28 Eylül 2026

Can Eseler, Açgözlü Bir Yangın

ile izdihamdergi

Bir babayı düşün…  

Çocukları var, onlara iyi bir gelecek sağlamak isteyen baba helalinden kazanmalı. Kendi ahlaki dünyasından olayları izleyen bir insan için kazanmak ne kadar çetrefilli bir mesele. Ekmek çalmadan doyurmak sevdiğini ve kirlenmeden onuru ile yaşamak bu hayatı. Böylesi telaşları yaşayanlar bilir bu satırlarda hikâye edilen yangını.  

Kışın yanan bir sobanın hışırtısında oturup dedesinin dizinde yatan çocuk hangi masalları dinledi? Gece yatmadan önce maun suresini büyüklerinden dinleyen çocuklar için yetimler, düşkünler ve onlara destek vermek, fantastik bir kahraman hikâyesinden hep daha fazlası oldu. Zekâtı, iyiliği ve paylaşmayı küçük bir çocukken öğrenenler için kazanmak, her seferinde son tercih olacak. Bu bir yaşama biçimi zira iyilik ve paylaşma duygusunda hizalanmayı bilen için, birçok insanı ezerek elde edilen bir zafer, ne kadar serin bir sevinci getirebilir ki? Henüz küçük bir çocukken, annesi yan komşuya çorba götürüyorsa, babası az kazandığı gün aile hep birlikte verene şükredebiliyorsa, açların ve kimsesizlerin derdi dert olabiliyorsa, o çocuklar için kazanmak her devirde vicdani bir rahatsızlık ve döşte bir sıkıntı olacaktır.  

Şehrin ortasına apartman dikip üzerine kocaman Mülk Allah’ın yazan adamlar acaba kendi kardeşlerinin ne kadar hakkına riayet ederek o koca binaya sahip oldu bilinmez. Açgözlü ve saldırgan aile ilişkileri arasından sıyrılan görece başarılı bir amca için, hak hukuk diye bir ahlaki tutamak olamaz. Öyle bir amca kendi kardeşlerinin ve yeğenlerinin hakkına tecavüz etmeyi kafaya koydu ise, mutlaka kendi kısır zihninde makul bir gerekçe bulacak. Hatta diğer kardeşleri tembel, müsrif ya da karısı tarafından yönlendirilen bir kılıbık dahi olabilir.  

Kuzuyu yemeyi kafaya koyan kurt için makul bir sebep her devirde var oluyor. Kendi zihninde yaratıyor o düşünceyi açgözlü kurt. Açgözlü olmak peşinden kör olmayı da getiriyor. Açgözlü olan için her zaman bir ahlaki sığınak mevcut. O türden takıntıları olan insanlar kendi cinayetlerine dini ve ahlaki bir referans bulmakta zorlanmıyor.  

Belki de iyi olan kaybetmek 

Biz bu çağın fiyakalı kaybedenleri olmak için geldik.  

Kaybetmek iyidir. İnsanın iç dünyasında tehlikeli olan sürekli haklı sürekli kazanan olmak hali değil mi? Her konuda haklı olmak bir kula nasıl nasip olabilir? İnsanoğlunun gözü kazanılan küçük zaferler ile kör olmaya mahkûm. O sebeple kaybetmeyi bilenler için belki asıl büyük zafer çok sonra tecelli edecek. 

Öyle bir kaybediş ki, Kerbela gibi. Stratejik değildi Kerbela’da meydana inmek. Hesaplanan bir zaferin yerine haykıran bir yenilgiyi kabul etmek ne zaman unutuldu? Her zaman çok güçlü çok zengin ve her şeyin en iyisine layık olmak kimin iğvası olarak musallat oldu insana? Asıl kazanmanın süreçle ilgili olduğu fikri bizlere unutturuldu. Sonuç ne olabilir ki zaten? Ne kadar kazanabilir bir fani? Bir gün hepsini bırakıp gideceği bu ışıltılı gökyüzünün altında, değerli olan asıl olarak neydi? Dostluk ve paylaşmak varken, bu bir emir olarak bize bildirilmişken, bunca kitap, bunca vaaz edilmişken, hala ne kadar haris bir duyguyla sürükleniyor insan. Hırslarına köle insan, ölünce uyanacak bu kesin bir hakikat. Yoksullar için ise dert yok, zaten yoksullar. Belki yoksullar için ilerisi çok daha güzel olacak. 

Çünkü onur ve dik durmak gibi herkesin unuttuğu ama kaybedenlerin unutmadığı hakikatler var. Kazanmak bir övünçse, ona gidilen yol hesaplanmaz. Ancak kaybedenler için ahlaki sınırlar her şeyin üstünde. İşleri, ne olursa olsun sonuca götürme hırsını dindiren için bir uyanma hali belirir. Bu uyanma vaziyeti insanlık için bir umut. 

İyi olanın hala değer bulacağına dair bir ışık huzmesi olarak insanlığı selamlıyor. 

Bir umut hala olmalı  

Karanlığın katran gece olduğu bu son yüz yılda, iyiliğin en parlak zaferini görmek adına. 

Ağlamanın kahkahadan daha değerli olduğunu unuttu insan. Paylaşmanın kazanmaktan daha yüce olduğunu unuttuğu gibi. Kahramanlığın yeri geldiğinde ölüme yürümek ya da kullanmadığın malını olmayanla paylaşmak olduğunu fark ettiği gün dirilecek belki.  

Mantıklı ve hedefe matuf olanla, aşkın ve fedakâr olanın esaslı kapışması, dünyanın asıl konusu. Gününü gün eden ya da azıcık canının yanmasına katlanamayan için, böyle durumlarda her zaman garanticilik esas olacak.  

Bir de gerçek kahramanlar var ki, insanlık bir gün tükendiğinde böylesine hikâyeleri ile övgüye değer kalacak. Bir sürü evi ve bankada şişkin hesabı ile gidenler için hayat sadece içinden geçilen bir şey. Tıpkı kardeşleri ile sofraya oturan bir açgözlü gibi. Sürekli etin en yağlı ve güzel yerinden kaşıklayan, hızlı yiyen ve kardeşlerini lafa tutan açgözlü, karnını en çok şişirendir.  

Dünya ayartıcı cilveli bir fahişe. Nice genç delikanlıyı çığırından çıkarttı. Sen ben ya da başkası, bu mühim değil. Tebrik edilen ne ise insan ona meylediyor. Bugün insanlık için tekrar düşünülmesi gereken olgu ahlakilik olmalı. Bir yolda ilerlerken kullanılan yöntem sonuca etki etmiyorsa yazıklar olsun insana. Öylesi bir insan, ancak hayvandan aşağı olarak anılmaya layık. Kazanmak ya da kaybetmek ele geçirmek ile karışmış durumda. Günümüz modern insanı için ahlaki hiçbir bariyer, hikâyenin ayartıcı tarafının işmarına karşı işe yaramıyor. Bu gidişat sanki helak olan kavimlerin hikâyesi gibi. Belki de bir helakin hemen öncesindeyiz. Dünya önce açgözlü bir yangında tutuştu ise bunun ardı mutlaka gelecektir.  

Herkesin sadece kendinden sorumlu olmadığı bu insanlık hikâyesinde, aç ve fukaranın önünde avurtlarını löp etler ile dolduranlar elbet hesap verecek. Bir lahza daha insan kalmaya, sabra ve hakka sarılmaya cesaret edenler kazanacak. 

Buna inan…  

İZDİHAM DERGİSİ