Nathaniel Hawthorne, Rappaccini’nin Kızı

Giovanni o gün kendisine hitaben yazılmış bir tavsiye mektubu getirdiği, üniversitedeki tıp profesörlerinden Sinyor Pietro Baglioni’ye bir nezaket ziyaretinde bulundu. Profesör ilk bakışta çok zeki olduğu belli, yaşlıca biriydi ve anlaşılan epeyce neşeli bir karaktere sahipti, genç adamı yemeğe alıkoyarak özellikle bir sürahi Toskana şarabıyla ortam iyice ısınınca her telden çalan sohbetinin canlılığıyla üzerinde pek hoş bir izlenim yarattı. Aynı kentte yaşayan bilim adamlarının birbirlerinden mutlaka haberdar olacaklarını tahmin eden Giovanni bir fırsat bulup Doktor Rappaccini’den söz etti. Ama profesör, genç adamın beklentisinin aksine, pek de coşkulu bir yürekle tepki vermedi.

Giovanni’nin sorusunu yanıtlarken, “Kutsal tıp sanatının eğitimcilerinden biri olarak,” diye başladı Profesör Pietro Baglioni, “Rappaccini gibi üstün yeteneklerle donatılmış bir doktor hakkında gerçekten hak ettiği övgü dolu sözleri söylememek hastalıklı bir davranış olur. Ama öte yandan da sizin gibi bir genç var karşımda; izin verirseniz sorunuza vicdanımın emirlerine uyarak cevap vereceğim. Eski bir dostumun oğlusunuz, Sinyor Giovanni; ileride bir gün yaşamanıza ya da ölmenize karar verme şansını ele geçirmesi pek muhtemel biri hakkında yanlış fikirler edinmenizi istemem. Gerçek şudur ki, saygıdeğer doktorumuz Rappaccini alanımızın Padua’da ya da İtalya’da bulunan – belki bir istisna hariç – diğer mensupları kadar mükemmel bilimsel donanıma sahiptir. Fakat kendisinin profesyonel kişiliği konusunda vahim kuşkular vardır.”

” Nedir onlar?” diye sordu genç adam. Profesör gülerek, “Dostum Giovanni’nin yüreğinde ya da bedeninde bir dert mi var ki, doktor konusunda sorgu sual ediyor?” dedi. “Rappaccini’ye gelince… Bilindiği kadarıyla – onu iyi tanıyan biri olarak tüm söylenenlere katılıyorum – insanlardan çok bilimsel çalışmalarına önem verir. Hastaları onun gözünde yalnızca yeni bir deneyim malzemesi olarak önem taşırlar. Elde etmiş olduğu bilgiye bir nebzecik yararı dokunacaksa, kendininki dahil, tüm insanların hayatını, hatta en sevdiği kişileri bile feda edebilir.”

“Rappaccini’nin yalnızca bilgisini sergileyen, soğuk tavırlarını aklından geçirerek “Şahsen ben de berbat bir adam olduğu kanısındayım,” diye fikrini açıkladı Guasconti. “Yine de, saygıdeğer profesör, sizce soylu bir ruh sayılmaz mı? Kendini bilim sevdasına bu denli adayabilecek çok sayıda insan tanıyor musunuz?

“Tanrı korusun! İyi ki tanımıyorum,” diye yanıtladı profesör. “Tanısaydım bile onlar en azından tedavi konusunda Rappaccini’nin benimsediği yöntemlerle çalışıyor olmazlardı. Onun kuramına göre tıbbın bütün maharetleri bizlerin bitkisel zehirler olarak adlandırdığımız maddelerde gizliymiş. Onları kendi elleriyle dikiyor, yetiştiriyor ve hatta doğanın yarattıklarından çok daha korkunç zararlar verebilecek, bu eğitimli insanın yardımı olmasa yerkabuğunda yetişmesi mümkün olmayacak türler ürettiği de söyleniyor. Sayın sinyor doktorumuzun böylesine tehlikeli maddeleri kullanarak tahmin edilenden daha az fesatlık yaptığı da inkâr edilemez. Kabul etmek gerekir ki, zaman zaman mükemmel sonuçlar aldı, en azından öyle kabul edildi. Yine de Sinyor Giovanni, fikrimi sorarsanız, sözü edilen – büyük ihtimalle şans eseri kazanılmış – başarılarına fazla önem vermemek gerek; asıl dikkate alınması gereken işlerinin genelini oluşturan başarısızlıklarıdır.”

Genç adam Baglioni ile Rappaccini arasında nicedir sürüp giden profesyonel bir kavga olduğunu ve bu kavganın genelde Rappaccini’den yan geliştiğini bilseydi herhalde profesörün fikirlerini ona göre dinlerdi. Okurumuz bu konuya meraklıysa her iki tarafın kaleme almış olduğu, birbirlerine kara çalan mektupların Padua Üniversitesi Tıp Fakültesinde saklandığını bilgi olarak verelim.

Rappaccini’nin bilimsel yeteneği hakkında söylenenleri düşündükten sonra Giovanni, “Bilmediğimi kabul ediyorum, aslında…” diye başladı. “Bu doktorun sanatına ne denli değer verdiğini gerçekten bilmiyorum ama onun için çok değerli bir şeyin var olduğuna eminim. Bir kızı var.”

Profesör gülerek, “İşte!” diye bağırdı. “Dostumuz Giovanni’nin sırrı ortaya çıktı şimdi! Bütün Padualı delikanlıların aklını başından almış olan ama topu topu birkaç tanesinin görme şansını yakalayabildiği şu kızı siz de duydunuz demek. Sinyora Beatrice hakkında ben de pek az bilgi sahibiyim, bildiğim kadarıyla Rappaccini’nin kendi bilimsel donanımını kızına çok iyi aktardığı ve bu hanımın genç, güzel olmakla kalmayıp bir profesörün koltuğuna oturabilecek derecede nitelikli biri olduğu söylenir. Sanırım babası onu benim yerime yetiştiriyor. Başka dedikodular da var ama hepsi saçma, konuşmaya da kulak asmaya da değmez. Haydi, Sinyor Giovanni, bakın kadehinizdeki Lacryma henüz bitmemiş… Bitirsenize!”

Nathaniel Hawthorne, Rappaccini’nin Kızı

İZDİHAM

İzdiham’ın 45. Sayısı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.
Unutamayacağınız bir sayıyla karşınızdayız.

Edebiyat, edebiyatçılara bırakılmayacak kadar ciddi bir meseledir diyen İzdiham’ın 45. Sayısı çıktı.

İlk sayısından itibaren özgün bir tavırla halkın nabzını tutan ve hayatın içinden sesleri sayfalarına taşıyan İzdiham Dergisi 45. Sayısıyla da tüm dünyanın içinde bulunduğu bir tabloya kapağında yer verdi. Türkiye Günlük İnsanlık Endeksi tablosuyla son yaşananlara apayrı bir pencereden bakan İzdiham Dergisi arka kapak tasarımında da yine bir insanlık tablosuyla karşımıza çıktı.

 ‘Artık eskisi kadar yakın olamayız’ temalı İzdiham Dergisinin 45. Sayısında Özer Turan, Rümeysa Kocaman, Gökhan Özcan, Ali Ayçil, Abdullah Harmancı, Güven Adıgüzel, Mehmet Narlı, Bülent Parlak, Seda Nur Bilici, Bekir Şamil Potur, Emine Şimşek, Sümeyye Özbay, Adem Maksatsız, Nurdal Durmuş, Esma Koç, Yaşar Ercan, Ahmet Aslan, Halil Ecer, Ahmet Can, Turan Karataş, Selahattin Yusuf, Onur Bayrak, Berat Karataş, Enes Aras, Gökçe Yüksel, Muhammed Güleroğlu, Mehmet Ercan, Yasin Kara, Hüseyin Hakan, Dilek Kartal gibi edebiyat camiasının önemli isimlerinin yazmış olduğu içerikte kapak kadar çarpıcı metinlere yer veriliyor.

Bir Cevap Yazın