Boris Pasternak, Doktor Jivago Kitabından Seçilen Bölümler

Gerçek yalnız başına aranmalıdır.

Dünyada bağlılığa değer ne kadar az şey vardır.

“Azizim senin bu anlattıklarına metafizik derler.Mideme dokunduğu için doktorlar bunu yasak ettiler bana.”
Tek tek bakıldığında insanların tüm bu hareketleri amaçlı,hesaplı ve soğuk görünüyordu. Ancak bir bütün olarak bakıldığında insanlar kendilerini birbirlerine bağlayan ve sürükleyen yaşam dalgalarıyla sanki sarhoş gibi görünüyordu. Herkes birtakım kaygılarla çabalayıp duruyor,mücadele ediyordu. Aynı zamanda derin bir aldırmazlık duygusuyla hareket ediyorlardı. Zaten bu duygu da olmasa belki de bu şekilde çalışamayacak, yaşayamayacaklardı.

“Ne derler…Annem onun… O annemin… Aman.. Bunlar çirkin sözler.Ben bunları ağzıma alamam. Peki ama bu adam bana niçin öyle kötü kötü bakıyor? Ben annemin kızıyım değil mi?”

“Dur. Bak sana ne düşündüğümü anlatayım. Her insanın içinde uyumakta olan bir hayvan vardır. Eğer bu hayvanı korkuyla zincire vurarak hapsetmeye çalışırsan,insanlığın simgesi eli kırbaçlı hayvan eğiticisi olur.”
İnsanları korkutan, sindiren şey gök gürültüleri ya da şimşekler midir? Hayır, insanlar imalı bakışlardan,sinsice yapılan dedikodulardan çekinirler.

Yaşam boyunca her şey karmakarışıktır. Bir örümcek ağını andırır bu karışıklık. İnsan bu ağın bir telini yakaladığında çekip kurtulacağını sanır. Halbuki teli çektikçe yeni bir tele dolanır. Yine de ağdan kurtulmak için çabalar,çabaladıkça da ağa büsbütün dolanır kalır.

“İnsan dişçiye bile giderken korkar. Benim dişim değil canım,tüm benliğim çekilip gidecek. Çok korkuyorum.”
İnsanlar kendilerine uygulamaya kalktıklarında algılama öldürücü bir zehir olur.

“Çok iyi niyetlisiniz, düşüceleriniz de çok güzel,ama şunu unutmayınız ki, karışıklık da kurulmasını istediğiniz düzen kadar normal bir şeydir. Yapılar nasıl yıkılıyorsa düşünceler de yıkılabilir ve yıkılmalıdır.” Yaşamak için en kolay yol herkes gibi yaşamaya alışmaktı.

Doğum anında ve sonrasında kadında bir yalnızlık duygusu vardır. İşte bu sırada erkeğin yapabileceği bir şey yoktur.

“İnsanların düşlerinde gördüklerinin, gündüz yaşayıp etkisinde kaldıkları şeyler olduğu söylenir. Ben bu konuda daha farklı düşünüyorum. Bana göre insanlar düşlerinde zamanında değer vermediği, üzerinde durmadığı şeyleri görür.”

“Sürekli hazırlık yapıyorlar. Neyin hazırlığı bu? Daha iyi bir yaşamın. Ama insanlar yaşama hazırlanmak için doğmazlar. Yaşamak için doğarlar.

Ömürleri makinelerin başında geçmiş olan bu insanlar sonunda kendileri de o makineler gibi soğuk ve duygusuz olmuşlardı.

Görünüşte Yuri serbestti. Ancak bu serbestliği uygulamayı bilemiyordu. Zincire vurulmamıştı, ayaklarına pranga da vurulmuş değildi. Dört duvar arasına da kapatılmamıştı ama gene de özgür hissedemiyordu kendini. Çünkü öyle olmadığını biliyordu.

“Hele şu yaşamın değiştirileceği sözüyse çıldırtıyor beni. Bu tür sözler işitince perişan oluyorum.Yaşamı değiştirmek! Ne kadar iddialı bir söz. Oysa yaşamı zerre kadar anlamamış olan bir insan ancak böyle bir laf edebilir. Bunlar yaşamın nasıl sürdüğünü,kalbinin nasıl çarptığını hissedemeyenlerdir.Onlar yaşamı kendileri tarafından işlenebilecek bir ham madde olarak görüyorlar.Düşünemiyorlar ki yaşam hiç bir zaman bir ham madde olmamıştır ve olamaz.”

“Oysa sizde insanları kurtarmak, onlara mutluluk,özgürlük getirmek -insanlar bunları istemeseler de- adeta bir saplantı halini almış.”

İkisinin de dünyaya olan küskünlükleri birbirlerine olan bağlılıklarının asıl nedeniydi.İnsanları saran yavanlıktan, tekdüzelikten, anlamsız ahlak duygularından nefret ediyorlardı.

“Ben içinde bir şeyler kırılmış olan biriyim.”

“Erdemin ne canı,ne de değeri vardır. Erdemli kişiler, yaşamın güzelliğindeki gizi anlayamazlar.”

“Nefret edersin ama bu nefretin içinde seni ona bağlayan çok güçlü bağlar olabilir.”

“Kaderin kitabında aynı satıra yazılıyız biz.”

“Karşılaştığımız en büyük felaket,kişisel düşüncelerin yerle bir edilmesiydi.”

“Bence felsefe, yaşama yavaş yavaş karışmalıdır.”

“Sevmek böylesine acı verici bir şeyse,bu acıya neden olan,kaynak olan kadın, kim bilir kendisi nasıl acı duyuyordur?”

“Çocuklar bizden çok daha farklı. Gerçekler onları korkutamıyor. Ya biz gerçeklerden ne kadar uzak yaşıyoruz. Sevdiklerimizi aldatıyoruz,hiç benimsemediğimiz şeyleri övüyoruz,anlamadığımız birçok şeyi de hemen kabullenebiliyoruz.”

Boris Pasternak

İZDİHAM

izdiham dergi 42. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın