Hüseyin Ahmet Çelik’le Röportaj Yaptık

HÜSEYİN AHMET ÇELİK: 1990 yılında Adana’da doğdu. Ortaöğrenimini Adana Erkek Lisesi’nde tamamladı. Türkçe Öğretmenliği ve Medya-İletişim okudu. Yazıları lise yıllarında Gerçek Hayat’ın Teneffüs sayfasında yayımlandı. Öyküleri ile İtibar, Müdahale, Aşkar, Dil ve Edebiyat, Fayrap, Yediiklim, Berhava, Şehrengiz gibi dergilerde yer aldı. Berhava öykü dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. Ayraç ve Siyah Sanat’ın yayın kurulunda bulundu. İlk kitabı “Sevinebilirsin Suâda İşte Yalnızız” Ocak 2018’de İz yayıncılıktan çıktı. Evli ve İstanbul’da yaşıyor.

İzdiham: Niçin yazıyorsunuz?
Yazmaya çok küçük yaşlarda başladım. Henüz niçin yazmak gerektiğini akıl edemeyecek yaşlarda. Okulda, sıranın üzerine arabesk bir şarkıdan savruk bir mısra kazımıştı bir arkadaşım. Sıranın delik deşik olmuş yüzüne bakarken, aslında orada başka bir şeyler ararken buldum kendimi. Yazma fikri ya da hevesi ya da isteği o an harekete geçti sanıyorum. İlla ki yıllar içinde okumaya ve yazmaya bazı anlamlar eşliğinde bakmaya başladım fakat başlangıçta, bir sıranın yüzüne kazınmış kırık dökük kelimeler vardı.

İzdiham: Yalnız olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Yalnız olduğumuzu söyler dururuz fakat yanı başımızda nice güzel insan vardır, dostlarla çevrilidir hayatımız. Yine de ısrarla yalnızlık duygusuna kapılırız. Galiba en çok da, anlaşılmadığımızı düşündüğümüzde yalnız olduğumuz hissi gelip oturur zihnimize. Yalnızlıktan şikâyet etmem, bir kenara çekilip ıssız bir hayat sürmeyi olağandışı görmem ama yine de yalnız olduğumu söyleyemem. Yalnızlığı gerçek manada yaşayanlar, zaten böyle bir soruya da muhatap olmamışlardır.

İzdiham: Edebiyat delilik midir?
Aklın delilik suyuna batırılmış halidir.

İzdiham: Sizi özetleyen en iyi cümle nedir?
“Bir mitoloji kahramanı değilsen, gerçeksen, yorgunsan…”

İzdiham: Sizi yazmak mı daha çok heyecanlandırıyor; yoksa eserlerinizin okunması mı?
Bu ikisini ayırarak düşünmeye başladığımda, gerçekten olmak istediğim yerde olacağım galiba.

İzdiham: Yeni bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz?
İlk kitabımı yakın zamanda yayımladım. Ne mutluluğu, ne şaşkınlığı, ne telaşı henüz bitmiş değil. Sonrası nasip.

İzdiham: Derin sularda yüzmek mi; yoksa beş yıldızlı bir otelin havuzu mu?
Boyunu aşan suya girme derdi ağabeyim, çocukken. Sonra gider, Taş Köprü’den Seyhan Nehri’ne atlardı gözümün önünde. Soru muhtemelen başka bir şeyi soruyor ama sularla aram pek iyi olmamıştır. Hâsılı, ne derin sular, ne beş yıldızlı bir otel havuzu.

İzdiham: Yürümek mi makam aracı mı?
Yürümeyi severim. Kendimle baş başa kalırım yürürken. Kendimle konuşurum, şarkı mırıldanır, ezberimden şiirler okurum. Kendime söyleyeceklerim bitmediyse, şiirim yarım kalacaksa yolumu uzatırım. Bazen konuşmama el kol hareketlerim de katılır, dışardan bakanlar için tuhaf bir görüntü sergileyebilirim. Çocukluğumu geçirdiğim “Dervişler” mahallesinde bir meczup vardı. Bir gün ben böyle kendimle konuşur halde yürürken karşılaşmıştık ve bana bakıp gülmüştü. Beni meczup sanmış olabilir. Makam aracında böyle bir konfor olduğunu zannetmiyorum.

İzdiham: Boş zamanınız var mı?
Var ve bir türlü dolduramıyorum.

İzdiham: Size sorulduğunda en nefret ettiğiniz soru hangisidir?
Nefret edeceğim sorular soran insanlardan uzak durmaya çalışıyorum.

İzdiham: En sık kullandığınız kelime hangisi?
Galiba.

İzdiham: Kıskandığınız bir yazar var mı?
Kıskanmak demeyelim de yerinde olmayı istemek diyelim. Var elbet. Hem de çok. Zaman zaman değişiklik gösterebiliyor. Bu aralar Stefan Zweig.

İzdiham: Nobel edebiyat ödülü sizin için ne ifade ediyor?
Liseye gidiyordum. Annem hastanede yatıyordu. Okuldan çıkıp annemin yanına gidiyordum refakatçi olarak. Rüyamda gazete aldığımı görmüştüm. O güne kadar gazete okuma alışkanlığım var mıydı yok muydu, hatırlamıyorum. Hastane kantininden aldığım gazetenin neredeyse tüm köşe yazıları Orhan Pamuk adında bir Türk’ün Nobel edebiyat ödülünü alması üzerineydi. Nobel deyinde aklıma hep bunlar gelir.

İzdiham: Yazdığınız metnin bitmiş olduğunu nasıl anlıyorsunuz?
Yazdığım çoğu metnin aslında bitmemiş olduğunu düşünüyorum ben. Son noktayı koymuş olmam, çoğu zaman beni bile ikna etmez.

İzdiham: Okumaktan keyif aldığınız yerli yazarlar var mı?
Okumaktan keyif aldığım yazarların çoğu yerlidir. Yerli ve yeni olanı tercih ediyorum çoğunlukla. Ömer Faruk Dönmez, tekrar tekrar okuduğum bir yazardır. Güray Süngü’nün öykü ve romanlarını da hem dikkatle hem keyifle okurum. Peyami Safa, Orhan Kemal, Mustafa Kutlu, Orhan Pamuk, Ayfer Tunç gibi isimleri öncelerim okumalarımda.

İzdiham: Türkiye dışında başka bir ülkede yaşasaydınız bu hangi ülke olurdu?
Bazen Balkanlar ilgimi çeker, bazen İskandinavya. Bazen de bir Kuzey Afrika ülkesine heves ederim. Fakat uzaklara gidemeyeceğimi, başka bir ülkede yaşayamayacağımı bildiğimden olsa gerek, ısrar etmem, aklıma pek getirmem böyle şeyleri.

İzdiham: Sizi diğer yazarlardan farklı kılan nedir?
Muhtemelen öyle bir fark yoktur. Varsa bile bunu fark etmek belki yıllar sürecek.

İzdiham: Çay mı portakal suyu mu?
Açık bir çay.

İzdiham: Okurlarınızla aranızda bir gönül bağı var mı?
Tanısam severdim.

İzdiham: Yazarlık kurslarına inanıyor musunuz?
Nasibe inanıyorum. Kimin nasibi neredeyse oradan neşet eder. Kimi yazarlık kursunda keşfeder kendini, kimi okuduğu kitaplarda. Kimi hiçbir zaman farkında olmaz içindeki cevherin. (Alternatif soru: Siz yazarlığa inanıyor musunuz?)

İzdiham: En sevdiğiniz Edebiyat Dergisi hangisi?
Hatırası için Müdahale. El emeği göz nuru olduğundan dolayı Berhava. Müstefid olduğum için İtibar. Daha güzel tahayyül edelim diye Muhayyel.

 

 

İZDİHAM

İzdiham'ın 46. Sayısı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

 ‘İzdiham, zor zamanlar geçirdiğimiz bu süreçte umutlu bir kapakla karşınıza geliyor. Birçok güzel kalemin bir araya geldiği 46. sayımızda birbirinden ilginç konular, fark etmediğimiz alanlarda kalem oynatan yazarlarımız size kıymetli vakitler geçirecek bir sayı hazırladılar.

Sorun Varsa Umut da Vardır.

Bir Cevap Yazın