Can Eseler Yazdı: Lümpen Şımarıklık Yükseliyor
Kendine değer veren kişi kaideleri olan bir dünyayı tercih eder. Çünkü hayat gerçekten sandığımızdan çok daha hızlı ilerliyor. Başarmak ve ailemizi taşımak için seçeneklerin bol olduğu bir yerde yaşamıyoruz. Dirlik ve düzenin çevreye hâkim olması bu tür sebeplerden ötürü kaçınılmazdır. Boş vererek yaşamamız da mümkün değil. Çünkü kendimizi düşünmesek bile ailemizi düşünmek zorundayız. Burası bir deney alanı: bütün sıkışmış ve modernitenin ana simgelerini göğsüne övünç nişanesi diye takan yerler böyle aslında.
Neler oluyor diyoruz çoğu kere bir arkadaşımızla konuşurken ya da haberlerde yine bir kıyım haberine denk gelince. Ne oluyor Allah aşkına? Korkunç bir hoyratlığın yükselişini izleyen bizler şaşkınız. Özellikle kendini iyi güzel doğru tarafta gören aziz dostlar için dünya, vahşi bir yere çoktan gitti. Kızılderilileri katleden beyaz adam o günden beri kendi vahşiliğini cümle cihana yaymak istiyordu evet. Ancak sosyal medyanın bu kültür emperyalizmi sayesinde gelinen nokta ortadadır. Tek tipleşme başlı başına bir büyük sorun iken, bir de yerine şımarık bir lümpenlikte buluşmak ne kadar trajikomik bir şey oldu değil mi? Olacağı mı buydu yoksa biz modellerken mi hata yaptık diye tartışmanın da bir çözüm sunamayacağı ortada. Bizim bir sorunumuz var. O da şımarık bir biçimde hem de hızlıca bir seviyesizlik yükselmekte. Sadece bununla kalsak yine iyi, bunun hemen peşine serserilik saldırganlık ve sevgisizlik yükseliyor. Bu yeni dönem insan için korkunç narsistik bir eğilimi getirdi.
En değerli şey insan olunca
Fransız ihtilali yahut Hümanizmin hızla yükselişi bir şey getirdi. Günümüz dünyasının temelleri de bu düşünce üzerine kuruldu aslında. Hümanizm insan ve Tanrı arasında olan hiyerarşik düzeni yerle bir etti. Kadim çağlardan 18. YY. kadar insan için temel kabuller hemen her coğrafyada benzer şekillerde seyretti. Bu seyre bir isim vermek icap ederse hiyerarşik sosyal düzen diyebiliriz.
Bu düzen içinde İnsan sürekli olarak ana güç kaynağının hemen altında onun temsilcisi ve dolayısı ile tabiatın emanetçisi olarak var oldu. Esasen insanın üstünde bir gücün olması onun için türlü faydaları barından bir şeydi. Bugün bu durumu daha rahat tahlil edebiliriz. Çünkü kanımca son iki yüzyılda yıktığımız bu temel kabulün yokluğu, bizi bu noktaya sürükledi. Yani bir efendisi olamayan insan için üstün olmak sonsuz bir la yüsellik ve Tanrılık hasletlerine sahip olmak gibi bir yola götürdü. Bu tabi ki, sadece öylece bir anda gelişmiş bir tutum değil. On yıllar boyunca insan güzellemesi yapılması insan da bir şımarıklığın belirmesi için yeterli bir süre. Lakayt bir biçimde her şeye hakkı olan insan için şımarmak ve lümpen bir noktaya gelmekte kaçınılmaz oldu. Seviyesizlik hangi boyutlara ulaşırsa o derece derin bir serserilik insana yükleniyor. Mutlak değeri insana atfettiğimiz sürece insan için bu kibirli yolu yürümek gayet makul bir hak olarak algılanabilir. Neden peki? Ben buna gayet basit ve ruhani olarak, nefsin insanoğluna yaptığı manipülasyon derim. Herhangi bir psikolog da kendi zaviyesinden bakacak olursa, cafcaflı bir hastalık ismi verebilir belki. Lakin sonuç aynı: şımarık insan Tanrının ya da devlet gibi organizasyonların boyunduruğu altında değilse geleceği tek nokta: hesap vermek zorunda olmayan, sonsuz isteklerini tatmin için elinden gelen ne kadar yöntem varsa devreye sokan bir despot. Sonuçta bir kere yaşayacak tek ve hür bir şekilde.
En değerli şey insan mı? Bu öyle bir soru ki, patron kim diye bir duyguyu bizde uyandırıyor. Cehaletten çok öte bir tehlike bu. İnsanın dünyaya ilk geldiği günden beri olmak istediği olgu belki. Tanrı olmak ve onun gibi hesap vermezlik makamında olmak hissi bizi gerçekten son derece karanlık yollara teşvik ediyor. Egosantrik kaygıları azgın bir ejderha gibi kişiliğini yakarken insan için şifası çok zor olan bir hastalık normalleşiyor. Kim olduğu ve neye hakkı olduğunu unuttuğu sürece insan için dünyada var olduğu bütün süreç bir kıyım ve katliam tehlikesini getiriyor.
Kabalık kazandırıyorsa iyilik nasıl yaşayacak?
Neden iyilik yapmalıdır insan? Kutsal olan nedir ya da bizler menfaatlerimizi bırakarak ne kadar yol gidebiliriz? Haklar hukukun olduğu kadar düşüncenin de konusudur. İnsan için hakkını almak tarihin başlangıcından beri kutsal bir eylem olarak öğütlenmiştir. Belki dünya tarihi içinde haklar ve bir paylaşım tarihi desek yeri var. Tek başına olamayan ve cemiyetle yaşamak zorunda olan insan için hakkını almak ve onu korumak en temel var olma biçimidir. Ben buradayım diyebilen yetişkin kişi için hakkını savunmak gayet beklenir bir durum. Peki, bu mücadele hangi yolla kazanılır? Ne yapmalı ki, adil ve kimsecikleri incitmeden kendimize bir yol bulalım?
Aslında burada düşüncelerimizi yönteme yoğunlaştıralım. Kabalık hoyratlık hatta saldırmak ne kadar normal bir hak arama yöntemi oldu fark ediyor muyuz? Bir hak arama yöntemi olarak kapanın elinde kalma uygulanırsa, toplumda düzeni sağlamak ve bir normalde birleşmek çokta mümkün gözükmüyor. Kabalık son yıllarda öyle baskın bir noktaya geldi ki, bugün iyilerin köşeye sıkıştığını görür olduk. Ne kadar vahşi uygulama ve ne kadar ahlaki çöküntü ürünü iş ve eylem varsa, uygulandığı takdirde kesin sonuca insanı götürüyor. Yalanın doğru karşısında daha fazla alkış almasını mı söyleyelim. Yoksa hakkın ilgası için harekete geçen birinin karşısında kendini savunmak durumunda kalan haklı olan kişiyi mi? Evet, böyle bir sorun var. Aslında yeni dönemde çok fazla görüyor olduğumuz gücün hegemonyası kadim dönemden beri süregelen bir hastalık. Bir bilmeme sorunu, bir tür cahillik ancak diploma ile silinmesi pekte mümkün olmayan cinsten. Hikmet ve merhamet gibi saf temiz olgular karşısında cehalet ve bencilliğin kazanması bugün bize bu lümpen serseriliği getirdi. Çünkü insana fısıldanan tek gerçek, keyifli bir hayat yaşa ve tüket. Bunu mutlak anlamda sağlamanın neredeyse tek yolu başkalarına karşı saldırgan bir tavırda olmak. Kaynakları paylaşmak bir merhamet ve medeniyet göstergesi evet. Ama nimetlerin hepsi benim olmalı düşüncesindeki kaba ve hoyrat dikenler kalbimize batarak bizleri öldürüyor. İnsan değerli olduğunu sadece hazları tatmin cephesinden kabul ettiği ölçüde vahşi ve zalim olmaya aday oluyor. Çünkü hazları tatmin için yaşamaya başlamak sonu olmayan bir yol dinmeyen bir ağrı. Nereye varabilirsin ki, sınırlı bir beden ve sınırlı kaynaklar olan bir dünya. Ya birinin tabağına tasallut edeceksin ya da kendi önündeki az diye hayıflanacaksın. Bir de hödüklüğün, rezilliğin en kazandıran şey olduğunu görünce, zayıf karakterler için o tarafa geçerek bunu bir başarı olarak kabul etmekten başka çare kalmıyor sanırım.
Kaba güç iyilik karşısında zor duruma düştüğü oranda, bir anda bütün dünyada iyi olmak gibi hasletlerde düşüşe geçmek zorunda kalıyor. Bir bütün olarak toplum iyiliği ayakta tutmak istiyorsa, evvelce kazanmak için usulün ne kadar değerli olduğu kavramalı. Bir şeye ulaşmak sahip olmak mühimdir ama ondan da maada ona nasıl ulaştığın en mühimidir. Yoksa hileli zarla kazanmak herkesin yapabileceği şey. Hüner o ki, eşit şartlarda yapmak istediğini başar. Bunu gelecek nesillere çok güçlü bir biçimde aktarmak gerekiyor. Ancak ne yazık ki, böyle bilgilerin kötü bir huyu vardır. Mektep ya da medresede öğrenmek mümkün değildir. Hayatın içinde bizler iyileri ödüllendirip kaba ve hileci karakterlerin yüzüne tükürmeyi başarabilirsek belki gelecek nesillere temiz bir miras bırakabiliriz. Aksi halde ders görmek sohbet ve nasihat ile çözülmesi mümkün değildir. Kabalık ve lümpenlik ile elde edilecek herhangi bir menfaati alkışlamaya devam edersek geleceğimiz nokta tabi ki genç yaşta birbirini öldüren bir nesildir. Daha kötüsü biri gayet masum iken diğeri korkunç bir vahşetle ona tasallut edip toplum buna susuyorsa, ya da sadece parası var diye birilerinin görgüsüzlüğü alkışlanacaksa, en kötüsü bunları şarlatan kılıklı tipler sosyal ağlarda anlatıp örnek teşkil edecekse, iyilik nasıl kazanacak? Diğerkâmlık, kahramanlık ve kişinin kendini bir kutsala adaması yoksa, hazların kurbanları iyilere saldırmaya devam edecek. Gün geçtikçe vahşetin ölçüsü artarak sürecek. Kazanmak tapınılası bir olgu olduğu sürece ona nasıl ulaşılacağının ne önemi var ki?
Bu saplantı karşısında toplumdaki iyi çocuklar güçsüz birer kurban olacaktır. Hatta daha kötüsü iyiliği kendisinin bile bir aptallık türevi olarak görülmesi mukadder. Bugün yaşayan bu deli gömleği giyen toplum bütün bunların habercisi. Artık önümüzde iki yol var: ya iyilik yükselecek ya da lümpen serserilik hepimizin hayatını belli ölçülerde işgal edip rahatsız edecek. İyilik, helallik ve dürtülere hâkim olma hali insan için bir ilerleme göstergesi iken, çağın bizi getirdiği yer hiç şüphesiz ilkel bir ağaç kavuğudur.
Hilebazlar nanik yaparken
Toplumda yaşayan iyilerin yaşam şansı her geçen gün daralıyor olabilir. Oyunu kurallarına göre oynayan dürüst oyuncular için, hilebazla mücadele etmek nasıl mümkün olacak? Hile yapmak, varacağın yere hiçbir kural dinlemeden varmaya çalışmak, hoyrat ve kural tanımazların en sinsi yöntemi. Hatta öyle bir noktaya gelinir ki, artık söylenen her söz hedefe yönelik, her hal ve davranış hile ve desisenin vücut bulmuş hali olur. Bunu bir yaşam biçimi haline getirmiş kendini bilmezler, kuralsız hayatlarını bir başarı biçimi olarak sunar. İşte tam burası iyilerin dünyası için ne kadar büyük bir tehdit. İyi olmak halinin kaybettirmesi toplumun çökmesi için ciddi tehlike. En azından bir tercih olarak iyi olmak halinin yaşayabilir kalması gerekmez mi?
Hilebazlar kendi başarılarını yöntemlerini hakir görmek bir yerde yapılması ya da uyulması gereken bir yol olarak algılıyor. Yaptığı türlü hileler ile kendini hak etmediği bir zirveye çıkartan lümpen ahlaksızlığın, insanlara bir başarı abidesi diye sunulması diğerleri için ne kadar acı bir yüzleşme. Zeki kabiliyetli ve ahlaklı olmak son devirde hiç bu kadar saldırı altında kalmamıştı. Seviyesiz ve gayri ahlaki yöntemleri kendine yol edinen birinin çıktığı başarı burcundan insanlığa nanik yaparak dalga geçmesi de cabası. Bizler böyle hoyrat biçimde hareket eden insanları izleyip uyarmak bir yana, acaba biz mi bir yerde hata yapıyoruz diyoruz. Oysa en doğrusunu bilsek de, o türden başarılar ile, maddi imkânlara kolayca kavuşan seviyesiz rezilliğe tepki bile koymakta zorlanıyoruz. Çünkü toplumun dürüstlük ve kendini bilme hallerini, ahmaklığa yakın bir değersizleştirmesi ile muhatabız. Hile yapanlar, seviyesizler ve dahası haydutlar maddiyat ve ilişkiler bağlamında yükseliyorsa, iyilik ve ahlakilik işgal altındadır.
Bunların ötesinde kibarlık ya da estetik zevklere haiz olan insanların cezalandırılması ile muhatabız. Kibar olmanın toplumda kazandırmayan bir olgu olmasını gördükten sonra hödüklere kabalıklara hatta canilere söz söyleme hakkımız kalır mı? Önce ahlakın ve maneviyatın kazandırması ve diğerlerini kesin bir biçimde elemesi gerekmez miydi? Toplumda yükselen lümpen bir serserilik mevcut. Bunun önü alınmazsa hızla bir normale doğru da evrilmesi muhtemel. Toplumdaki bireylerin yani bizzat halkın buna dur demesi belki kâbusu bitecek. Ancak bizler hilebazların kurduğu sirkin ışıltında körleşmeyi sürdürürsek, dünya kötülerin, vahşi ve saldırganların otlağı ve av havzası olmaya devam edecek.
Unutulmaması gereken bir hakikat: zulüm karşısında susan dilsiz şeytandır.
İZDİHAM DERGİ
Hepimiz Ölecek Yaştayız.

Lümpen şımarıklık mı yükseliyor, yoksa biz sadece algoritmanın vitrinine daha çok mu bakıyoruz emin değilim. Herkesin ‘çok özgün’ olduğu ama nedense birbirine bu kadar benzediği bir çağdayız. Derinlik zaten biraz demode kaldı; önemli olan iyi ışık, doğru açı ve bol özgüven. Yine de arada sahiciliğe denk gelince insan şaşırmıyor değil—meğer hâlâ varmış.