikli olarak can ve mal güvenliğinin sağlanması gerekiyor. Bu güvenliği sağlamaya gücü yetecek bir çok devlet var. İsrail kendi isteği ile kesmiyorsa onu saldırılarını kesmeye mecbur bırakacak pek çok oluşum var. Sonrasında yaşanan acılar sebebiyle etkilenen, etkilenmeye devam eden ve etkilenecek olan tüm insanların artık çok daha iyi tanınan travmanın etkilerine karşı destek alması gerekiyor. Belki okyanusta bir çırpınış bile olsa ben ve benim gibi düşündüğünü umduğum pek çok ruh sağlığı çalışanı yüz yüze veya çevirim içi destek vermeye hazır. İnsanlığımızın daha fazla yitirilmesine karşı koyabilmek için herkesin elinden geleni yapması gerektiğine inanıyorum. Bu sorumluluğu üstlenmek için elimden geldiğince tüm insanlığı davet etmeye devam edeceğim.

Seda Nur Bilici

İZDİHAM