İzdiham’dan Yeni Kitap; “Şairane Hayatlar”

İşte size tanınmış sekiz şairimizin hayatlarından renkli kesitler sunan şiir tadında, süt kıvamında, başlayınca bir çırpıda okuyacağınız zarif bir kitap. Daha önce de buna benzer biyografik eserler okumuşsunuzdur fakat bu kitap, ele aldığı her sanatçıyı bir deneme tazeliğiyle işlemesi ve konuya bir estetik boyut kazandırmasıyla diğerlerinden ayrılıyor. Onun için de “Şairane Hayatlar” diye adlandırılmış.

Saliha Büşra Konaktaş bu eserinde konu edindiği sanatçıların, kendilerinin veya yakınlarının anılarından da yararlanarak işin mutfağına kapı aralıyor; sanat eserinin oluştuğu mahrem alana ışık tutuyor. Arılar da bal yaparken açıkta çalışmazlar; ince bir mum tabakasıyla kapatırlar kovanın her yanını. Sanat eserinin doğuşu da böyle bir gizlilik ve mahremiyet içinde oluyor. Yani işin metafizik bir boyutu var. Sanatçılar bu dramatik süreci herkesle paylaşmak istemezler tabii. Bu doğum sancısı sürecinde gâh mutlu, gâh acılı anlar yaşanır.

“Kelimeler gözlerimde bir avuç kum,
Çıkarıyorum,

Şiir oluyor!..” demişim bir şiirimde. Bu teşbih bize hemen incinin oluşumu sırasında bir midyenin çektiği çileyi hatırlatıyor. Bilirsiniz, midyeler denizde bir kaya yüzeyine tutunarak yaşayan hareketsiz, koloniyel canlılardır. Bir gün, bu koloninin yakınından geçen bir gemi veya ağını denize atan bir balıkçının hareketiyle savrulan kum taneciklerinden biri midyenin karnına, o pembe sinesine saplanıveriyor. Garibin eli kolu yok ki çıkarıp atsın… Bu acıyı dindirmek, bu kum tanesini kalvenize etmek için şeffaf bir sıvı salgılıyor. Fakat bu salgı bir kere başlayınca bir daha durmuyor. Her ay bir mikron kalınlaştırarak kum tanesini kalvenize etmeye devam ediyor. Sonunda bilmem kaç milimetrelik şahane bir inci oluyor. Tesadüf bu ya, bir gün bir inci avcısı bu midyeye rastlıyor ve sevincinden bayram ediyor.

Ama o kuyumcu dükkânlarının vitrinlerini süsleyen ve nice güzel kızlara, gelinlere kolye, küpe, gerdanlık olan incinin doğması için midyenin çektiği çileyi çok azımız hatırlarız. İşte Saliha Büşra bu kitabıyla bize midyenin, yani sanatçıların çektiği çileyi hatırlatıyor.

Rahmetli Orhan Veli’nin Yaprak dergisini çıkarırken tıkanıp bir sayının masrafını karşılamak için paltosunu satması; bir gece karanlığında Ankara sokaklarında yürürken belediyenin ihmali yüzünden açık kalan bir çukura düşerek hayatını kaybetmesi; yokluk içinde öldüğünde cebinden 28 kuruş, evet sadece yirmi sekiz kuruş çıkması, ancak bir “midye metaforuyla” anlatılabilir…

Yunus Emre’nin Dertli Dolap şiirinde kolu kanadı kırılarak dolaba lâyık görülen ağaç; Mevlânâ’nın Mesnevi’sinde sulaktan koparıldıktan sonra bağrı delik deşik edilerek neye dönüşen kamış; Veysel’in şiirinde bahçede dut iken dalına konan bülbülde dil öğrenen ve böylece saz olan nağmekâr dut ağacı; hep bu dünya gurbetine düşmüş insanı temsil eder. Ama sıradan, gamsız insanı değil, biraz yaralı, biraz duyarlı, biraz bağrında ateş olan, gönül ehli, delikanlı insanı, başkalarının derdiyle dertlenen insanı… İşte iyi sanatçılar, ermişler bu zümredendir. Yoksa kavak ağacından kaval, söğüt ağacından saz olmaz; olsa da ötmez. Onun için Mevlânâ;

“Bir ateştir yel değildir ney sesi,

Kim ateşsizdir yok olsun böylesi” derken bu duyarlı insanları arıyor ve böyle bir terbiyeyi öğütlüyor. Bu kitaba konu olan şairler de dramatik hayat sahneleriyle bizi bir nebze de olsa sanatçı mizaçlarla tanıştırıyor. Bu tanışlık o şairlerin şiirlerini daha duyarak okumamızı sağlayacaktır ve “Şairane Hayatlar” kılavuz kitaplar arasında yerini alacaktır.

Ali Akbaş

İZDİHAM

Eğer yeni bir şey başlatmak istiyorsanız her şeyi unutmak gerek. İzdiham yepyeni bir heyecan, tasarım, içerik ve estetik ile okurlarının karşısına geçiyor.

Türkiye’de yeni bir dergicilik anlayışının öncüsü olacak bir çalışma ile İzdiham bütün heyecanını ve her şeyi en iyi şekilde yapma düşüncesini bütün sayfalarına taşımış. izdiham dergi 41. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.



.

Bir Cevap Yazın