Osman Konuk şiirine ilişkin 10 kavram

Şiiri bir ‘eylem’ olarak görür Konuk, insan eylemliliğinin bir hâli olarak. İnsanın ‘daha insan’ olması için bu yönde bir hareket.

“Tehlikeli belkinin filozofuyum” diyen Nietzsche’ydi. O da “İtiraz etmeyeceksek niye şiir yazalım ki?” diye sordu. Öyle ya, “memnuniyet ve rıza duygusuyla, fikriyle şiir yazılmaz”dı. Yazanlar olmuştu gerçi, belki uzak şairlerdi onlar, “Benden zarar gelmez kovanındaki arıya” diye “Memnuniyet” bildiren Rüştü Onur, sonra onun gençlik arkadaşı, hep genç kalanlardan, Muzaffer Tayyip Uslu, ‘beyaz duyguların şairi’ Ziya Osman Saba, hatta bu duygularla yazmakta olanlar da var… Osman Konuk, Furkan Çalışkan’ın sorusuna verdiği yanıtta, “Evet, Nietzsche’ye açık bir gönderme var. Çünkü Nietzsche, bütün modern Batı fikriyatının dışına ve üstüne çıkabilen tek filozof şair” diyor. Ondan ‘felsefi hakikatlar değil’ ama ‘bir düşünme yöntemi’ öğrenmiştir.

‘Tuhaf sorular’ın şairi Osman Konuk, öyleyse tuhaf cevapların şairi değil. Tuhaf sorulara, yerinde, iyi, doğru, daha da doğrusu gerekli cevaplar vermek gerekir çünkü. Bu tuhaf sorular da hakikaten tuhaf: “Hayatımız tehlikede ama asıl tehlike bu değil. Bir hayatımız olup olmadığı. Yani bu hikâyenin gerçekten nesnel bir karşılığı var mı? Elde ettiğimiz şıklık ve güvenlik, feda ettiğimiz rüküşlük ve tehlikeye değer mi? Böyle tuhaf sorular diyelim.” (Sıfır İroni, Osman Konuk, 160. Kilometre)

Benim de Osman Konuk şiiri ve şiirleri hakkında, belki bir bölümü tuhaf karşılanabilecek kimi düşüncelerim var. Bu yazı da o düşünceleri paylaşmak için.

Yeni Lirizm: Şiiri lirik değil, zaten lirik şiir de ona göre değil. Fakat “Şiiriyet cehennemdir” savıyla, “Şiiriyet ‘lirizm’ karşılığı kullanılıyor. Lirizmde de çok sığ, indirgemeci bir anlayış hakim. Lirizm yok, lirizmler var” diyen de o. Belki onun yazdıkları da ‘yeni lirizm’e dâhildir. Ne de olsa Osman Konuk, Tehlikeli Belki’lerin şairidir. (Belki ‘yeni’den hareketle, imgesiz görünen şiiri için de ‘yeni imge’den söz edebiliriz. Edebiliriz etmesine de, “gerçeğin ayartıcılığının, şiirsel baştan çıkarıcılığının, albenisinin yerini hiçbir imgecilik tutamaz” diyenin de yine bu şiirin şairi olduğunu unutmadan elbette.)

Konuşma Şiiri: Konuk şiiri için ‘konuşma şiiri’ de deniliyor, ama aynı zamanda ‘okura değil muhatabına’ yazdığını da hatırlamak gerekiyor. Muhatabını bulamazsa konuşma şiiri denilen şey, ‘susmanın şiiri’ne de dönüşebilir. Çünkü aynı zamanda ‘susma hakkı’nı da her an kullanabilecek bir şiir bu. Vaktiyle hayli kullanmış bir şiir de. Beyaz Savunma örneğin, “hiçbir şeyden emin, temiz ve rahat olamayan bir karakterin, ‘okura değil muhataba’ şiiri”dir.

İkinci Yeni’nin Belirmesi: İlk kitabı Seni Yalnız Ben Anlarım‘daki (Üç Çiçek Yayınları, 1982) kimi şiirler, örneğin “Kötülük” şiiri, “Garip şiiri içinde İkinci Yeni’nin belirmesi” gibi oluyor, öyle bir hissiyatı var. 1979-82 arası üç yılın şiirlerini içeren bu kitapta, dönemin başat ya da yaygın söyleyişine yakın söyleyişler de var kuşkusuz. O dönemin ortak sözcüklerine de rastlanıyor şiirlerde. “Kötülük” şiirinin girişiyle açalım bu söylediklerimizi: “Tarihi kurcalarken hep kendi fotoğraflarıma rastlıyorum/ silinmiş yüzümün boyaları, sularım yıkık/ hiçbir takvimde işaretlenmiş bir günüm yok” dizeleriyle ‘klasik’ bir ‘80 Şiiri ‘açılış’ı yapan şiirde birdenbire, daha yeni, adeta yepyeni dizeler boy gösteriyor: “el yordamıyla gülüyorum/ güldükçe borçlarım çoğalıyor dünyaya”. “Garip şiiri içinde İkinci Yeni’nin belirmesi’ne benzer bir durum. Cemal Süreya’nın “Gül” şiiri için Mehmet H. Doğan’ın yaptığı yorumlara benzedi benim yorumum da.

Konuk Odası: İlginç bir şiir, “Kötülük”. Haberci bir şiir. Hem geride bıraktıklarını, bırakacaklarını hem de gelecekte yazacaklarını bu şiirle haber veriyor; adeta kayıt altına alıyor şair. Öte yandan, Osman Konuk’un başka şairleri, onların seslerini, söyleyişlerini, edalarını en çok ağırladığı ama en çok da kendisi olmaya yöneldiği, uğraştığı bir şiir. Misafir odası gibi ya da soyadından mülhem ‘Konuk odası’ gibi bir şiir. Bu odadaki ağırlamanın ardındaysa sessiz, zarif ama müthiş bir çarpışma cereyan ediyor. Bu arada, “unuttun okumayı dünyada ne yazıyor” gibi çarpıcı dizeler de var.

Anlam Sürekliliği: Yine ilk kitabındaki “Melekleri Bekletme” şiirinde geçen “Nasıl yaşanır ona uğraşıyoruz/ Balık, balığın karnındaki yunus ve ben” dizesi, sözcük değiştirerek ama anlam değiştirmeden, yani bir anlam sürekliliği içinde sonraki kitaplarında da sürüyor. Oradaki “balığın karnındaki yunus”, şimdi “çağın karnındaki insan”dır ya da ‘modern hayatın yutmaya, parçalamaya, öğütmeye çalıştığı herkes’. Bunu da şu sözlerle dile getirir zaten: “Şiir kesinlikle bir şey anlatır. O kadar anlatır ki, en çok şiirde ‘mesaj’ şiirin topyekûn kendisidir. Şiir yazıyorsak ayrıca bir şeyi anlatmaya gerek yok!”

Kadıköy Gençlik Kitabevi'nde Üç Çiçek Yayınları'nın ilk imza günü, 1984. Soldan sağa: Adnan Özer, Osman Konuk, Erdal Alova, Süleyman Yağız
Gençlik Kitabevi’nde Üç Çiçek Yayınları’nın ilk imza günü, 1984. Soldan sağa: Adnan Özer, Osman Konuk, Erdal Alova, Süleyman Yağız

Beşeri Bir Durum: Şiiri ‘beşeri’ bir durum olarak gördüğü için, kendisi görünür olmasa da şiiri görünür bir şair olarak ve bazen de başkalarının yerine yazmanın kaçınılmazlığını yahut zorunluluğunu bildiği için, örneğin “Melekleri Bekletme” şiirini, ve sonra bazı şiirleri, yalnızca yazamayanların değil, hatta şairlerin de yerine yazmıştır Konuk. ‘Kolektif bir ruhun temsili’ de bunu gerektirir çünkü. Bütün insanlık adına da üstelik. Sıfır İroni’de net olarak belirtir bunu: “Başkalarının yerine konuşmak poetik değil, beşeri bir meseledir. Bazen şair, yazar konuşma imkânından mahrum olanlar ya da konuşmamayı seçenler adına da söz alabilir. Beşeri durum. Şiirin beşeri duruma ilişkin olmaması düşünülemeyeceğine göre…” der ve sürdürür: “Şairin yeteneği kendi kişisel hikâyesinden hareketle beşeri sonuçlara yükselebilmesiyle de anlaşılabilir.”

‘Gizli Manifesto’: Bu şiir, insanlık adına ‘kolektif bir ruh’un temsiliyse, ‘80’li yıllarda genç olan, şair olan, olmayan herkesin bir ‘gizli manifesto’su olarak da değerlendirilebilir, okunabilir. Konuk içinde yer aldığı ve kendisini bazı kuşakdaşlarıyla beraber ‘gizli 80’ler’ olarak gördüğü ’80 Kuşağı’ için de şunları diyecektir: “Star şairi yok, belki o dönem kapandı, ama sağlam normlara sahipler ve belki de bu yüzden şiirleri birbirine benziyor. Belki de modern Türk şiiri artık isimler üzerinden değil, ama güçlü ölçüler üzerinden yürüyecek!”

Gerçek Gücüyle Yazmak: Osman Konuk’un şiiri ‘doğal’dır. “Hayal gücüyle değil, gerçek gücüyle yazıyorum” demiştir ki, bunu hemen her zaman ‘hayat gücü’ olarak da düşünebiliriz. Aktüel olan, yani güncel olan gerçek, onun şiirine öyle örneklerle girer ki, şairin zaten ayrıca eleştiri yapmasına gerek kalmaz. Çünkü şiirdeki kimi gözlemler, görüntüler, sözler, söylemler, izlenimler, o bünyenin kendisinde mevcut kötülük, bozukluk, fenalık gibi olumsuzlukları taşır: Böyle bir şiirde ‘coca cola’ geçiyorsa sözgelimi, bilinir ki o iyi olmayan şeyler adına vardır bu şiirde.

Osman Konuk

Bazı şeylerin, özellikle de zaten birer eleştiri nesnesi olarak göz önünde duran ve bulunan kimi şeylerin de bu şiirde yer alması ne kadar ‘doğal’sa, Osman Konuk’un bunları alarak, modernin kalbine yine modern bir şey olan şiirle saldırması da o kadar ‘doğal’dır. Şiirin ondaki tanımlarından biri de bir direnme biçimi olmasıdır. Konuk’un ‘modern şiir’ tanımına bakarak da anlayabiliriz bunu: “Modern şiir, modernin kalbine daha modern bir şeyle saldırmaktır ve saldırdığın kendinden başkası değildir.” Öte yandan ‘moderni kendi silahıyla vurmak’tan da söz eder Konuk ve o silahlarla ilgili şu düşünceleri geliştirir. Sözgelimi ‘tweet’in yeni bir edebiyat türü olabileceğini düşünür: ”İyi bir tweeti kötü bir şiire tercih ederim.”, “e-kitap için yayın teknolojisini destekliyorum.” Bu düşüncelerine katılıyorum ama şu düşüncesine değil: “Kâğıt uygarlığı ömrünü tamamladı. Tamamlaması da gerekiyordu bence. Tarihsel alışkanlıkları, nesneleri kutsallaştırmanın anlamı yok.”

Daha İnsan Olmak: Şiiri bir ‘eylem’ olarak görür Konuk, insan eylemliliğinin bir hâli olarak. İnsanın ‘daha insan’ olması için bu yönde bir hareket. ‘İnsanın daha insan olması’ ise, kendine gelmesi, daha doğrusu ‘kendine gitmesi’dir. Ona göre, “Şiiri tercih etmek, iyi bir insanı tercih etmeye çok benzer. Çünkü şiir insanı daha insan yapar.” ‘Daha insan’dan kastıysa şudur: “Belki şiir, etimiz, kanımız, ruhumuzla bir zamanlar olduğumuza inanmaktan hoşlandığımız ‘tamlık hissi’ne yaklaştırır. Belki yaratılışa ait bir eksiklik. Bize kim olduğumuzu söyleyen bir bilgi değil şiirin sağladığı. Ama belki kim olmadığımız hakkında konuşmayı mümkün kılar.”

Sade Gerçeklik: Osman Konuk şiirinin ‘iyiliği’ne dair pek çok kanıt var. Bunlardan biri de zorlama hissi duyurmaması, böyle bir duygu yaşatmaması. Konuşur gibi doğal bir biçimde yazması ve yine aynı doğallık içinde susması. Ve tabii, gerçekliği sade bir törenle karşılaması, ağırlaması. ‘Sade Gerçeklik’ ilk şiirlerinde daha belirgindir. ‘Yani bir daha hiç öyle olamayacağı mükemmel tamlık hissi.’ Osman Konuk da ‘gerçeği, yalnızca gerçeği söyleyeceğime yemin ediyorum’ demiş ve şiir üzerine de yemin etmiş bir şair gibi. Tehlikeli Belki, ‘aşırı gerçekçi’ bir kitap. Öte yandan sık gündeme getirilen ‘şiir- hakikat’ ilişkisine dair çok farklı bir düşüncesi var: “Hakikattan bahseden şairlere hep şüpheyle bakıyorum” diyor, “Hakikatın şiire ihtiyacı yok. Tanrı’nın da. Şiir, biz fâni dünyalıların meselesi.”

Şimdiki gençlerin dediği gibi, ‘aynen’.

Haydar Ergülen, t24

İZDİHAM

izdiham dergi 42. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın