26 Nisan 2021

Doğan Hızlan, Türk Edebiyatının Bireysel Tarihi

ile onur

Bir ülkenin edebiyatının bütününü öğrenmek için, edebiyat tarihini okumak şarttır. Hiç kuşkusuz Türk edebiyatı için de geçerli bir yargı.

Edebiyat tarihleri ya bir kişi tarafından yazılır, ya da değişik dönemleri, değişik kişileri farklı uzmanlar yazar.

Tanıtacağım edebiyat tarihi bir kişinin yazdığına örnektir.

Prof. Dr. İnci Enginün’ün yazdığı iki ciltlik Türk Edebiyatı Tarihi’nden söz edeceğim.

Tek kişinin yazdığı edebiyat tarihinin bir özelliği, yargılarda, değerlendirmelerde bir tutarlılık taşımasıdır. Okur, araştırmacının, edebiyat tarihçisinin dünya görüşünü bu yaklaşımlardan çıkaracak, katılacak ya da karşıt düşünceyi üretecektir.

Çok imzalı edebiyat tarihinde, okur her dönemi, her akımı başka kişilerden okuyacak, bir çeşitlilik kazanacaktır.

İyi bir okur zaten edebiyat tarihini okuduktan sonra, orada sözü edilen yazarların metinlerini okuyacak, kişisel yargısını da oluşturacaktır.

İnci Enginün’ün iki ciltten oluşan edebiyat tarihlerinin başlıkları şöyle:

Yeni Türk Edebiyatı-Tanzimat’tan Cumhuriyet’e (1839-1923) ve Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı.

Yeni Türk Edebiyatı kitabı ile başlayacağım yazıma.

Enginün’ün önsözünden bazı cümleleri yazıma aldım, böylece okur, ileriki sayfalar için bir hazırlık yapma olanağı edinebilir: “Yeni Türk Edebiyatı Tanzimat’tan Cumhuriyet’e (1839-1923) adlı bu kitap, Tanzimat’tan sonra Batı edebiyatını tanıyanların, yeni bir edebiyat anlayışını geliştirmek amacıyla yazdıkları ilk eserlerden itibaren Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923 yılına kadar olan devreyi içine almaktadır.

MALZEME TÜRE GÖRE TASNİF EDİLMİŞ

Yeni Türk edebiyatı, yeni türleri de getirmiştir. Bundan dolayı ben kitabımda, malzemeyi türlere göre tasnif ettim.”

Enginün, Yeni Türk edebiyatını 1860’tan başlatılsa da, onu 1839’dan itibaren başlatmak gereğini ileri sürmektedir.

Gazete, makale ve yazarlar bölümü ile başlayan tarih, Türkçede Romanın Kaynakları ve İlk Örnekler’le devam etmektedir.

Hiç kuşku yok bu bölüm çok önemlidir, romanın bizdeki tarihini, gelişimini bu bölümden okursanız, Cumhuriyet döneminde yazılanları daha iyi anlayabilirsiniz, yazarların da gelişim çizgilerinde yol sürmeniz mümkün olur. Sanırım sıradan bir okur bile, bu bölümden bilinçli, bilgili bir roman okuru olma kimliği elde edebilir.

Servet-i Fünun, Fecr-i Áti’den sonra Tanzimat Sonrası Şiir başlığı gelmektedir.

Asrın Kapısında Doğanlar’ı okuduktan sonra, onların ilerideki edebi kimliklerini izlemek kolaylaşacaktır.

Tanzimat, Meşrutiyet döneminde tiyatro, tenkit türleri ile bu cilt tamamlanmaktadır.

Akademik bir anlayışla yazılmış bu edebiyat tarihini, adı geçen metinleri okuyarak zenginleştirebilir, boyutlandırabilirsiniz.

Bu bütün edebiyat tarihleri için geçerlidir.

Bu cildi okuduktan sonra Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’na başlayabilirsiniz.

Okuma yöntemi açısından, okurların bu kitabın bir edebiyat tarihi olduğunu unutmamaları gerekir. Genelde, edebiyat tarihi ile eleştirel yargılarla donatılmış bir kitabın türü ve işlevi karıştırılır.

Enginün, önsözünde, 2000’den sonra yazılanları ileriki baskıda ele alacağını, hattá kitabın planını bile değiştireceğini yazmış. Bunu, bir edebiyat tarihçisinin değişime açık tavrını simgelediğinden ötürü çok olumlu buldum. Sanırım 2000’den sonra kitaba alınacaklarla, edebiyat tarihi tamamlanacaktır.

CUMHURİYET DÖNEMİ 4 BÖLÜM

Sunuş’taki bir cümle, cumhuriyet dönemi edebiyatının çelişkili içeriğini özetliyor: “Cumhuriyet dönemi edebiyatı, maziyi inkárıyla, maziden yararlanmasıyla bizi dünden bugüne getirmekle kalmıyor, yarına da götürüyor; dünü, bugünü yargılarken yarını nasıl görmek istediğini söylüyor.”

Bu cilt de, dört bölümden oluşuyor: Şiir, Tiyatro, Hikáye ve Roman, Deneme.

Sözünü ettiğim cilt, 1920 öncesi doğumlular, 1920 doğumlular, 1930 doğumlular, 1940 doğumlular, 1950 doğumlular, 1960 doğumlular bölümleriyle son buluyor.

1950, 1960 kuşağının daha genişletilmesini öneriyorum, iki kuşak dilimi de, kendinden sonrakiler için önemli ipuçları taşıyorlar.

İnci Enginün’ün edebiyat tarihlerini okuyun. Bugünkü okumalarınızı temellendirmek için.

Ancak, ben yeni baskılarda 2000 sonrasını değerlendirmesini, cumhuriyet kaynaklarını daha da zenginleştirmesini, karşıtlıklara da yer vermesini bekliyorum.

Her Türk edebiyatı okurunun kitaplığında bulunması gereken bir kitap.

Tanzimat’ın Meddahı Ahmet Midhat Efendi

Yeni Türk Edebiyatı-Tanzimat’tan Cumhuriyet’e (1839-1923), Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı, İnci Enginün, Dergáh Yayınları

Ahmet Midhat’ın Namık Kemal’den farkı, yabancı romanlardan yararlansa da onları yerlileştirmeye çalışmasıdır. Ahmet Midhat’ın yerlileştirme yolu, anlattıklarının konusunu çevresinden alması, anlatım tekniğinde meddahları takip etmesidir.

“Realizm üzerine yazılan romanların her halde letafet ve hikmeti başkadır” diyerek Taaffüf’ü de bu yolda bir eser sayar.

Alexandre Dumas, Octave Feuillet, Richebourg, Gaboriau, Paul de Kock’tan “gáh tercüme gáh tanzir” ederek Türkçe’ye kazandırdıkları ile “romancılık sanatındaki çalışkanlığı”nı okuyucularına beğendirmekle iftihar eden Midhat Efendi, bu yazarlardan çeviriler de yapmıştır. Bu popüler yazarların eserleri sonraki yıllarda da -Servet-i Fünun yazarları da çevirirler- Türkçe’ye nakledilir ve Türk okuyucusu, Batı ile ilgili ilk duygu eğitimini büyük ölçüde bu örneklerden kazanır.

Bir kısmı örf, bir kısmı macera romanı olarak nitelendirilebilecek eserleri romantik ve hattá naturalist akımlardan (Henüz On Yedi Yaşında, Mihnetkeşan, Müşahedat) izler taşısa da, o asıl meddah ve halk hikáyeciliği geleneğine bağlıdır. Bundan dolayı hikáyesini anlatırken daima eserin şahıslarından biri olarak kendisi de bulunur veya varlığını hissettirir. Gaye eğlendirerek eğitmek olduğundan Midhat Efendi, arada bir anlattıklarını kesip, konu ile ilgisiz geniş açıklamalarda bulunur. Böylece, okuyucu bir manastırın nasıl yapıldığı hakkında ansiklopedik bilgiyi (Gönüllü) olduğu gibi, bir sefahatte harcanan paranın miktarını hesap pusulalarından (Henüz On Yedi Yaşında), hokkabazlık oyununun esaslarını öğrenir (Hayret).

İkinci Yeni ve şairleri

İkinci Yeni ortak bir hareket olmamakla birlikte, anlamsızlığı savunması, kelimeciliği, orijinal hayalleriyle 1957-1961 arası kendisini kuvvetle hissettirdi ve anlamsızlığı çözmeye uğraşmaktansa ne dediği açıkça anlaşılan ama şiir duygusunu kaybettiren, kalabalıkları kışkırtıcı bir şiir ihtiyacını ortaya çıkarmaya vasıta oldu.

Metin Eloğlu (Düdüklü Tencere), Oktay Rifat (Perçemli Sokak), Edip Cansever (Yerçekimli Karanfil), Cemal Süreya (Üvercinka), İlhan Berk (Galile Denizi), Turgut Uyar (Dünyanın En Güzel Arabistanı), Sezai Karakoç (Körfez), Kemal Özer (Gül Yordamı), Ülkü Tamer (Soğuk Otların Altında), Ece Ayhan (Kınar Hanım’ın Denizleri), Ercüment Uçarı (Et) bu hareket içinde yer alan şairlerdi.

Bu şairlerden bir kısmı ömür boyu kendi çizgilerini aradılar, kendilerini geliştirdiler. Bu akımdan da yine kendi kendisi olmayı bilen şahsiyetler ortada kaldı. Şiiri hayatının tek gayesi olarak alanlar önceki nesillere mensup şairlerle birlikte, şiirimize katkıda bulundular. Bir kısım şairler ise, sosyalist, komünist propogandasının aleti olarak birçok defa basılan kitaplar yazdılar ve adları şiir sanatının dışında “toplumsal savaşın öncüleri” arasında tanındı.

Doğan Hızlan

Hürriyet

İZDİHAM