Hamuş Melike, Üzecekse Bu Adam Üzsün

İlk gün, tanışmanın olduğu o ilk gün. Aynaya bakarken tedirginim. Ya saçlarımın bir teli yanlış uçarsa diye. Uçarsa mahcup olurum. Seninle bulaşacağım için o gün iştahım kesilmiş, bir şey yiyememiştim. Seni bekledim, sen geciktin filme. İlk kez bu kadar bekletildim ömrümde, ama bu bana tatlı bir anı oldu. Geciktiğin için çikolatalar almıştın. Hayatta en sevdiğim iki şeyle beraberdin. Çikolata ve sinema. Geç girdik filme, yanıma oturdun. Başladı film.

Birkaç ay öncesinde hayranı olduğum o insan, bugün benimle aynı filmi izliyor. Heyecanımdan karnıma kramplar giriyor, bir üşüyüp bir terliyordum. O ise filme vermişti kendini. Sadece titrediğimi fark edip ceketini vermeyi teklif etmişti. İyiyim, deyip susmuştum. İçimde hayatımın en adrenalinli savaşı vardı. Sonra kolu koluma değdi, sıcacıktı. Gerçekti. Yanımdaki işte o adamdı. O adam. Hani aylar öncesinde sahnelerde dinlediğim, imrendiğim insan. Hani o çocukların kahramanı.

Ona bakmak istedim, yapamadım. O ise filmden büyülenmişti, benden değil. Sonuçta ben orada iki büklüm oturmuş, özgüvenini yutmuş bir kızdım. Ne onun kadar olgundum, ne onun kadar başarılı, ne de onun kadar rahat, hiçbiri değildim. Sonra bitti film, çok güzeldi dediğinde gözlerinin içi parlıyordu. Oysa ben vücudumla savaşmaktan izlediğimden de bir şey anlamamıştım. Çıktık o salondan.

Yağmur yağıyordu, ben titriyordum. Çıkardı ceketini giydirdi. Bir ömür taşımaya hazırdım. O bunu bilmiyordu. Onunla havadan sudan konuşuyorduk yürürken ama o çok sakindi. Yemek yerken elektriklerin gitmesine ne demeli? Ben şiir okumayı seviyordum, elbette muhabbeti bir şekilde bağlayıp okudum. Sevdim dedi, mutlu etti beni. Gitme bir de tatlı yiyelim, dedi. Ağzım kulaklarımda, seve seve. Yürüdük, oturduk bol bol konuştuk.

Gözlerin çok dolu. Tahmin ettiğimden fazlasın. Konuşamadım kendimce doyasıya.   Seni konuşmak istedim ama hep ben vardım masada. Ufak tefek uğraşlarım, yaptıklarım. İçinde bir acı vardı ama anlatmadın. Dertleşelim mi, dediğinde ben dökemedim içimi. Derindi yaralarım, benden korkmanı istemedim. Ağırsın, demenden korktum. İçimi net görüp gitmenden korktum. Hep öyle olmuştu. Erkekler yaşadıklarımı kaldıramamıştı, her şeye rağmen güçlü durmama tahammül edememişti. İçimdeki ses, senin farklı olduğunu söylüyor. Ama içimdeki ses kafamda da çok kuruyor. Ama hayal kurmak güzel. Hele de sen varken hayallerimde.

Kalkalım mı, dedim. Ayaklandık, yolu uzatıp yürüsek mi, dedin. Ama tir tir titriyordun. Kıyamadım ki, ceketin de bendeydi zaten. Yürüdük, ayrı metrolara binmeden bir kez sarıldık. Sonra bitti o ilk gün.

Günle beraber ben de bitmiştim. Karın ağrımdan eve gelince yataktan kalkamadım. Neydi bu yaşadığım şiddetli karın ağrım? Bilemedim. Ama fotoğraflarını telefonuma indirip arada bir bakmaya başladığım o son birkaç günde anladım ki özledikçe bağlanıyorum. Bağlandıkça da korkuyorum, ya kafamdaki kurguda kaybolur gidersem? Ya aslında ben platonik olmuşsam? Biz platoniklerin ahını çok aldık,  başımıza gelenlerin sebebini çok da aramaya gerek yok. Belki de biri dedi, inşallah çok sever de platonik kalırsın diye. Kim bilir?

Öyle biri gelir ki insanın hayatına, üzecekse de o üzsün deriz. Değer deriz. Öyle bir his işte, karın ağrımda yüreğime dolan. Hani işte, o his. Dilim demeye varmıyor ama ya aşık olmuşsam?

 

 

 

 

Hamuş Melike

İZDİHAM

 

 

 

 

 

izdiham dergi 42. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Yorumlar!

Bir Cevap Yazın