Mustafa Toprak, L

Yaşamak uğultusu dolaşıyordu geride bıraktığı her gölgesinde. Adımlarını geri attı halbuki gönlünden koşan sevinçler çoktan boynuna sarılmıştı. Hissettiği ne varsa saklamayı öğretmişlerdi. Sevdiğini bile başkalarının anlamayacağı yöntemlerle yaşamayı alışkanlık haline getirmişti. Oysa uykusunun en derin yerinde sıçrayarak uyandığı sebebin tam karşısındaydı. Ufacık gülümsemesiyle karşısında mahvoluşunu izlediği sevdiğine korkusuz bir sevgi sunmaktan mahrumdu. Korkmayı en huzurlu anlarına saklamayı öğütlemişlerdi. Huzurlu olduğunda en büyük korkunun eşiğinde olduğunu hatırla demişlerdi. Sevebilecek gücün varsa kaçma provalarını çoktan yapmış olmalısın demişlerdi. Kimsesiz bir hatıran olsun ki geçmişinde bile yalnız kalabil diye öğütlemişlerdi.

Huysuz değildi, kalbi pamuk şekercinin pembesine benziyordu. Gözlerinin ne anlama geldiğinden haberi yoktu. Karşısında olanın görüş mesafesinden uzaklaşıp kalp aralığından gözetlemeyi tercih ediyordu. Yalnızlığının içinde bir yalnızlığı daha vardı. Yalnızken yanına yaklaşanlardan kaçmak için gizli yalnızlığına bir tünel kazmıştı. Aslında onun kalbine yaklaşanlar onun ilk yalnızlığında oyalanıyorlardı. Kararsız adımlarının ötesinde kendine ait bir özgüven oluşturmuştu. Korku özgüveni, saklanma tutkusu.

Her defasında birilerine şans veriyordu fakat kendisi baştan şansını kaybetmeyi aklına koymuştu. Gönlünde olanın ömründe olmayacağını çoktan öğrenmişti. Günlerin geçişine de tahammülü yoktu. Hayat yalnızlığın korku çeperini bazıları için çiçekten örüyordu fakat hiç çiçeğe denk gelmeden solanlardan kimsenin haberi yoktu. Hayatın acımasızlığı önüne kattığı insanları bir yerde kenara atıyordu. Bazıları ise bu sürüklenmenin nereye varacağını bile tahmin edemiyordu. Keşke bir duvar olsa da çarpıp bu sürüklenmenin ölüme armağan edilişine şahit olsak diye iç geçiriyorlardı.

Kendine güvendiği gün sebepsiz yere ağlamaya başlayacağını düşünüyordu. Karanlıklar içinden çıkıp gelecek bir zifiri umut gibiydi onun hayali. En ufak parıltı bile heyecansızlığına kaçacağı yeni bir yol oluyordu. Sebepsizliği kendinden başlatıyordu, kimsede sebep aramadan kendi kuytusunda güvensizliğini tazeliyordu. Hayat umut etmek için çok uzundu. Umut etmek bir anı hatırlamak gibi kısa olmalıydı. Mutluluklarını say desen bir çırpıda bitiverecek insanların umudu, hayatı kapsamaya yetecek solukta değildi. Mutsuz olacak kadar mutlu olmamıştı. Kendine küstüğünde içindeki yalnızlıkla barıştı. Küflenmiş bir sessizliğin içinde, kahrolmak için yeterli bir ölüm bulamamıştı henüz.

Mustafa Toprak

İZDİHAM

İzdiham’ın 45. Sayısı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.
Unutamayacağınız bir sayıyla karşınızdayız.

Edebiyat, edebiyatçılara bırakılmayacak kadar ciddi bir meseledir diyen İzdiham’ın 45. Sayısı çıktı.

İlk sayısından itibaren özgün bir tavırla halkın nabzını tutan ve hayatın içinden sesleri sayfalarına taşıyan İzdiham Dergisi 45. Sayısıyla da tüm dünyanın içinde bulunduğu bir tabloya kapağında yer verdi. Türkiye Günlük İnsanlık Endeksi tablosuyla son yaşananlara apayrı bir pencereden bakan İzdiham Dergisi arka kapak tasarımında da yine bir insanlık tablosuyla karşımıza çıktı.

 ‘Artık eskisi kadar yakın olamayız’ temalı İzdiham Dergisinin 45. Sayısında Özer Turan, Rümeysa Kocaman, Gökhan Özcan, Ali Ayçil, Abdullah Harmancı, Güven Adıgüzel, Mehmet Narlı, Bülent Parlak, Seda Nur Bilici, Bekir Şamil Potur, Emine Şimşek, Sümeyye Özbay, Adem Maksatsız, Nurdal Durmuş, Esma Koç, Yaşar Ercan, Ahmet Aslan, Halil Ecer, Ahmet Can, Turan Karataş, Selahattin Yusuf, Onur Bayrak, Berat Karataş, Enes Aras, Gökçe Yüksel, Muhammed Güleroğlu, Mehmet Ercan, Yasin Kara, Hüseyin Hakan, Dilek Kartal gibi edebiyat camiasının önemli isimlerinin yazmış olduğu içerikte kapak kadar çarpıcı metinlere yer veriliyor.

Bir Cevap Yazın