26 Mart 2021

Feyza Kartopu: Fantastiğin Sınırları İçindeyken Bile Sıradan Gerçekliğe Temas Arıyorum

ile ibrahim

Feyza Kartopu, Editör ve yazar. Sivas’ın bir dağ köyünde dünyaya geldi. Lisans eğitimini Karatekin
Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. Hacettepe Üniversitesi’nde
pedagojinin yanı sıra metin çözümlemeleri üzerine eğitim aldı. Yıllarca aktif olarak
öğretmenlik yaptı. Bir yandan da muhtelif dergilerde masal, öykü, deneme ve kitap tahlil
yazıları yazdı. Uzun süren sessizlik döneminden sonra, istifa ederek zamanının büyük
çoğunluğunu yazmaya vakfetti. Ağırlıklı olarak yazmaya yönelen Feyza Kartopu, bu sürede
pek çok kitabın da editörlüğünü yaptı. Halen çeşitli yayınevlerinde freelance olarak editörlük
faaliyetlerini yürütmekte, çocuk ve yetişkin edebiyatına dair çalışmalar yapmaktadır.

Yapıtları
Çocuk Romanı: Salyangoz Avcıları, Balkabağı ile Dünya Seyahati
Masal: Başka Bir Dünya



İbrahim Varelci:  Çocuk kitaplarının özünde ütopik bir dünya mı olmalıdır?

            Feyza Kartopu: Edebiyata olması gereken bir sınır çizmek, genelgeçer yargılarda bulunmak, bu böyledir yahut böyle olmalıdır, demek oldukça köşeli ve üstenci bir bakış gibi geliyor bana. Üstelik bu, sanatın bireysel yürüyüşüne de aykırı. Sadece çocuk edebiyatının değil, öteki edebî türlerin de bir “olmalıdır”a sığdırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Gidilecek yollar çeşit çeşit, herkes nasıl istiyorsa öyle yazar. Üstelik çocuk edebiyatı, bütün bu değişiklikleri daha kolay omuzlayabilecek bir alan. Yarattığınız evren bir ütopyaysa, yahut bir fantazya içinde gelip giden bir anlatımınız varsa çocukların bunu yadırgamayacağını bilirsiniz. Onlar, bir yetişkine oranla anlatıdaki gerçeküstücülüğü çok daha kolay benimser.

Tüm bunların içinde, benim durduğum nokta ise hayatla temaslı, fakat fantastiğin imkânlarından da yararlanan bir yerde duruyor. Weels’in fantastiğe olan yaklaşımı, benim kurmacadaki gerçeküstücülüğe bakışımı özetler nitelikte. Biraz uzun olacak ama yine de alıntılamak isterim. Şöyle diyor Weels, “Herkes ters yüz edilmiş insanlar ya da gülle gibi dünyalar yahut da tersine doğru işleyen bir yerçekimi icat edebilir. Bu gibi hayalleri ilginç kılan şey, olağanlaştırılması ve diğer tuhaf hikâyelerden katı bir biçimde dışlanmasıdır. Hikâye böylece insanî hâle gelir. Eğer domuzlar uçabiliyor ve bir tanesi çitin üzerinden sana doğru roket gibi geliyor olsaydı tipik soru ‘kendini nasıl hissederdin ve başına ne gelebilirdi?’ olurdu. Ya da aniden bir eşeğe dönüşseydin ve bunu kimseye söylemeseydin? Peki ya görünmez olsaydın? Ancak bir hikâyede çitler ve evler uçmaya başlasaydı ya da insanlar aslanlara, kaplanlara dönüşselerdi, hiç kimse bu sorulara cevap vermek için iki kere düşünmezdi. Her şeyin gerçekleşebildiği bir yerde hiçbir şey ilginç kalmaz.”

Gerçekliğin kırılmasından doğan şaşkınlık anı, Weels’in fantastik algısına benzetilebilir. Her şeyin olabileceği fantastik bir evren inşa ederseniz okuru şaşırtan, kullandığınız unsurları ilginç kılan da hiçbir şey kalmaz. Hikâyede her an, her şey olabilir. Bu da sürprize ve şaşırtmaya olanak tanımaz, diyor bir nevi Weels. Sanırım ben kendimi, bu tanıma yakın buluyorum.

İbrahim Varelci: Hayatın çıplak gerçekliğini çocuk edebiyatına nasıl dâhil edebiliriz ya da bu mümkün müdür? Örneğin Pandemiyi bir çocuğa hikâyesi şeklinde anlatmayı denediğimizi düşünelim, bu çocuk edebiyatının kapsamı dışında mıdır?

Feyza Kartopu: Elbette mümkün. Başta da ifade ettiğim gibi ben, fantastiğin sınırları içindeyken bile sıradan gerçekliğe temas arıyorum. Hayatın içindeki çıplak gerçeklik, tüm yönleriyle çocuk edebiyatına dâhil edilebilir. Bu nasıl olacak? Elbette sanatsal bir bakış ve “çocuğa görelik” ilkesi çerçevesinde. Bu, çocuk edebiyatıyla ilgilenen hemen herkesin daha ilk anda deneyimlemesi, nasıl uygulanacağını biraz içgüdüsel biraz da öğrenerek tecrübe etmesi gereken bir konu.

Çocuk, bir kayıp yaşadığında nasıl tanımlar bunu? Ya da ayaklarının dibinde az evvel hareket eden bir böcek, kıpırtsızca bekliyorsa şimdi, onu alanın ölüm olduğu nasıl anlatılır?

Wolf Erlbruch’un yazdığı Ördek Ölüm ve Lale ölüm temasını işleyen bir resimli kitap. Taş gibi bir konuyu, tüyden hafif, hatta mizahi denebilecek anlatımla yapar Erlbruch. Ölüm vakti gelen bir ördek üzerinden ölümle karşılaşma, anlama ve ölümü kabullenme temaları işlenir. Elbette örnekler çoğaltılabilir.

Sorunun diğer kısmına ise şöyle cevap vereyim: Daha şimdiden pandemiyi, virüsün hayatımıza etkilerini anlatan pek çok çocuk kitabı yayımlandı. Yerli ve çeviri birkaç resimli kitap, şu an benim kütüphanemde de var. Çıplak gerçekliğin, çocuk edebiyatında kendine yer bulduğunun belki de en hızlı örneklerinden biridir bu.

İbrahim Varelci: Karakterlerinizin doğayla iç içe, iyinin ve güzel olanın arayışında olduğunu görüyoruz. Bu arayışın köklendiği yeri nasıl tanımlarsınız?

Feyza Kartopu: Bütün karakterlerim için bunu söylemek doğru olmaz. Aksi halde tek boyutlu, tasarlanmış, plastik karakterlerin ortaya çıkması söz konusu olurdu. Daha önce belirttiğim gibi çocuk edebiyatında da hayatın yansımalarını görürüz. Değişen dünyayı ve insanı. Masallar, arketipler belki ayrı olarak değerlendirilebilir fakat modern çocuk kitaplarındaki karakterler aracılığıyla insanın her an içinde bulunduğu değişimini takip edebilmemiz mümkün.

Salyangoz Avcıları’ndaki Kanber Amca karakteri, çocuğun yanında duran bir karakter. Okurda bıraktığı etki olumlu. Fakat devamı olan Balkabağı ile Dünya Seyahati’nde Kanber Amca’nın değişen dünyaya ayak uydurduğunu görüyoruz. Mesafeli, gereğinden fazla meşgul ve yorgun. Okurun zihninde, bahsedilen karaktere dair olumlu hisler de doğal olarak değişir. Belki bu, bahsettiğim tek boyutluluğun bir izahı olabilir.

İbrahim Varelci: Macera türü, bir çeşit hayatı tanıma çabası mıdır? Çünkü macera, çocuk edebiyatının vazgeçilmez türü olarak karşımıza çıkıyor.

Feyza Kartopu: Çocuğu kitapla tanıştırdığımız ilk anlar; onun kitabı oyuncak olarak benimsediği, oyun ve eğlence ihtiyacını karşıladığı, dişini kaşıdığı, salyalarını akıttığı, temas ederek anlamaya çalıştığı bir nesne olarak karşımıza çıkıyor. Çocuk için kitap, keyifli vakit geçirmesine vesile olacak, dışarda ya da birtakım yerlerde karşılaştığı nesneleri iki kapak arasında görüp odaklanacağı araç bir nevi. Sonraki senelerde ise hikâye işin içine giriyor ve kısa anlatımlarla bu kez bir hikâye anlatıyoruz onlara. Resmin yanına tahkiye ekleniyor. Fakat kitap hâlâ keyifli vakit geçirilecek bir nesne. Çocuk için bu değişmiyor. İlerleyen yıllarda -çeşitli farklılıklar olsa da- küçük yaştaki okurların kitapla teması bu minvalde devam ediyor.

Sözü bağlamak istediğim nokta ise şurası: Kitapla böyle bir teması olan çocuğun, yani ona eğlence ve oyun aracı olarak yaklaşan okurların, kitaptan beklentisi bunu karşılaması yönünde olacaktır. Macera tam da burada devreye giriyor ve tam da bu yüzden önemli. Bir yetişkine oranla daha az deneyime sahip çocuklara anlatılan hikâyenin, herhangi bir aktarım yapmasını yahut mesaj vermesi arzuluyorsak “meseleyi” estetize etmek, kurmaca mesafesini iyi ayarlamak durumundayız. Aksi halde didaktik kaygıyla yazılmış, kötü metinlerle karşılaşabiliyoruz. Macera, bunu estetize etmenin yollarından yalnızca biri. Herhangi bir meseleyi, iyi bir macera eşliğinde sunup merakı diri tuttuğunuzda; çocuk, ona bir şey öğretildiğini hissetmeden hikâyeyi takip ettiğinde, hem kitapta kalmış hem de örtük öğrenme gerçekleştirmiş oluyor. İşte bu çok kıymetli.

İbrahim Varelci: Çocuk kitaplarını yetişkinler de okumalı mıdır?

Feyza Kartopu: Hep söylenir, “Çocuk edebiyatının alt yaş sınırı vardır fakat üst yaş sınırı yoktur.” Doğrudur da. Bu hususta resimli kitapların altını belki bir kez daha çizmemiz gerekir. Katmanlı bir konu, bir avuç sözcüğe indirgenecek yoğunlukta anlatılır bu kitaplarda. Sözcüklere dökülmeyen birtakım detaylar, hatta fazlası da resimler aracılığıyla… Bunun elbette yetişkinlerin dünyasında da bir karşılığı olacaktır. Yeter ki burun kıvırmadan, çocuk edebiyatı popülaritesinin şehvetine de kapılmadan ciddi okumalar yapılsın. Çünkü bahsedilen bir sanat eseri. Yazının ve illüstürasyonun iş birliğiyle çıkan harikulade bir eser.

İZDİHAM

Editör: İbrahim Varelci