Erdem Öztaşa, İnsan: bir kahkaha ya da acı verici bir utanç

Rüzgâr ısırıyordu suratımı soğukla beraber ve ben yürümeye çalışıyordum. Aklımda hep aynı nakarat… O nakaratın ortasında bir çizik hep… Ve yollar hep karmakarışık, insanlar bulanık, gökyüzü biraz daha karanlık ve yağmur yerine taş yağıyor sanki… Öyle yakıyor canımı… Ama yağmurdan ziyade kalbime yağan ateş yakıyordu canımı… Önümde bir karanlık yol vardı ve ben yürümeye çalışırken rüzgar geri itiyordu beni. Sonra beni geri geri çekiyordu bir şeyler… Hem rüzgar itiyor, hem arkamdan çekiyorlar, hem canım yanıyor. Yürüyemiyorum…

Durmak, çoğu zaman durmak… İnsanın kaderi bunun üzerine çizilmiş. Çünkü bizler, yani bizim talihimize mensup olan herkes, attığı her adımdan sonra iki adım geri gelmek ve durmak zorunda. Lenin’in kitabının ismi bile nedir: “Bir adım ileri, iki adım geri!” İşte biz fukara talihlilerin kaderi de bundan ibaret.

Durmanın verdiği huzursuzluk ve kalpte oluşan vehimler… İnsan tozmuş. Hadi ordan! Ne kadar da meraklıyız kendimizi aşağılamaya! Dünyadan büyük ama çap olarak şu küçücük kalp, hangi tozun göğsünde duruyor acaba?

Bizler makineleşmemeye çalıştıkça makine olduk ne yazık ki! Bizi sevdiklerimiz makineleştirdi çünkü hep durdurdular bizi! Bize hep sevdiklerimiz çelme takmadı mı? Her seferinde daha çok sevdiğimiz ve her seferinde daha çok kazık yediğimiz insanlar! Nietzsche’nin dediği gibi: “İnsan: bir kahkaha ya da acı verici bir utanç!”

İnsan acı verici bir utançtır… İnsan, bir kahkahadır… İnsan, gülünecek bir varlıktır. Sirklere gidip hayvanları seyretmek yerine insan izleyip gülmek daha mantıklıdır. Romantik bir filme gidip ağlamak yerine yine insanı seyredip ağlamak daha mantıklıdır. İnsan, utançtır çünkü ve bu acı verici utancın farkında da değildir çoğu zaman.

Sonra yolda rüzgarla beraber yürürken ne fark ettim biliyor musunuz? Rüzgâr, çevremdeki herkesin maskesini düşürdü. Rüzgâr, belki benim de maskemi düşürdü. Rüzgâr, iyi bir şey… Ve biz, yine ağlamalıyız. Her zaman olduğu gibi, çünkü başarılı olduğumuz tek alan: acı çekmek… Ve çekilen acıdan damıtılan kelimelerle oyun oynamaya çalışmak… Delirmemek için tek yapabileceğimiz: çekilen acıdan damıtılan nakaratlar olmalı.

“-H a y ı r! gel geri!
bütün işkencelerinle birlikte geri gel!
Tüm yalnızların en sonuncusuna
Hey, geri gel!
Bütün gözyaşı-derelerim
sana akıyor,
ve yüreğimin son alevi-“

Dedirten neydi Nietzsche’ye?

 

 

 

 

Erdem Öztaşa

İZDİHAM

 

 

 

 

 

İzdiham'ın 43. Sayısında sürpriz olarak Malkoçoğlu filminin arka perdesini yazan Cüneyt Arkın, Emmy Ödülü'nün sahibi Haluk Bilginer, en sevdiği türküleri liste halinde paylaşan Selda Bağcan yer alıyor. Birbirinden değerli edebiyatçıların ve edebiyatçı olmaya heves eden yetenekli gençlerin yer aldığı İzdiham inanılmaz güzel bir sayı ile karşınızda. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın